:) SHAKESPEARE
Eylül 25th, 2009Temel kütüphaneye gider. Shakespeare’nin bir kitabini ödünç almak ister. Memur sorar,
– Hangisini?
Bir süre sessizlikten sonra,
– Vilyum.
| Chat Sayfaları Chat Sayfası Sohbet Muhabbet Kanalları |
| www.Chatsayfalari.org Hoşgeldiniz |
Temel kütüphaneye gider. Shakespeare’nin bir kitabini ödünç almak ister. Memur sorar,
– Hangisini?
Bir süre sessizlikten sonra,
– Vilyum.
İnan dönüşüne bağLı değiLdi sevdamın ağırLığı. . !!
YokLuguna ve imkansızLığına direnmek Her $eyden daha anlamLıydı.
Eğer dönmeseydin Ne yapar ne eder GözLerin¡ tedarik ederdim bi yerLerden. .
Elini en karanLıklarda buLur tutardım. .
En azından oyuncağıyLa oynayan çocuk g¡b¡ Kırmadan, kırıLmadan Kendi kend¡me severd¡m sen¡. .
Artık dönmesende oLur herşeyin ¡k¡nc¡si yen¡Lg¡dir. . !!
Her dönüş ispâtıdır biraz daha kaybtmişL¡ğin. MaLuptur iLeriye bakamayan Bakamaz ki pişmanLığından . .
Onu tutar geride bıraktığı hEr neyse Dahada bağlanır ardında kaLan. .
TerkediLen çabuk büyür. .
Hüzün kaLana düşSede Pişmanlîk hep gidenin payına. .
AyrıLık zor zanââ†.
KimSe yüzde yüz güLemez KimSe yüzde yüz gidemez
Giden dönüyorSa sevdiğinden değiL
Kaybettiğindendir Ve aradığını buLamadığından..
Eski rüzğarLarın sözü geçmez terk ettikLeri dağLara. .
Geceye yen¡ şiirler gerek.. Gemiye yen¡ fırtına.. Her eyLüL’ e başka yağmur..KaLan’a †aze baharLar lazım. .
Ve gidene biraz yürek !!
KaÇanLar p¡şman ş¡mdi
KaLanlar sevmeye devam edecek..
ş¡mdi b¡z ayrıLdık ya
B¡ kaç gün sendeLeyerek yürürüm
Ayağım †akıLsada düşmem
Yine doğruLurum b¡l¡yorum.
Ya$adığım †üm a$kların üstüne
Ben artık vAZ //mı// geçiyorum. . .
Binmediğim hiçbir otobüs,
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde.
Gittikçe azalıyor hayat.
Neyi erken yaşadıysam,
Hep ona geç kalıyorum.
Sana göçüyorum her sonbahar.
Yolların çıkmıyor aşkıma.
Unuttuğun yağmurların adı saklımda.
Seni içimden terk ediyorum…
Susmaktan yoruldum.
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri, efkar demliyorum gözlerimde.
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum.
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi.
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp,
Seni içimden terk ediyorum…
Ne unutacak kadar nefret ettin,
Ne hatırlayacak kadar sevdin!
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin,
Biliyorum.
Beni hep bulmamak için aradın.
Yanılgımdın,
Yandığımdın,
Yangındın…
Sensizliğe yenilmek,
Sana yenilmekten zor olsa da,
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum…
Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık;
Tamamlayamadık bizi.
Elimden tutmadın yalnızlığımın,
Saçlarımı da uzaklarına gömdün.
İçimin mavisi senin okyanusundandı.
Al! Geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun.
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim,
Sana bensizliği terk ediyorum.
“Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın” demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?
Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin,
Acımı dindirecek olan da…
Ya öldür beni dedim,
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim.
Aldırmadın aldırmalarıma.
Bir gecede yakıp yarini,
Şafaklara sattın ihanetini!
Külüme basanlar bile utandı yaptığından.
İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum
Dedim ki: İster bir yazgı, yanılgı ya da bir hata olsun, ayrılık bir gerçek. Aşkın sonu değil bu, birbirimizi hiç görmeyeceksek bile hep seni seveceğim. Aşkımı yaşayamayacak olsan da, aşkımın yaşadığını bil.
Gündüzleri görmesen de yıldızlar hep vardır.
