:) YANINA NE ALIRDIN?

Eylül 30th, 2009

Üç mahkum cezaevi yolundadır. Herbirine, hapiste gecirecekleri gunler icin yanlarında tek bir eşya getirmelerine izin verilmistir. Otobuste, biri digerine doner ve sorar:
Eeee sen ne getirdin ?
Diger mahkum bir boya kutusu cikarir ve bununla her şeyi boyayabilecegini soyler.
Ikinci mahkum bir deste iskambil kagidi cikarir Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kagit oyunu oynayabilirim.
Ucuncu mahkuma merakla sorarlar:
Sen ne getirdin ?
Adı Temel olan üçüncü mahkum bir kutu çıkarır ve gülerek :
Bu orkidleri getirdim. der.
Diger iki mahkumun kafasi karışır.
Merakla sorarlar :
Bunlarla ne yapabilirsin ki ?
Temel sırıtır ve elindeki kutuyu göstererek,
Kutuda yazdığına göre, bunlarla Ata binebilir, Yuzmeye gidebilir, hatta paten kayabilirmişim.

:) KEDİ

Eylül 30th, 2009

Adam iş için kasabaya giderken bakmış derenin kenarında Laz komşusu bir kedi yıkıyor. Adam Laza :
– Bak o kediyi yıkıyorsun ama sonra hayvanı öldürürsün.
– Birşey olmaz merak etme.
Adam bunun üzerine kasabaya devam etmiş. Birkaç saat sonra dönüş yolunda bakmış ki Laz komşusu toprağa birşeyler gömüyor. Adam dayanamamış ve :
– Demiştim ben. Yıkaya yıkaya öldürdün hayvancağızı değil mi ?
– Hayır hayır yıkarken değil, sıkarken öldü.

Acıyı görmek mi istiyorsun?

Eylül 27th, 2009

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Dudaklarımda söyleyemediğim sana ait duyguları,
Bana her fırsatta bıraktığın yokluğunun acısını fark edeceksin.
O zaman anlayacaksın acının sende ne kadar masum durduğunu.

Ayrı yetişmiş güllerin birbirine hasreti gibi,
Umutla kurudum sensiz.
Ve sen hiç gözlerime bakıp beni sevdiğini söyleyemedin.
Oysa sırf bu kelime için kurduğum hayallerdi beni hayatta tutan
Bir boşluktan içeri girdim her gece,
Senli düşlerden sensiz karanlıklara süzülür gibi.

Ellerin nasıldı? Küçük müydüler? ve parmakların ince uzun mu?
Parmaklarını parmaklarımın arasında hissedip,
Seninle sahil boyu denizi hiç fark etmeden bir birimize bakıp yürüyemedik.
Gözlerinin yeşilinde geleceğe dair hayaller kuramadan,
sadece umut ettim gözlerini görebilmeyi.
Ve o gözlerinde ki ışıltıyla karanlık gecelerime yol göstermeni istedim.

Acıyı görmek mi istiyorsun.
Gözlerime bak!
Ve yaşanmamış boşa geçen anların hüzünlü şiir’ini oku,
Kirpiklerinden sıyrılıp yanaklarına düşen dizelerimde.

Bensiz yattığın o yataklarda benli hayaller kurma artık.
Sabahlara merhaba derken beni seven bir şair var deyip gurur duy sadece.
Ve hiç bilme o şairin senin için her gün defalarca öldüğünü.
Ve bil ki insan sevdiğiyle beraber olacak mahşerde.
Tek avuntum bu şimdilik.

Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben,
Ben seni bu dünyalık mı sevdim sandın?
Ölüm’müş,terk edilişmiş umurumda değil,gelme istersen.
Nasılsa bir gün hayat biletimi kestiğinde,
Kavuşma vakti olacak benim için ölüm.
Dudaklarımda ki acı tat?
Yoksa acı bir tebessüm mü olacak sana ulaşmayı beklemek?
Ne yazık hiç bilemeyeceğim.

Acıyı görmek mi istiyorsun?
Gözlerime bak!
Sen uzakta çok uzakta
Bensiz bir yaşamın anlamsız günlerini yaşamaktasın,
Benim gibi.

