Archive for the ‘Sağlık’ Category

Bel Fıtığı Nedir Nedenleri ve Tedavisi

Cuma, Ağustos 21st, 2009

Bel Fıtığı Nedir Nedenleri ve Tedavisi
Beş omur ve omurlar arası diskler ile birlikte sakrum (sağrı kemiği) üzerinde yerleşen bel bölgesi, omurganın boyundan sonraki en hareketli bölgesidir. Beldeki hareketin büyük çoğunluğunu 4. ve 5. bel omurları ile 5. bel omuru ile sakrum kemiği arasındaki eklemler oluşturur. Omurlar arasındaki diskler içi jelatinimsi kıvamlı bir sıvı dış kısmı ise fibrotik bantlardan oluşan liflerden oluşur. Tekrarlayan hareketler, aşırı zorlanmalar, duruş bozuklukları, ve uygun olmayan pozisyonlarda yapılan fiziksel aktiviteler dış kısımdaki anulus fibrozis adı verilen kuşakta yırtılmalara yol açar, yırtılma anulusun iç liflerinden başlayarak dışarıya doğru uzanır. Bunun sonucunda jelatinöz sıvı madde dışarıya doğru fıtıklaşır ve o bölgedeki bağları zorlar etraftaki dokulara baskı yapar. Hastalık daha da ilerleyince bacağa giden siyatik sinirini sıkıştırır, daha çok genç ve orta yaşlarda görülür. İleri yaşlarda ise bel kireçlenmesi ile birlikte görülür.

Belirtileri nelerdir?

Bel fıtığının en önemli belirtisi bel ve bacak ağrısıdır. Başlangıçta belde yerleşik olan ağrı daha sonra bacağa yayılır. Genellikle tek taraflıdır. Taraf değiştirebilir veya iki taraflı olabilir. Bazen hastalar yalnızca bacak ağrısı ile gelir. Ani bir zorlanma yada ters hareket yoksa ağrı daha önce birkaç defa tekrarlamıştır, tedaviyle yada tedavisiz düzelmiştir. Hastada ayrıca bacakta uyuşma, bel hareketlerinde kısıtlanma görülür. Öksürme, hapşırma, uzun süreli oturma, otomobil kullanma, öne doğru eğilme, ağrıyı arttırır. Skolyoz adı verilen belin bir tarafa doğru eğilmesi sık rastlanan bir bulgudur.

Ağrı hafif, orta veya şiddetli olabilir. İleri vakalarda bacak kaslarında erime, incelme, bacakta üşüme olabilir. Çok nadiren bacaklarda özellikle iç taraflarda (iki taraf) his kusuru ve idrar yapamama veya idrar kaçırma görülür. Bu durumda hasta acilen ameliyata sevk edilmelidir.

Teşhis nasıl konur?

Çoğu vakada hastanın görünümü, hastanın ifadesi, basit bir muayene kesin teşhis koydurur. Ancak hastalığın şeklini belirlemek ve diğer hastalıklardan ayırt etmek için laboratuvar tetkikleri, düz röntgen, tomografi, MR gerekebilir.

Bel fıtığından korunmak mümkün müdür ?

İyi bir kas yapısı, kaslar arasında denge duruş eğitimi ve riskli hareketlerden kaçınma bel fıtığından korunmada kısmen yardımcıdır. Esas önemli olan bir kez bel ağrısı olan kişide bunun tekrarlarının önlenmesidir.

Bel fıtığının tedavisi nasıldır ?

Kısa süreli yatak istirahati, hastanın en rahat ettiği pozisyonda ve iyi bir yatakta olmalıdır. Yatak sert ve düzgün olmalı vücut ağırlığı ile çökmemelidir. Sırtüstü uzanıp bacakların altına yastık koymak en iyi dinlenme şeklidir. Ayrıca baldır bir koltuk üzerine konur ve sırt üstü yatarak dinlenmek mümkündür.