Dedin ki: Her ne olursa olsun yüreklerimiz bir yerlerde hep birbirine değecek. Ansızın bir ses, bir koku, bir gülümseme olup varacağım sana. Su gibi usulca, gizliden yürüyeceğim yüreğine. Bunu unutma…
Dedi ki: Sevgi su gibidir, yaşamsal ve tertemiz. Sevgi asla zarar vermez, yaralamaz insanı. Sevmekten acı çekmez insan, su da sevgi de ancak kirlendiğinde hasta eder insanı. Sevenler, yüreklerini temiz tutmalıdır.
Dedik ki: Doğrudur, sevgi insanındır ve insanın gücü kadar güçsüzlüğüne de yazgılıdır. Kanıyorsak, sevgimizin ölümcül yarasındandır,bundandır susuzluğumuz. Sevgiyi içimize gömmemizdendir suskunluğumuz. Ama susku da bir sözdür.
Dediniz ki: Susmak da bir şeyler anlatmaksa, susmak niye? Tohum yeraltına büyümez ki… Güneşin güneşliği, aydınlatması, ısıtması değil midir? Ama güneş te tutulur.
Dediler ki: Sevenler, sevgilerini yaşatamazsa, bu ölüm ince bir sızı bırakır. Sevgilinin sevgisi artık öldüyse, bu, seven için büyük bir acıdır. Sevenler yenilmiş ve kopmuşsa, bu, ikisi için de korkunç bir acıdır.
Denir ki: “derin acılar dilsiz olur”. Bir ölüm sessizliğidir ayrılığın ağıtı. Boşluğa çarpıp geri dönen, sahibini ezen bir sessizlik. Yine de, sessizliği parçalar sevgiyle çarpan bir yürek.
De ki: ölmeyen, öldürülemez olandır. Kimi, yüreğinden vazgeçerek yaşayacağını düşünür, kimiyse yüreğinden vazgeçerse ölür. Yaşamak için onu da öldürebilirsin, onu yaşatmak için kendini de.
Deme: “mutlu aşk yoktur” diye. Aşkı mutsuz kılan insandır. İnsanı ancak insan vurur.
Katle kendimden başladım!
Ne varsa geçmişten kalan,
Paramparça olmalı!
Anılarım mesela.
Gülüşlerim mesela…
Adınla yankılanan şiirlerim…
Teninde kuruyan gözyaşlarım…
Sonra yansıması yüzünün yüzümdeki…
Ve sırf yüzüme çarpan yüzüm yüzünden,
Derin bir darbe bıraktım hülyamda!
Hüzünlerimin ayak sesleriyle,
Çiğnendim!
Zanlı benim!
Faili oldum tüm senli hallerimin… Şimdi anlam vermeksizin akıttığım pınarlarım var…
Kan damlıyor parmak uçlarıma, fersizliğimden… An ve an ardımda çığlıklar yükseliyor.
Pişmanlık mı?
Sanmam…
Olmasını dilediğimin düşü bitti, olacaklar yaşanıyor..
Kabul ettim her halimi ben!
Halsizliğimi mesela…
Sensizliğimi…
Sonra hissizliğimi. .
Dedim ya,
Katilim ben!
BÖBREK TÜMÖRLERİ:Vücutta gelişen tümörlerin yüzde 3-5′i böbrek tümörleridir. Böbrekte gelişen bazı tümör tiplerinin başka organlarda görülmemesi ve kendilerine Özgü belirtiler vermesi dikkat çekicidir.
Böbrekte bu organın kendi dokusundan kaynaklanan tümörün dışında, başka organlarda gelişen tümörlerden sıçrayarak metastaz yapan, yani ikincil kanser odağı oluşturan tümörler görülür. Başta meme, akciğer ve mide olmak üzere bütün kötü huylu tümörlerin yaklaşık yüzde 8′i böbreklere sıçrar.