Seni seviyorum,
Gerçeğin ta kendisi bu iki kelime,
Sırf dudaklardan çıkması istenen değil de
İçimde taa içimde senin için atan bir kalbin feryadı,
Haykırışı bu sevdiğim.
Sana ulaşamasam da,
Biliyorum ki zavallı kalbim
Sana ait her şeyi saklıyor en gizli yerlerinde
Kanlı ve uykusuz gözyaşlarımın
Her gece aynalardan süzülmesi gibi acı veriyor uzaklarda oluşun.

Biliyorum beni sevdiğini
Acıyı tattığını da benden uzaklarda
Ama hiç bana sana ait bir şeyi vermedin?
Acı tek taraflı olsaydı,
Ne yürek dayanırdı ne yaşamın bir anlamı olurdu.
Ama yokluk kötü sevdiğim.
Bir beden olmak isteyen yüreklerde ayrı ayrı yaşamak kötü.

Sana her fırsatta koşmak isterken beni durdurmaların,
Yüzüne hasret kaldığım günlerde
Beni ısrarla kırışlarını hiç anlamış değilim.
Eminim yine okuyunca bu şiirimi büzeceksin dudaklarını
Ve eminim ağlayacaksın.
Ağlamak seni ben yapar sevdiğim
Ve beni sen yapanda içimde senin için yanan bir kalple yaşamak.
Her gün Üsküdar’da oturup kendimi dinlerim
Oysa konuşan sendin hep benimle,
Ne martıların vapurlara takılışı,
Ne işportacıların bağırışıydı fark ettiğim.
Ben denizi seyrederken gözlerinde boğulmayı sevdim.
Yosun tuttu gözyaşlarım sensizliğin dalgalarında.
Gözlerim ve ben her Üsküdar’a inişimizde
Bir gün seninle bir bankta oturup
Sadece ve sadece hiç konuşmadan gözlerine bakmak istedik.

Kaç zamandır bir hüzün dolaşıyor odamda.
Duvarlar bir şeyler söylüyor sanki
Adım adım yok oluşumu izliyorum
Her batan güneşin karanlığı getirmesiyle.
Sabahlara kadar uykusuz gözlerimle uzaklara,
karanlıklara bakıyorum mütemediyen
Kayan her yıldızda tek bir şey diliyorum?
Ve Senin için yalvardığım namazlarda secdeye kapanıp
Rabbime ettiğim dualarım,
Tuttuğum dilekle aynı olması ve sonra umudumu yitirmeden
Rabbimin bir bildiği var deyip
Kabul olmadığında dualarımın
Tekrar tekrar yalvarmalarım.

Seni okyanusların diplerinde
Bir midyenin içinde ki
İnciyi görme ihtimalimin olmadığı gibi kabul ettim aşkım
Ve seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde
Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde
Tek bir şey düşündüm?

Dokunamadan tenine,
Öpemeden öpülesi dudaklarını mahşere erteledim vuslatı.
Ben o kargaşada ne yaparım bilmem ama
İnsan mahşerde sevdiğiyle beraberdir derler
Seni seviyorum meleğim.

Acımasız olan ne sensin ne de ben,
Bize gümüş tepsiyle sunulan hüzünlü bir hayat sadece
Ve kabul etmesi zor olan bu ayrılıklara katlanmak sanırım.
İnsan yaşamın değerini
Yüzü ve kalbi güldüğünde anlıyor
Anlıyor ki ölüm sadece toprağa girmek değil
Ve nefesi kesilene kadar yaşadığı her şeyin
Gözlerinin önünden geçmesi değil.
Ölüm sensizliğin sadece yaşarken verilen cezası sevdiğim.

Seni bulduğumda sevgi anlam kazandı
Her anımsadığımda yaşamamım oldu gülüşlerin
Hiç tükenmedi içimde senin için yanan ateş
Ve ben o ateşle yanmayı,
Sırf seni sevmek olduğu için
İnan bana çok sevdim.

Oysa….
Doğum günüme sadece 10 gün kalmıştı
Eğer yanımda olsaydın
Yaşama daha bir sıkı sarılacaktım..
Şimdi ölüm ne anlam taşıyor?
Yaşamak ne anlam?
Hiç anlayamayacağım
Sensiz bedenim toprağa girmedikçe..

Aşkını Helal Et..