Ağrı kesici, kas gevşetici, ilaçlar faydalıdır. Kronikleşmiş hastalarda antidepresan ilaç kullanılmalıdır. Ani başlayan bel ve bacak ağrısında en iyi tedavi epidural yoldan yapılacak lokal anestezik ve steroid karışımı ilaçların verilmesidir. Bu tedavi ilk iki hafta içindeki hastalarda çok etkilidir. Fonksiyonel skolyoz (omurganın yana eğriliği) varsa korseleme gerekebilir. Korse kullanımı uzun süreli olmamalıdır.

Yüzeysel ve derin ısıtıcılar, düşük frekanslı akımlar ve traksiyonla uygulanan fizik tedavi ve rehabilitasyon hastaların büyük çoğunluğunda şikayetlerin geçmesine yardımcı olur.

Bütün hastalara bel koruma prensipleri ve hastalığın aşamasına göre egzersizler gösterilmelidir. Birkaç kür yapılan tıbbi ve fizik tedaviye rağmen geçmeyen ağrılar, kuvvet kaybı ilerleyici olanlar, görüntüleme yöntemleri ile çok büyük fıtığı olanlar cerrahi olarak tedavi edilmelidir. Hastaların büyük çoğunluğunda 4-6 hafta içinde iyileşme sağlanır. Yapılan bütün tedavilere rağmen kronik ağrılı hasta oranı oldukça yüksektir.

Löseminin Tedavisi

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Hastalığın tedavisinde, son yıllarda oldukça önemli adımlar atılmışsa da sebepler bilinemediği için sebebe yönelik tedavi yapılamamaktadır. Günümüzde tatbik edilen tedavilerin temel amacı, habis hücreleri ortadan kaldırmaktır. Tedavi şemaları hastalığın tiplerine ve safhalarına göre değişiklik gösterir. Radyasyon (şua) tedavisi; çeşitli kanser ilaçlarının tatbiki; bağışıklama (veya bağışıklık sistemini güçlendirme) tedavisi (immünoterapi), kemik iliği nakli başlıca tedavi şekilleridir. Kemik iliği nakli, kriz (atak) atlatıldığı zamanda kişinin kendi hücrelerinin (ototransplantasyon) veya uygun bir vericinin hücrelerinin (allotransplantasyon) verilmesi ile olabilmektedir. Bu tedavi şekillerine ek olarak birçok yeni metod deneme safhasında olup, müsbet neticeler vermektedir. Hastaların kaybedilmelerinin en önemli sebepleri, aşırı zayıflık, mikrobik hastalıklar, kanama ve işgale bağlı organ yetmezlikleridir.

Tatbik edilen tedavilerle hastalık krizi (atağı) atlatılabilmektedir. Ancak bazan kısa bazan da yıllarca süren aralardan sonra hastalık yeniden ortaya çıkabilmektedir.

Akut Lösemiler
Akut lösemilerde evreleme yapılmaz (kanserin ne kadar yayıldığına bakılmaz), ve tedavi hastalığın yaygınlığına göre değişmez. Akut lösemilerin tedavisinde hastanın durumu ve yeni tanı konup konmadığına dikakt edilir.

ALL de tedavi genelde fazlar halinde uygulanır ancak tüm fazlar tüm hastalara uygulanmaz:

Faz 1: başlangıç tedavisi; hastayı remisyon dönemine sokabilmek amacı ile hastanede ilaç uygulanır.

Faz 2: konsolidasyon dönemi; faz 1 deki ilaçlara devam edilir, ancak hastalar hastanede kalmazlar.

Faz 3: profilaksi (koruyucu) dönemi; farklı ilaçlar kullanılır ve radyasyon tedavisi de uygulanabilir. Löseminin beyin ve santral sinir sistemine yayılması önlenmeye çalışılır.

Faz 4: lösemi tedavi edildikten sonra, hasta düzenli olarak kontrole çağırılır ve gerekli testler yapılır.

Tekrar eden lösemi: bazı hastalarda tedaviden sonra lösemi tekrar ortaya çıkabilir. Bu hastalara daha yüksek dozlarda ve farklı grup ilaçlarla tedavi verilir. İlaç tedavisinden sonra 4-5 yıl hastanın hastalıksız dönemde kalması gerekir. bazı hastalarda allojenik kemik iliği nakli yapılabilir.