Böbrek tümörlerinin yüzde 90′dan fazlası karsinomdur. Yaygın olarak böbrek kanseri olarak bilinen böbrek karsinomlan, böbrek dokusundan gelişen tümörlerdir. Bağ ya da destek dokularının kötü huylu tümörleri olan sarkomlar ise çok daha az görülür. Bunlar liposarkom (yağdoku kanseri), ‘eiomiyosarkom (düz kas kanseri), rab-domiyosarkom (çizgili kas kanseri), anjiyosarkom (damar kanseri), fibrosarkomdur (lifsi bağdokunun kanseri). Nefroblastom olarak da bilinen Wilms tümörü hemen hemen yalnız çocuklarda ortaya çıkar. Kentlerde kırsal kesimden daha sık rastlanan böbrek tümörleri, erkeklerde kadınlardan Üç kez daha çok görülür. Görülme sıklığı yaş ile artarak 60 yaş dolayında en yüksek noktaya ulaşır,
NEDENLERİ
İnsanlarda nedeni bilinmemekle birlikte içerdiği dimetilnitrozamin nedeniyle sigara, fenasetin, kurşun ve kadmiyum gibi etkenlerin tümöre yol açtığı yolunda güçlü kanıtlar vardır. Hayvanlarda böbrek karsinomları virüs, aromatik hidrokarbonlar ve östrojenler kullanılarak oluşturulabilmektedir. Bir çeşit kemirici olan keseğenlere dietilstilbestrol denen bireşimsel östrojen verildiğinde tümör oluşması, bu tümörlerin hormonlarla ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Şimdiye değin yalnızca hayvanlar üstünde yapılan deneylerde gösterilen bu bağlantı, henüz insandaki tümör oluşumunu açıklayacak kesinlikte değildir.
Böbrek tümörlerinde görülen ilginç bir özellik tümör sıçramalarının çok ender de olsa, tümörlü böbrek çıkarıldıktan sonra kendiliğinden gerileyebilmesidir.
BELİRTİLERİ
Böbrek tümörleri genellikle erken belirti vermez. Tümörün başka bir amaçla yapılan cerrahi girişim sırasında rastlantısal olarak saptandığı durumlar hiç de az değildir. İdrarda kan (hematüri), ağrı ve ele gelen kütleden oluşan tanıya götürücü klasik belirti üçlüsü genellikle tümörün geç metastaz evresinde görülür.
Tümörün başlıca yerel ve genel etkilere bağlı belirtileri aşağıda sıralanmıştır:
• Yerel: İdrarda kan (yüzde 57), ağrı (yüzde 45), ele gelen kütle (yüzde 32). Olguların yüzde 11′inde bu belirtilerin üçü bir arada bulunur.
Genel: Kilo kaybı (yüzde 48), ateş (yüzde 15), kansızlık (yüzde 43), yüksek tansiyon (yüzde 15), akyuvar sayısının artması (yüzde 4), kanda kalsiyum düzeyinin artması (yüzde 4), kanda renin düzeyinin artması (yüzde 40). Olguların yaklaşık yüzde 7’sinde bu belirtilerin hiçbiri görülmez.
İNCELEMELER
İğneyle örnek parçanın alınması sırasında tümör çevre dokulara ve uzak organlara sıçrayabildiğinden yalnızca böbrekle sınırlı kalan tümörlere genellikle iğne biyopsisi uygulanmaz. Bu yöntem daha çok tümörün çevre doku ve uzak organlara sıçradığı olgularda kullanılır. İyi huylu böbrek kistlerinden aspirasyon (emme) iğnesiyle alınan örnekler yüzde 100 kesin tanı koyma olanağı sağlar. Karın röntgeni başlıca radyolojik incelemelerden biridir. Bu yöntemle böbreklerin yerini, boyutlarını, sınırlarını, varsa kalsiyum çökelme yerlerini ve taşlarını belirlemek olanaklıdır. Kütlesel lezyonlan ortaya çıkarmada ilk kullanılacak yöntem ürografidir. Kütlenin tümör mü yoksa kist mi olduğu ultrasonografiyle anlaşılabilir. Ultrasonografi sonucu kist olarak belirlenen kütleden iğneyle çekilen sıvıda hücre incelemesi yapılarak kiste ilişkin bilgi elde edilir. Kütlenin tümör yapısında olduğu durumlarda ise bazen böbreğe anjiyografi uygulanması gerekir.