Eylül 27th, 2009

Gelebileceksen bir tatlı gülümsemeyle
Dönüşü belli olan gidişlerin olacaksa
Hiç ıslatmadan kirpiklerimi
Yollar senin olsun…

Sevebileceksen bir gün bu kulu
Söyleyebileceksen bir ömür boyu
Hiç üşütmeden geceleri koynumu
Zaman senin olsun…

Bakabileceksen daha anlamlı
Ve hiç çekinmeyeceksen
Kendi gözümden sakındığım
Bakışların senin olsun…

Verebileceksen daha fazlasını
Ve doldurabileceksen yüreğimdeki yerini
Asla vazgeçmem dediğim
Umut senin olsun…

Yaşayabileceksen benden sonra
Gidebileceksen bir başka ele
Gerek kalmayacak bildiğim
Yaşam senin olsun…

Yaşatabileceksen daha güzellerini
Hem de aratmadan eski günleri
Arkasından ağlayıp sızlamadan
Hatıralar senin olsun…

Sarabileceksen tüm gücünle
Uyutabileceksen dizinin en güzel yerinde
Anlattığım nerdeyse her sevene
İmkansızlık senin olsun…

Vurabileceksen sensizlikte durmuş saatleri
Yetişebileceksen bir intihar vakti
Henüz gitmemişken gözlerini de alıp
İhtimaller senin olsun…

Anlatabileceksen gururla
Böyle bir aşk diyebileceksen sonunda
Koyduğun noktalara inat
Kelimeler senin olsun…

Bağışlayabileceksen sevgini
Her masalımın güzel prensesi
Yüzüm yere bakar karşında
Ferman senin olsun…

Uyandırabileceksen sensizlikten önce
Sevebileceksen gündüz gece
Kader bir bilmece
Cevaplar senin olsun…

Hiçbir şeye değmeyecekse yaptıklarım
Gülüp geçebileceksen bir fiil
Öncekiler dahil bu şiir
Herşey senin olsun…

Bana aşkını helal et…

Aşk MaSaLLarDa Yaşanır ..

Eylül 27th, 2009

Aşk sadece masallarda yaşanır dediler,

Ben de bir masal yaşadım…

Belki de bunun içindi bu kadar güzel olması… Nasıl istiyorsak öyle yazdık çünkü, kuralları yoktu, bilindik cümleleri yoktu… Kendi dilimizi, kendi kurallarımızı bulduk zamanla… Başkalarının anlamasını, onaylamasını beklemedik, istemedik de zaten bunu… Sadece sen ve ben vardık bu masalda…

Bir sonu olmayacağından, kötü kalpli cadılara da gerek duymadık, uzak ülkelerden gelip bizi kurtaracak şövalyelere de… Sadece sen ve ben…. Yazdık ve yaşadık…

Aşk sadece masallarda yaşanıyordu çünkü…

Öyle dediler…

Mavi bir ülke kurduk önce kendimize… Herkesin bildiği, tanıdığı bir yeri bir ülke yaptık, bir masal ülkesi… Herkesin evi vardı bizimse bir masal ülkemiz… Orada yaşadık bu sevgiyi… Belki ondandı her şeyin sihirli oluşu… Gerçeğin içinden hiç çıkmadık aslında ama, o gerçekliği de yaşamadık…

Hepsi çok güzeldi…

Sen, ben, biz, masalımız, ülkemiz…

Hep gökten üç elma düşeceğinden korktuk… Kaçınılmaz bir son gibi bekledik bu masalın sonunu da… Ama unuttuğumuz bir şey vardı… Biz yazıyorduk bunu… Bu bizim masalımızdı…

Aşk sadece masallarda yaşanırdı…

Biz istediğimiz sürece, bu masalda bu aşk hep yaşanacaktı…

Kapama GözLerini ..

Eylül 27th, 2009

Çocukken geceleri yıldızlara bakardım…

Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi…

Yıllar sonra senin gözlerinde gördüm yıldızları… Gözlerinde o çocukluk heyecanımı yaşadım yeniden. Mavi denizleri, mavi gökyüzünü, mavi aşkı gördüm… Belki de onun için sen gözlerini kapattığında sönüyor yıldızlarım…

Gözlerinden bir yol çizdim kendime, yıldızlara tutunarak ulaştım aşka… Aşk maviydi; gözlerinde aşka bulandım… Şimdi belki de bu yüzden; gözlerini kapadığında yolumu kaybedişim…

Şiirler okurdum gökyüzüne bakarak; nefesimden cam buğulanırdı… Adımı yazardım o şiirli buğuya, yanında bir boşluk bırakarak… Sonra yanına eklenecek mavi aşkımı hayal ederdim saatlerce… Şöyle olmalı, böyle bakmalı, böyle konuşmalı…

Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun… Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni… Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek…

Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp;

“Yokluğun cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum kapama gözlerini” diye biten…

Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek…
Şimdi gözlerini kaparsan; maviler çok üşüyecek…

sözü heceleyen gece…

Eylül 27th, 2009

Sessiz lisanların dünyası…
Göz göze gelişlerin, gözle söz edişlerin dünyası…
Kalbin kulağına giren, kalpte duyulan sözlerin arşıdır GECE.