AML tedavisi genelde AML nin tipine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre yapılır. Genellikle hastaları remisyon (hastalıksız) dönemine sokmak için tedavi uygulanır.

Kronik Lösemiler
KLL; tanı konduktan hemen sonra kanserin yaygınlığı saptanmalıdır. KLL nin dört dönemi vardır:

Dönem 0: kanda çok sayıda lenfosit vardır. Genel olarak, başka her hangi bir lösemi bulgusu yoktur.

Dönem 1: Lenf düğümlerinde şişlik

Dönem 2: Lenf düğümlerinde, karaciğer ve dalakta büyüme ve şişlik

Dönem 3: Anemi (kansızlık) gelişmiştir

Dönem 4: trombositler (pıhtılaşmayı sağlayan hücreler) çok azalmıştır. lenf düğümleri, dalak ve karaciğer büyümüş olabilir, kansızlık bulunabilir.

KLL tedavisi, hastalığın dönemine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre değişir. Dönem-0 da tedavi gerekmeyebilir ve hasta düzenli olarak kontrol edilir. Dönem-1 ve 2 de ilaç tedavisi farklı şekilllerde uygulanabilir. Belirli hastalar kemik iliği nakli ile tedavi edilirler.

KML için, kemik iliği nakli en yaygın tedividir. Belirli ilaçlar da tedavide kullanılır.

Löseminin Tanısı

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Öncelikle hastanın şikayetlerinden ve muayene bulgularından şüphelenilmesi gerekir; ve kan testleri ile tanı netleştirilebilir. Daha sonra kemik iliği biyopsisi, özel kan testleri ve genetik testler yapılabilir.

Genel olarak, kronik lösemi, akut lösemiden daha yavaş ilerler. KML hastaları tipik olarak 3-5 yıl boyunca normaldirler daha sonra AML benzeri bir tablo meydana gelir.

Şu an için lösemiden korunmanın kesin bir yöntemi bilinmemektedir. Ancak ileriki yıllarda genetik testler, lösemi gelişme riski yüksek kişileri belirlemede kullanılabilir. O döneme kadar lösemi hastalarının birinci derece akrabaları düzenli olarak doktorlarına muayene olmalı ve kan testi yaptırmalıdırlar

Kronik Lösemiler

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Belirtiler :İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, miİlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde enfeksiyona yatkınlık, mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir. Ciltte sık sık çürükler meydana gelir veya kesik oluştuğunda kanama güçlükle durdurulur.

Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı organları işgal etmesine ve çeşitli kimyavi maddeler salgılamasına bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı, kilo kaybı ve terlemeye de yol açar. Hastalarda dalak genellikle büyümüştür ve lenf düğümlerinde de şişlikler tesbit edilir. Karında şişkinlik hissi vardır.

Erken döneme ait belirtiler genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.Halsizlik, kemik ve eklemlerde ağrılar, baş ağrıları, deride kızarıklıklar, saç dökülmesi gibi. krobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, diş eti kanamaları, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir.

Lösemi Nedir ?

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Lösemi , kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Yüksek sayıdaki olgunlaşmamış ve malign hücrelerin normal ilik hücrelerinin yerini alması ile iliklerde hasar meydana gelir. Böylece kan pıhtılaşmasında rol oynayan plateletler ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalmaya başlar. Bu da lösemi hastalarında zedelenmelerin ve kanamaların yoğun görülmesine, hastaların kolay enfeksiyon kapmasına neden olur. Savunma mekanizması zayıflar. İleri aşamalarda kırmızı kan hücresi eksikliği anemiye, nefes darlığına neden olabilir. Bunun dışında zayıflık ve yorgunluk, ateş, bazı nörolojik semptomlar, dişetlerinde şişkinlik ve kanamalar gibi belirtileri de vardır.

Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik iliği) etkileyen kanserlerdir. Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme eğilimindedirler.

Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında lösemi tipleri diğer kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.