Anjiyografi kan damarlarının kontrast madde yüklemesi yapılarak görüntülenmesi yöntemidir. Bu yöntemle küçük boyutlardaki böbrek karsinom-ları bile saptanabilir. Anjiyografi aynı zamanda tedavi programının belirlenmesi için gerekli bilgileri sağlar. Tümörün yeri ve sınırlarına ek olarak, kütlenin damar yapısı, tek ya da iki yanda bulunması ve toplardamarlara sıçrayıp sıçramadığı ortaya çıkar. Bilgisayarlı tomografi (kesit görüntüleme) tümör tanısında ayrıntılı, kesin ve geride belirsizlikler bırakmayan bir yöntem olarak büyük üstünlükler taşır. Bu yöntem aracılığıyla böbrek çevresindeki yapılara yayılma, yakın ya da uzak organlara sıçramalar belirlenebilir. Sintigrafi tümörün kemik ve karaciğere sıçradığı ileri evrelerde kullanılan bir tanı yöntemidir. Belirti vermeyen bir böbrek kütlesinin alet yardımıyla tanısında göz önünde tutulması gereken bazı noktalar aşağıda belirtilmiştir:
• Olguların yüzde 70′inde kütle iyi huylu böbrek kistleri, yalnız yüzde 5′inde kötü huylu tümörlerdir.
• Yapılacak kan tahlilleri arasında sedimantasyon ve kreatinin temizlenme hızı, hematokrit, üre, kalsiyum ve alkali fosfa-taz düzeylerinin belirlenmesi sayılabilir.
AYIRICI TANI
Başka birçok hastalık durumunun birlikte bulunması böbrek karsinomunda tanıyı zorlaştırır. Böbreğin dış ya da merkez bölgelerinde görülen tek kistler çoğu zaman karsinomla karıştırılır.
Ayırıcr tanıda anjiyografi, ürografı, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi büyük önem taşır. Kist duvarında kalsiyum birikintilerinin bulunması tipik bir özelliktir ve kisti tümörden ayırmaya yardımcı olur. Körbağırsak tümörleri sağ böbrek tümörlerini taklit edebilir. Ama daha hareketli olmaları ve kontrast madde verilerek çekilen röntgende tipik bulgular vermesiyle böbrek tümörlerinden kolayca ayırt edilir.
Ekinokok larvalarının oluşturduğu içi sıvı dolu kesecikler (kist hidatik) laboratuvar incelemeleriyle böbrek tümöründen ayrılır. Dalak büyümesi, dalakta birincil tümörler ve kötü huylu lenfom gibi dalak hastalıkları da böbrek tümörilyle kanşabileceğinden ayırıcı tanıda aöz önünde tutulmalıdır.
GİDİŞİ VE KOMPLİKASYONLAR
Tümör birçok yoldan çevreye yayılabilir. Böbrek kapsülünü aşarak doğrudan böbrek çevresi dokulara, böbreküstü bezlerine, pankreasa ve olguların yüzde 30′unda bağırsağa sıçrayabilir.
Lenf yoluyla yayılma önce böbrek Çukurunda, bel ve aort çevresindeki lenf düğümlerinde görülür. Buradan göğüs lenf kanalına ulaşan tümör hücreleri daha sonra boyun lenf düğümlerine sıçrar.
Lenf kan yoluyla yayılma, göğüs lenf kanalına ulaşan tümör hücrelerinin buradan üst anatoplardamara ulaşmasıyla gerçekleşir. Kan yoluyla yayılma daha da önemlidir. Böbrek toplardamarını kaplayan tümör, alt anatoplardamara geçer. Ayrıca kan akış yönüne karşı ilerleyerek alt anatoplardamar ve böbrek toplardamarından omurga çevresindeki toplardamarlara sıçrayabilir. Burada kapı toplardamanyla (vena porta) oluşan bağlantılardan geçen tümör hücreleri metabolizma ürünlerini mide, bağırsak ve dalak gibi organlardan karaciğere taşıyan bu büyük toplardamar sistemine girer. Gene alt anatoplardamar yoluyla kalbin sağ kulakçığına, buradan da akciğerlere geçerek atardamar dolaşımına yayılır. Böbrek tümörlerinin birçok yayılma yolunun bulunması doğal olarak bu tümörlerin uzak organlara sıçrama olasılığını da yükseltmektedir. Yayılma ve sıçramadan etkilenen organlar sırasıyla lenf düğümleri ve akciğerler (yüzde 55), karaciğer (yüzde 33), kemikler (yüzde 32), böbreküstü bezleri (yüzde 19), Öbür böbrek (yüzde 11), beyin (yüzde 6), dalak (yüzde 5), kalınbağırsak (yüzde 4) ve deridir (yüzde 3). Tümörün en sık yol açtığı komplikasyonlar böbreğin çıkarılmasıyla gerileyen yüksek tansiyon, karaciğer toplardamanyla alt anatoplardamarın tıkanması ve sperma-tik kordon damarlarının ani genişlemesidir (akut varikosel). Varikosel sol spermatik toplardamarın tümörle kaplanmasına bağlı olarak gelişir. Bu tip varikosel hızla ilerlemesi ve hastanın oturma konumunu değiştirmesiyle küçülmemesi gibi özellikleriyle iyi huylu varikoselden ayrılır.