Yalnızlığın zirvesinde YALNIZLARIN DOSTU’nun tüm yalnızlara gülüşü ve en gizli,
en sessiz yakarışa en açık, en güçlü haykırıştır gece.

Dillerin sustuğu, kalplerin konuştuğu hecedir gece.

Yüreğin feryadına gözyaşı çiçeğiyle sevgilinin müjdeli dokunuşu,
yokluğun ve yoksunluğun zenginleştirdiği gerçek varsıllığın adıdır gece.

En mahrem duyguların en açık ifadelerle sunulduğu örtüdür gece.
Seslerin en açık ifadelerle sevgiliye ulaştığı,
tüm duaları işitenin işiticiliğini kalbin kulağına haykırışıdır gece.

Kalpte aşk ateşinin yandığı, gözlerde kızgın pınarların kaynadığı,
Huzura kabul edilişin anıdır gece.
İçindeki bir hecesi bin aya bedel gece.

Ve gece,
kalbini Rahman’ın arşı yapan ve Rabbine o aynada bakan Resulün (sav) Sevgiliye yürüdüğü mekândır gece.

Ve fakrın o sevgilinin sevgisiyle zenginleştiğinin,
yere göğe sığmayan ve yeri göğü kalbe dar edenin,
o kalbe sığıştığının şahididir gece.

Yokluğa takılan varlığın sembolü, çoklukta birlik,
yoklukta varlık şarkısıdır gece.

Aczin boyasıyla boyanan kara bir güldür o.
Ve onda kâinat, yıldız tebessümleriyle gülümser, ay aydınlığıyla nura gark olur.

Yeşil semanın siyah gülü, fakri fahri(*) şarkısını besteleyen bülbüldür gece.

Ne mutlu gece yolculuğunda acz ve fakr bineğiyle O’nu kalbine misafir edebilenlere.
O’na, “Allah’ım” diye hitap edebilenlere…
ne mutlu.

“Kalbimi kabre döndürüp gecemi karartma RABBİM.
Kabrimi aydınlık bir gece kıl ki onda sana yürüyebileyim.
Beni senin aydınlığına ayna tutan renksiz bir gece yap ki gündüzüm kararmasın RABBİM.”

Aşk-ı Kıyamet

Eylül 27th, 2009

Bir Zaman Gelir..
Her Sey Unutulur..
Hic Yasanmamıs Gibi Durur Evler, Odalar, Zamanın Gerisinde..
Bizler İlerlemis Oluruz Cünkü..

Nankörlüğümüzle..
Aşk’ın Kıyameti Budur Aslında.. Yaşanılanı
Hiçe Saymak ,
Unutmak, Vefa’dan Bi Haber olmak..
En Nihayetinde Nankör Olmak! Aşk’a Kıyametleri
Koparttırır .

Kimisi Aldığını Zannederken Verir, Karşısındakini
Yüceltir,
Kimisi Vermeyi Bile Bilmez
Aşkın Uç Noktalarını Görememiştir.. Hep
İster..
Hep İsteyen, Görmeyen, Dinlemeyen.. Bu Alışverişte
Bir Hayalden Düş kırıklığından Başka Hiç Birşey
Elde Edemez,
Hayal ettiği de Kendinindir Zaten… . Kendine Kalır..

Aşk Bir Danstır Aslında ; Tarafların Uyumuyla Bir
Şaheser Haline
Gelir,
Bunun Yanında Komedramlar Yaşanacaktır Elbette..
Çılgınca Kendini Kaptıranlar, Dans Etmesini Bilmeden
Kabugunda
Duranlar
Maskaralar, Birbirinin Ayağına Değil , Üstüne BASANLAR
Elbette
Vardır , Olacaktır.