Kesin nedenleri bilinmemekle birlikte hem genetik hem de çevresel faktörlerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Somatik hücrelerdeki DNA’larda meydana gelen mutasyonlar onkogenlerin aktive olması ya da tümör baskılayıcı genlerin inaktive olmasına neden olur. Böylece hücre ölümünün ve bölünmesinin regülasyonu hasara uğrar. Bu hasara genetik sebeplerin dışında, petrokimyasalların, radyasyonun, kanserojen maddelerin ve bazı virüslerin (örn. HIV) neden olduğu düşünülmektedir.

Lösemiler, vücuttaki kan üretim sistemini (lenfatik sistem ve kemik iliği) etkileyen kanserlerdir. Lösemiler akut veya kronik olarak (mikroskoptaki görünüşlerine göre alt gruplara ayrılırlar) ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Genel olarak, akut lösemiler çocuklarda ortaya çıkarken, kronik lösemiler daha çok yetişkinlerde görülme eğilimindedirler.

Goz Hastalıkları ve nedenleri son tedavi Cozumleri

Salı, Ağustos 4th, 2009

Sarı nokta hastalığı genellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkan , tedavi edilmediğinde de körlükle sonuçlanabilen bir hastalık . Ancak 2 yıldır kullanılan iğne yöntemi bu hastalığa sahip kişilere daha iyi görme ve görme kaybını engelleme fırsatı veriyor.

Sarı nokta hastalığı nedir ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Retinanın ( ağ tabakası ) merkezi olan sarı nokta ( makula ) bölgesinde yaşabağlı gelişen hastalıktır . Retina tabakası gözün arkasında bulunan ve görmemizi sağlayan tabakadır . Makula ( sarı nokta ) ise retinanın merkezindeki bölgeye verilen isimdir . Makula bölgesi keskin görmeyi , renkleri ayırt etmemizi sağlar .

Tedavi edilmezse ne olur ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Hasta kitapgazete okuyamaz , araba kullanamaz ve televizyonu seyredemez hale gelir . Zamanla görme yüzde 95 azalır , sonucu körlüktür .

Belirtileri neler ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu :
Görme kalitesinde bozulma
Eğri ve kırık görme
Görme azalması
Renk görme bozukluğu
Bazı hastalarda ( özellikle ıslak tipte ) ani görme kaybı .

Hangi yaşlarda ortaya çıkar ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Yaşabağlı olan 50 yaşından sonra , kalıtsal olan her yaşta görülebilir . Yüksek miyobu olanlarda ve şeker hastalarında daha sık rastlanıyor .

Peki , hastalığın nedenleri neler ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu :
İlerleyen yaş
Ailede sarı nokta hastalığının olması
Sigara
Yüksek tansiyon
Güneş ışığı
Kötü beslenme ( yağlı yiyecekler , fastfood vs ) .

Ne zaman doktora başvurmak lazım ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Rutin olarak 40 yaşından sonra iki yılda bir damlalı göz dibi muayenesi gerekir . 50 yaşından sonra katarakt hastalığı da sık gözüktüğü için her iki hastalık için de rutin muayene önem taşır .

Kendi kendimize hastalığı test edebilir miyiz ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Evet , çizgili kare testiyle test yapılabilir . Bunun için matematik derslerinde kullanılan kareli defterin bir sayfası yeterli . Önce kareli sayfanın ortasına bir nokta koyun . Daha sonra varsa yakın gözlüğünüzü takıp bir gözünüzü kapatın . Açık gözünüzle ortadaki noktaya bakın , eğer düz çizgilerde yamukluk hissederseniz hemen bir göz doktoruna gidin . Aynı işlemi diğer gözünüzle de yapın . Bu arada sarı nokta hastaları , bu yöntemi uygulayarak hastalığının ilerleyip ilerlemediğini belirleyebilir . Daha önce çizgilerden 23 tanesi yamukken şimdi 1015 tanesi bozulmuşsa hastalığınız ilerlemiş demektir .

Çok fazla kişide görülüyor mu ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : 75 yaşında 45 kişide bir , 85 yaşında ise her 2 kişiden l ‘ inde belirtileri görülür . Toplumdaki sıklığı giderek artıyor . Japonya ‘ da daha az , Amerika ‘ da ise daha sık gözüktüğü biliniyor .