Hastaların üçte birinden fazlasında, uzak metastazlar (sıçrama) yapmış böbrek tümörü, bulunduğu yere göre değişen belirtiler verir. Bu belirtiler erken tam için önemli olmakla birlikte böbrek tümörlerinin yalnız yüzde 5′inde ilk klinik belirtiler metastazlardan kaynaklanır. Tanı konulan hastaların yaklaşık üçte birinde tümör çoktan yayılma yapmıştır. Tümör sıçramalarının en sık rastlanan klinik bulguları, tümörün yayılma yollan göz önünde tutularak kolayca önceden kestirilebilir. Ama özellikle akciğer, kemik ve beyne sıçrama durumu araştırılırken, organlann birincil tümörleriyle karşı laşma olasılığı gözden uzak
BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)
Tümöre bağlı olarak böbreğin alındığı olgularda 10 yıllık yaşam beklentisi oranı yüzde 18-23 arasında değişmektedir. Bu kötü sonucun nedeni büyük ölçüde hastalığın sinsi ilerlemesinden kaynaklanır. Tümörün ilk belirtileri genellikle dikkat çekmez ve belli bir süre sonra, belki yıllar sonra tanı konduğunda, göz ardı edilen ilk şikâyetlerin tümöre bağlı olduğu anlaşılır. İlk belirtilerin ortaya çıkması ile tanı arasında ortalama iki yıl geçmektedir. Bu durumda tümör oldukça irileşerek ortalama 5-7 cm çapa ulaşmış, genellikle lenf düğümlerine sıçramış ve toplardamara yayılmıştır. Tanıdaki bu gecikme göz önüne alınırsa yukarda verilen oranlann
İncelemeler
Radyolojik inceleme yöntemlerinden ürografi böbreğin biçim bozukluğunu açığa çıkararak kesin tanı koymaya yardımcı olur. Bazen böbreğin işlevsel olarak devre dışı kaldığı durumlarda, ultra-sonografi daha kesin bilgi sağlar. Ayrıca atardamar filmiyle tümörün sınırları ve damarlanmasma ilişkin cerrahi nitelikte bilgi elde edilir. Bu yöntemle aynı zamanda karaciğere olası sıçramalar da ortaya çıkarılır. Anjiyografi, yani damarların kontrast madde verilerek gö-rüntülenmesiyle elde edilen bilgiler, bilgisayarlı tomografi (kesit görüntüleme) yöntemiyle de sağlanabilir.Hastaya zarar vermeyen bir inceleme yöntemi olan ultrasonografi böbreğin işlevsel olarak devre dışı kaldığı olgularda kesin tanıya götürür. Ayrıca karaciğere sıçramalara ilişkin değerli bilgiler sağlar. Nefroblastomlu bir bebeğe klinik yaklaşımda, tümörün her iki böbrekte de bulunma olasılığı her zaman göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenle yapılacak incelemelerde ya da tümörlü böbreğin çıkarılması sırasında, görece sağlam görünen böbreği de dikkatle kontrol etmek gerekir.
Laboratuvar incelemelerine gelince, hematokritin genellikle normal olduğu görülür. İdrarda bol kan bulunması kansızlığa yol açabilir. Alyuvar yapımını hızlandıran bir hormon olan eritropoie-tinin arttığı durumlarda kanda alyuvar sayısı yükselir (polisitemi). Böbrek işlevlerine ilişkin göstergeler genellikle normaldir. İdrar tahlilinde kan ve daha az sıklıkta protein görülür. Karaciğerin tümör sıçramasına bağlı olarak aşırı ölçüde çalışamaz duruma geldiği olgular dışında, karaciğer işlev testleri de genellikle normal sonuçlar verir. Bazı olgularda görülen laktik dehidrogenaz düzeyindeki artış tümör dokusunun öldüğüne işaret eder. Alyuvar sedimentasyon hızı yüksek bulunabilir.