Onemli Olan Kıymet Bilmektir.. Vefa Satılmaz Hic Bir Yerde..
Aşkın Kendine Özgü Bir Dili Vardır Bilirmisiniz?
Bilmeyenle Konuşmaz Zaten, Ama Gel Görki Herkesin
Yüreğinden Nedenini
Bilmesede Bir
Hüzzam Şarkısı Geçmiştir..
Aşk Konuşur! Duymasını Bilene..

Yanınızdakinin, Yakınınızdakinin Kıymetini Bilin
Aşkı Küstürüp, Ne Kendinize Eziyet Edin
Ne Karsınızdakine…
İnsan Oğlunu Ayakta Tutan En Büyük Duygulardan Biri
Budur…
Aşk Yaralı dır Ve Neredeyse Çaresiz Hale gelmiştir.
Herkes Gercekten Daha Duyarlı Olabilir..
Ve Dikkat edin Aşk Gezegeninde Kıyamet Her An Kopabilir…

Faranjit Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Eylül 27th, 2009

Faranjitin belirtileri : Yutakda iltihap oluşması anlamına gelir. Bademcik ile yutak arasında tonsillit iltihabı olarak değerlendirilebilir.Hem bademcik hem yutak etkilenmiş olabilir. Kronik faranjit durumlarından alerj yada burun tıkanması sorumludur.Alkol yada sigara gibi alerjik sebebler yanında tozlu ortamlar ve kimyasal maddeler solunmakdan uzak durmalısınız. Burunda sorun varsa eğer açtırmalısınız.

Faranjit boğaz mukozasının iltihaplaması ile oluşur ve aniden çıkarsa eğer akut faranjit yada uzun süre sonra çıkarsa eğer kronik farenjit olabilir. Gripden dolayı çıkarsa eğer boğaz mukozasına yerleşen virüs iltihaplanmaya neden olabilir. Boğaz ağrısı yada kuruması yapabilir.

Akut faranjit durumu ise her insanda oluşabilir. Virüslerin neden olduğu iltihaplanma zamanında tedavi edilmezse eğe buna bakterilerde karışır ve iltihaplanma karmaşık bir hal alır. Boğaz iltihaplanması bademciklerin ve bademciklerin arkasında bulunan kaslarda iltihaba neden olur. Buda kulak ağrısı yada ateşlenme yapabilir.

Kronik faranjit ise alkol, sigara, toz, kimyasal araçlar ve gazlardan dolayı tahribat yapabilir. Bazıları ise ağızlarından nefes alırlar ve bu durumda kurumalara neden olabilir.

Boğaz iltihaplanmasına genel olarak diş ve ağız bakımı, alkol ve sigara, kimyasal ilaçlardaki katkı maddeleri neden olabilir.Bundan dolayıda doktorlar sebebini araştırmalıdırlar… Teşhis için ise endoskop, kan testi, röntgen çekimi gerekebilir.

Akut faranjit tedavisi için şifalı sıcak çaylar içilebilir. Tuzlu su ile ağız gargara edilebilir. Antibiyotik ilaçlar kullanılabilir.

Kronik farenjitin tedavisnde ise neden olan etmenlerden uzak durulmalıdır. Faranjit çayları, okaliptüs ve hatmi, papatya ile mirra çayları rahatlatabilir.Evlerde soba yada kalorifer üzerlerine su buharlaştırmak için kaplar yada su buhar makineleri alınarak konabilir.

Faranjit için öneriler :

Sigara ve tozlu ortamlardan uzak durun
Alkol ile sigara kullanmayın
Geceleri uyurken odanızı nemlendirin yada peteklerinize su askıları asın buharlaşma sağlayın.
Bol miktarda sıvı alın.
Acı yada baharatlardan uzak durun.
Asitli içeçecekler içmeyin
Dinlenin
Burundan nefes alın
Alerjiniz olan maddeleri tesbit edin ve uzak durun.

Kutsi – Canın Sağolsun

Eylül 27th, 2009

Kararsiz cikislarim var
kayboluslarim var belki
Seni sevmeye mecburum
Sana mahkümum

Benimde hatalarim var
Bende kulum inanki
Aci cekmeye mecburum
Sana mahkümum

Seni sevmeye mecburum
Buna ihtiyacim var

Aci cekerken daha cok seviyor insan
Ac yattigi geceleri özlüyor insan
Seni delli gibi sevdim anlamadiysan

Canin sagolsun canin sagolsun
Canin sagolsun canin sagolsun
Canin sagolsun canin sagolsun
Hala anlamadiysan canin sagolsun

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ...79 80 81 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)