Sarı nokta hastalığının kaç tipi var ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : İki tipi var : Kuru ve ıslak . Kuru tip yüzde 90 oranında görülür , ıslak tipin görülme oranı ise 10 ‘ dur . Görme kaybma yol açması yönünden ıslak tipte erken teşhis daha önem taşır .

Nasıl teşhis edilir ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Damlalı göz dibi muayenesi , anjiyo ve sarı nokta tomografisi ile teşhis edilir . Göz anjiyosu , zararsız sarı renkte bir ilacın toplardamardan verilmesiyle yapılır . Hacı verdikten sonra 510 dakika içinde göz dışından kamerayla resim çekilir . Sarı nokta tomografisi ise son yıllarda önem kazandı . Göz dışmdan ultrasona benzeyen bir aletle yapılır . İleri teknoloji gerektiren bir yöntemdir .

Peki , sarı nokta hastalığı nasıl tedavi edilir ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Kuru tipte koruyucu tedavi , ıslak tipte ise göz içine iğne tedavisi ve fotodinannk tedavi yapılır . Koruyucu tedavide antioksidan A , C , E vitaminleri ve çinko kullanılır . Göz içine enjeksiyon veya iğne tedavisi ise damlayla uyuşturularak yapılır . Fotodinamik tedavide ise önce toplardamardan özel bileşimde verteporfin adında bir ilaç verilir , 15 dakika sonra düşük şiddette bir lazer uygulanır .

Tedavide ne tür ilaçlar kullanılıyor ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Göz içine iğne tedavisinde bir çeşit protein ( antiVEGF antikoru ) kullanılır . Bazı olgularda kortizon kullanmak gerekebilir .

Enjeksiyon 1 kez mi yapılıyor yoksa birkaç seans gerekiyor mu ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : Enjeksiyon genellikle 35 kez yapılabiliyor , ancak daha fazla da yapılan hastalar var . Enjeksiyon aralıkları ilaca göre 46 hafta arasında yapılabilir . Tedavi başarı oranı ne kadar yüksek ? Doç . Dr . Yusuf Durlu : İğne tedavisinde başarı oranı yüzde 90 , fotodinamik tedavide yüzde 70 ‘ tir . Her ikisi de başarı oranı yüksek tedavilerdir . Tedavide nihai amaç hastalığı durdurabilmek , hiç olmazsa yavaşlatmaktır .

Hastalıktan korunmak mümkün mü ?
Doç . Dr . Yusuf Durlu : En önemli risk etkenleri yaş ve kalıtımdır . Bu iki etkeni ortadan kaldırmak mümkün değil .

Fakat diğer riskler kontrol edilebilir : ?
Tansiyonunuzu kontrol altında tutun .
Sigarayı bırakm .
Filtreli güneş gözlüğü kullanın .
Akdeniz tipi diyet uygulayın . Tereyağı , kırmızı et ve kolesterol içeren yiyeceklerden uzak durun .

Ağızda, dudak arasında tutulan veya çiğnenen tütün nedenleri

Salı, Ağustos 4th, 2009

İsveç’te Devlet Halk Sağlığı Enstitüsü’nce yapılan araştırmanın sonuçları basın toplantısıyla açıklandı. Araştırmada, dudak altına yerleştirilen ve “snus” adı verilen tütünün kansere neden olduğunun kanıtlandığı bildirildi.

Ağızda çiğnenen tütünün, kalp-damar sağlığının en büyük düşmanı olmasının yanı sıra ağız ve pankreas kanserinin gelişmesine de zemin hazırladığı kaydedildi.

Ayrıca hamilelikte dudak arasında kullanılan ya da çiğnenen tütünün, bebeğinin erken doğmasına neden olduğu belirtildi.

Bu arada, İsveç’te medyada büyük yankı bulan araştırma sonuçları, tütün kuruluşlarınca “sorumsuzluk” olarak değerlendirildi

Orgazm Hamilelikte Zararlımı

Salı, Ağustos 4th, 2009

Op. Dr. Altuğ Semiz, “Gebelikte cinsel yaşam “hakkında bilgi verdi.