Tümörün Gidişi ve Komplikasyonlar
Böbrekte oluşan nefroblastom saptandığı sırada, tümör genellikle yalnızca bu organla sınırlıdır. Tümörün çevre dokulara sıçradığı durumlarda yayılma, lenf yoluyla böbrek çukuru lenf düğümlerine ve aortun bel bölgesi çevresinde bulunan lenf zincirine ulaşmıştır. Ender olarak göğse ve özellikle sol köprücük kemiği üstü lenf bezlerine sıçrama görülebilir. Nefroblastom başka organlara genellikle kan yoluyla yayılır. Tümör geliştikçe gerçekleşen bu sıçramalardan en çok akciğerler etkilenir; karaciğere sıçramalar da az değildir. Hastalarda böbrek çıkarıldıktan sonra da tümörün yinelediği olgular bildirilmiştir. Bu nedenle nefroblastom olgularında ameliyat sonrası düzenli tıbbi denetim büyük önem taşır.Akciğer sıçramalafımn erken tanısı için düzenli akciğer röntgeni çekilerek hasta denetim altında tutulur. Daha seyrek olarak kemik ve beyne sıçramalar görülebilir. Bu durumlarda hastada görülen açık belirtiler genellikle tanı koymaya yeter. Tedaviden sonra tümörün yeniden ortaya çıkma olasılığı göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.
Tedavi
• Genel ilkeler- Böbreğin alınmasına yönelik cerrahi girişim tedavinin temelini oluşturur. Ameliyat sonrası uygulanan ışın tedavisi ve kemoterapi son zamanlarda tümörün tedavisinde olumlu sonuçlar vermiştir.
İkincil tümörün genellikle akciğer gibi tek bir odakta görüldüğü durumlarda bu odağın cerrahi girişimle çıkarılması yoluna gidilir. Bu yöntem özellikle ikincil tümör uzun bir süre sonra gelişmişse uygulanır. Söz konusu olgularda genellikle iyileşme sağlanır. Sıçramanın birden çok odak oluşturması hastalığın gidişini kötüleştirmekle birlikte kemoterapi ve ışın tedavisinin birlikte kullanılmasıyla hastanın daha uzun süre yaşatılması, ender olarak da iyileştirilmesi olanaklıdır.
• Yan etkiler- Böbreğin alınmasından sonra komplikasyon çok seyrek görülür. Bunlar karın cerrahisinin yol açtığı komplikasyonlara benzer. Ameliyat sonrası dönemde idrar yollarının iltihabına sık rastlanır. Bu nedenle ameliyattan sonraki birkaç ay boyunca düzenli biçimde idrar kültürü yapılarak, enfeksiyon olup olmadığı denetlenir.Işın tedavisi, birkaç ay sonra bile mekanik bağırsak tıkanıklığı sendrom-lanna yol açabilir. Bu olgularda yeni bir cerrahi girişim gündeme gelir.Tümörlü böbreğin çıkarılmasından sonra geride kalan böbrek olağan böbrek işlevlerini kolayca üstlenebilir. Karnın sağ yarısına ışın tedavisi uygulandığı durumlarda karaciğer büyük ölçüde etkilenir ve ışınlara bağlı karaciğer iltihaplanması gelişebilir. Bunun sonucunda karaciğer ve dalağın büyümesi, karaciğer işlevlerinin bozulması, trombosit sayısının azalması gibi belirtiler ortaya çıkar. Işınların etkisinde kalan karaciğer bölgeleri, karaciğer sintigrafisinde “soğuk alanlar” olarak görünür ve bu görüntü tümör sıçramasıyla karıştmla-bilir. Küçük bebeklerde karnın bütün bölgelerine ışın verildiği durumlarda ağır ishal görülebilir. Bu durumda tedavinin kesilmesi gerekir. Ayrıca süt ve tahıllarla alınan glüten, beslenmeden çıkarılmalıdır. Işın tedavisinin geç ortaya çıkan başka bir komplikasyonu olan skolyoz (omurganın yanlara doğru çarpıklığı), omurların da ışına tutulmasıyla önlenebilir. Işın tedavisi kanun yan kısımlarında küçülme ve göğüs kafesinde biçim bozukluklarına da yol açabilir. Sağlam böbreğin ışın aldığı olgularda seneler sonra da olsa ışına