Sana Sorular Biriktirdim…
Sana heybem de bir sürü sorular biriktiriyorum.
Nerede yüreğinin mumlarını söndürüyorsun?
Hangi şehir sana yetiyor, bensiz?
Hangi gülüşlere sunuyorsun benden (ç)aldıklarını?
Hangi ten saklıyor, teninde ki kayıp medeniyetimi?
Hangi satır başında geçiyor adım, alaycı da olsa?
Yoksa sende mi bu soruların cevabını ben de aramaktasın?
Ben mi nasılım?
Ben ki; tuzaklı mayınlarına basıp, parçalandım.
Yüzüstü yatıyorum toprağı kan kokan, ovalarında.
Mahremiyetini açtığın kucaklarda intihar oluyorum, senden habersiz…
Seni büyütmek korktuğum satırlarımda kendim büyümüşüm meğer…
Bu masalın sonunda gökten bir elma gibi adın düşüp, adımla mı birleşecek?
Şehrin morglarında bir Efsun yatıyor şimdi, yarı diri.
Gözleri açık, yüreği dilsiz. Ölmedi, ölemiyor. Ama yaşamıyor da!
Varlığından özür diliyorum, hala yokluğunda can çekiştiğim için…
Say ki;
Parmaklıklarımız zehirli tellerle örülmüştü…
Sana sarıl(a)madım…Beni sar(a)madın…