Gebelik dönemi kadın hayatının en karmaşık dönemlerinden biridir. Psikolojik ve bedensel çok sayıda değişimin izlendiği bu dönemde kadının bir takım alışkanlıklarının da değişmesi ve yeni bir yaşam biçimini benimsemesi doğal bir adaptasyon şeklidir. Bununla beraber yaşanan bu sürece uyum adına yapılanların, yanlış bilgilenmeler yüzünden, henüz var olmakta olan bebeği korumak adına takıntı halini alması doğru ve açık bilgilendirme ile engellenebilir. Burada hekim-hasta ilişkisinin net ve anlaşılır kurulması gebe ve eşini rahatlatmakla beraber; gelişmekte olan bebek için her koşulda en doğrunun yapılabilmesine olanak sağlamaktadır.

Özellikle cinsellik konusunda bilgilenme-bilgilendirme alışkanlığından yoksun yani bizimki gibi toplumlarda gebelikle beraber cinselliği konuşmak daha da zor bir hal almakta ve bu da bilginin, yerini yanlış inanış ve gereksiz korkulara bırakmasına neden olmaktadır.
Nedir doğrusu? Gebelikle beraber cinsellik sona ermeli mi, yoksa cinsel hayatın devamı aynen mümkün müdür?

Hamileliliğin ilk dönemlerinde başka bir nedene dayanan düşük tehdidi söz konusu değilse cinsel ilişkinin düşüğe yol açması söz konusu değildir!

Hamilelik, embriyonun ana rahmine düşüp tutunması ile başlar. Bu dönem kadının henüz gebe olduğunu bilmediği ancak aslında sürecin başladığı bir dönemdir. Gebelik teşhisine kadar geçen sürede – ki bu 2-3 hafta kadar bir zamanı içerir- kadınlar hamile oldukları bilgisinden bağımsız, normal hayat rutinlerine devam etmektedir. Haliyle cinsel hayatları da her zamanki şeklindedir. Bu esnada yaşanan cinsel ilişkiler aslında gebelik adına en riskli dönem olmasına rağmen gebeliğin başlaması adına bile bir risk teşkil etmezler. Hamilelik teşhisi konulduktan sonra da cinsel ilişkiye devam etmemek bu nedenle de gereksiz bir tedbir sayılabilir. Embriyonun oturduğu rahim boşluğu ile ilişkiye girilen vajina aynı organ değildir. Vajina kubbesi ile rahim boşluğu arasında anatomik ve kimyasal bariyerler mevcuttur. Bu nedenle cinsel ilişki sırasında bebeğe zarar vermek söz konusu olamaz. Ancak ilişkinin gerek travmatik gerekse kimyasal açıdan ilk üç ay içerisinde düşüğe yol açıp açmaması yine de bilimsel açıdan da bir merak konusu olmuş ve bu konu üzerine bilimsel çalışmalar da yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda başka nedenlere bağlı olarak düşük tehdidi olmayan kadınların cinsel ilişkiye girmesinin düşük olasılığını artırmadığı kanıtlanmıştır. Bu nedenle de eğer gebeliğinizde başka bir nedene dayanan düşük tehdidi söz konusu değilse cinsel ilişkinin düşüğe yol açması söz konusu değildir.

Gerektiğinde psikolojik destek yardımı almaktan çekinmeyin

Gebeliğin ilk üç ayında anne adayında genel olarak bir halsizlik, uyku hali, mide bulantısı mevcuttur. Bu agresif değişimler anne adayının cinsellikten uzaklaşmasına ve isteksizliğine neden olabilmektedir. Bu çok doğal ve aynı zamanda geçici bir süreçtir. Anne adaylarının çok az bir kısmında bu isteksizlik altta yatan başka nedenlere bağlı olarak devam edebilir. Bu durumlarda çiftlerin birbirine açık, yardımcı ve anlayışlı olması sürecin daha kolay geçirilebilmesini sağlamaktadır. Çiftin zorlandığı durumlarda psikolojik destek alınması ilişkinin geleceğinde sorunun devam etmesini engelleyebilir.