bağlı böbrek iltihabı (nefrit) gelişebilir.Böbrek tümörleri vücutta oluşan bütün tümörlerin % 2’sini oluşturmaktadır. Ancak böbrek tümörlerinin % 9O’ı habis özelliktedir. Habis böbrek tümörlerinin % 85′i adenokarsinomdur. Böbrekte gelişen adenokarsinom, böbrek tüplerinin epitelinden kaynaklanmaktadır. Böbrek adenokarsinomunun diğer adları “Hipernefrom” ve “Gravritz tümörü” dür.Böbrek adenokrasinomu genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde, kadınlara oranla iki kat daha sık görülmektedir. Habis böbrek tümörleri, çoğunlukla kan yoluyla erkenden metastaz yapmaktadırlar (başka organlara sıçramaktadırlar). Metastaz en sık akciğerlere olmaktadır. Karaciğer, kemikler, beyin, diğer böbrek ve diğer organlara da metastazlar olabilmektedir. Kemiklere metastaz yapmış tümor, bulunduğu bölgede kemik erimesine yol açmaktadır. Böbrekteki habis tümörlerin belirtileri hematüri, belde küt ağrı, böbrek bölgesinde şişlik ya da kitle hissi, anemi, halsizlik ve zayıflama biçimindedir. Hastalığın tedavisi cerrahidir. Habis böbrek tümörlerinin yaklaşık % 10′unu ise böbrek adenosarkomudur. Bu tümörün diğer adı ise “Wüms” tümörüdür. Wilms tümörü çocuklarda ilk 1-10 yaş arasında görülür. En sık ise 1-3 “yaşları arasında ortaya çıkmaktadır. Tümörün en özgün belirtisi ilgili bölgede şişliğe yol açmasıdır. Genellikle anneler çocuklarını yıkarken elleriyle tümörü hissederler ve bu nedenle çocuklarını doktora götürürler. Bazen de böbrek bölgesindeki şişlik dikkati çeker. Tedavi cerrahi olarak böbreğin çıkartılması ve ameliyat sonrası ışın tedavisidir.
Lazların atölyesinde bir iş kazası olmuş ve bir Lazın parmağı kopmuş. Lazlar hemen ilk yardım yaparak kopan parmağı bir buz torbası içinde hastaneye yetiştirmişler. Koşarak cerraha parmağı vermişler. Parmağı alan cerrah :
– Güzel, parmağa birşey olmamış. Hasta nerde?
– Ne hastası? Onu da mı getirmemiz gerekiyordu?
Laz kola otomatiğine gitmiş, para atıp düğmeye basmış ve kolasını almış. Bir para daha atmış, yine düğmeye basmış ve yine kolasını almış. Bunun üzerine heyecanla arkadaşlarının yanına gitmiş ve :
– Çabuk bütün bozuk paralarınızı verin, bugün şansım çok iyi!
Temel bi gun kahveye girmis. Ustu basi yirtikmis. N’oldu diye sormuslar.
Temel: “Kaynanami gomduk.”
Kahvedekiler: “Iyi de bu halin ne?”
Temel: “Biraz direndi de.”
Dort kaplumbaga piknige cikmaya karar veriyorlar. Erzaklari hazirlayip yola koyuluyorlar. Bir yil, iki yil, bes, on yil derken 30 yil sonra piknik yerine variyorlar. Hemen erzaklari cikariyorlar, gazozlar, yiyecekler, hersey ortaya cikiyor.
Gazozlar da sise gazoz. Ve acacak YOK! Tek cozum, birinin eve gidip acacagi alip getirmesi. Dogal olarak en genc kaplumbagayi seciyorlar. Genc eleman:
– “Giderim, ama bir sartim var.” der ve ekler.
– “Buradaki yiyeceklerin hicbirine ben gelinceye kadar dokunulmayacak.” Digerleri de bunu kabul eder. Elemanimiz yola cikar. Aradan bir, iki, on, yirmi yil gecer. Bu arada yasli kaplumbagalardan birisi fenalasir, ölmek uzeredir. Arkadaslari ne yapsa faydasiz. Kaplumbaga’nin son dilegi olup olmadigini sorarlar. O da:
– “Gerci genc kaplumbagaya soz verdik ama, suradaki sarmalardan bir tanesini yesem olur mu?” der. Digerleri de kiramaz ve:
– “Elbette!” diyerek, sarmalardan birini verirler.
Tam agzina atacagi sirada genc kaplumbaga calilarin arasindan firlar ve:
– “Gitmiyorum iste, gitmiyorum!”