Gebeliğin İlerleyen Dönemlerinde İlişki Sayısında Bir Sınırlama Yoktur

Gebelik ilerledikçe anne adayının hormonal dengesinde de değişiklikler olmaktadır. İlk 12- 14 hafta hamileliğin en zor geçirilen dönemiyken sonrasında anne adayı çok belirgin rahatlayacaktır. Vücudunda hissettiği genel halsizlik, bulantı gibi şikayetler biter. Dahası değişen hormon dengeleri ile çok daha enerjik, mutlu ve heyecanlı bir hal alır. Bu dönemler kadınların gebelik döneminde libidosunun en yüksek olduğu dönemlerdir. Genital bölgedeki kanlanma artışı sayesinde daha kolay uyarılır ve daha kolay orgazma ulaşabilir. Bu libido artışı tamamen normaldir. Ve cinsel ilişkiye girmenin bu dönemde de herhangi bir zararı olmadığı gibi ilişki sayısında bir sınırlamada yoktur. Çiftler, birbirinin ihtiyaç ve talepleri konusunda anlayışlı ve sabırlı davranarak, istediklerini yaşayabilirler.

Orgazm Anne ve Bebek İçin Risk Oluşturmuyor

Bu konuda yanlış bilgilenmelerden biri de orgazm olmanın bebek ya da anne sağlığı açısından bir risk teşkil edebileceği düşüncesidir. Orgazmın kadın vücudunda nelere sebep olduğu uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Bununla beraber, yine uzun zamandır gebe kadınların orgazm yaşamaları sırasında ve sonrasında bedeninde oluşan değişiklikler bilimsel açıdan bilinmektedir. Gebe kadının orgazm olmasının bebeğe ya da kendine hiçbir zararı yoktur. Orgazm sonrası genel bir rahatlamadan sorumlu olan endorfin salgısının, bebeğin de yararına olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle cinselliği hem en istekli hem de en rahat yaşayabileceğiniz ikinci üç aylarda bu konuda çok rahat olabilirsiniz. Ayrıca gebeliğin bu ayları kendinizi en çekici hissettiğiniz döneminiz olduğundan partnerinizle olan cinsel hayatınız için çok renkli ve değişik deneyimler de söz konusu olabilir.

Gebeliğin Son Dönemlerinde Cinsel İlişki, Halk Arasındaki Yaygın Kanının Aksine, Erken Doğuma Neden Olmaz

Hamileliğin son dönemlerinde anne adaylarını en çok yoran şey karnında giderek büyüyen bir ağırlık taşımak ve beraberinde gelen ödemin yıpratıcı etkileridir. Bu dönemde ve özellikle doğuma yakın zamanlarda anne adayları kendilerini daha hareketsiz kılar ve kötü hissetmeye başlarlar. Çoğu kez gebelerin aklına cinsellik gelmemektedir. Üstüne üstlük bu dönemlerde cinsel ilişkinin erken doğuma neden olabileceği de sıkça karşılaşılan bir düşüncedir. Ancak genel kanının aksine cinsel ilişki varlığı ya da sayısının erken doğumla bir ilişkisi saptanmamıştır. Gebeliğin doğuma yakın zamanlarında da cinsel ilişkiye girilebilir. Burada en başta yaşanan sorunlardan biri bebeğin varlığından kaynaklanan cinsel birleşmede teknik yetersizlik olabilir. Bu sorunu cinsel birleşme pozisyonunda farklılık yaparak aşmak mümkündür ve bebeğe herhangi bir zarar verme olasılığı yoktur.

Gebelik, hayatınızı devam ettirebileceğiniz ve kadın olarak yaşayabileceğiniz en güzel ve özgün deneyimdir

Sonuçta hamilelikte cinsel ilişkinin bebeğe ya da anne adayına en ufak bir zararı bulunmamaktadır. Eğer anne adayının bu duruma engel bir problemi varsa ya da yüksek riskli bir gebelik mevcutsa bu durum hekiminiz tarafından size bildirilecektir. Bütün bunlardan önemlisi gebenin kendi durumu hakkında hekimden bilgi alması ve gebelikte yapabileceklerini kendine özgü belirlemesidir. Herhangi bir tıbbi probleminiz bulunmadığı koşullarda cinsellik yaşamaktan çekinmenize hiçbir neden bulunmamaktadır. Gebelik, hayatınızı devam ettirebileceğiniz ve kadın olarak yaşayabileceğiniz en güzel ve özgün deneyimdir. Bu muhteşem döneminizde cinselliğinizi de sınırlamanız gerekmeyecektir.

Kilo Vermenin Faydaları

Salı, Ağustos 4th, 2009

Araştırmacılar, kilo vermenin, sadece kasvetli ruh halini önlemediğini, aynı zamanda obez hastalarda kalp hastalığı ve felç için risk faktörlerini azalttığını gösterdiler.

Zaman’da yer alan habere göre, Study of Ingestive Behavior Derneği’nin yıllık toplantısında sunulan araştırmada, 6 aylık diyet programından sonra araştırmacılar, depresyonlu hastaların sadece zayıflamadıklarını, ayrıca depresyon belirtilerinde önemli iyileşmeler olduğunu ve kalp hastalığı ile felç için bir risk faktörü olan trigliserid oranında da düşüşler olduğunu tespit ettiler.

Yeni bulguların depresif obez bireylerin gerçekten de önemli ölçüde kilo verdiklerini ve bu kilo vermenin depresyon belirtilerini azalttığını ortaya çıkardığını söyleyen araştırmacılar, depresif ve depresif olmayan 51 kişi üzerinde uyguladıkları altı aylık zayıflama programı sonucunda, depresif kişilerde önemli ölçüde iyileşmeler görüldüğünü kaydettiler. Ayrıca, depresif kişiler ağırlıklarının yüzde 8′i kadar kilo verirken, depresyonda olmayanların toplam ağırlıklarının yüzde 11′i oranında zayıfladıkları belirtildi.

Glikozdaki önemli iyileşmelere ek olarak, insülin ve kötü kolesterolün hastalarda azaldığı ve ayrıca kalp hastalığı ile felç için önemli bir risk faktörü olan trigliserid oranında düşmeler olduğu görüldü.

Sağlıklı İlişki

Salı, Ağustos 4th, 2009

1. Sadık olun. Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişkinin temeli bağlılığa dayanır. Yakınlaşmaktan korktuğunuz için sevdiğinizden uzaklaşmak isteseniz de, sadakat sayesinde ona bağlı kalırsınız. Sadakat, sorumluluk almak, korkuları kontrol etmek ve duygusal olarak hazır olmak demektir. Eğer iki taraf da gereken sadakati gösterirse, sağlıklı bir ilişki için ilk adım atılmış olacaktır.
2. Kişisel sorumluluklar alın: İnsan, olgunlaştıkça kendi sorumluluklarını öğrenir ve bu sorumluluklar çerçevesinde hareket eder. Ancak bazı sorumluluklar vardır ki, bunlar başkasına karşıdır. Partnerinizi olduğu gibi kabul edin. Bu ilişkinin sadece sizin değil, ikinizin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için olduğunu unutmayın.
3. Kendinize iyi bakın. Hiç kimsenin sizin mutluluğunuzu ‘sağlamasını’ beklemeyin. Eğer kendinize iyi bakar, ihtiyaçlarını karşılarsanız, ilişkinizin daha dengeli olmasını sağlarsınız. Partneriniz için her şeyi siz yapmayın. Unutmayın ki, onun ‘kendisine’ iyi bakmayı öğrenmesi gerekiyor
4. Dürüst olun. Kafanızı karıştıran, sizi üzen konuları, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, duygularınızı ve sınırlarınızı dürüstçe ve açık olarak ifade edin. Doğruları söyleyip söylememe çelişkisine düşmeyin. Doğruları, ilişkinizi zedelemeyecek biçimde söylemeye dikkat ederseniz, mutlu olursunuz.
5. Kendinize düşen görevi yapın. Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişki çaba gerektirir. Elinizden geldiği kadar ‘canlı’ yaşamaya çalışın, duygusal sorunlarınıza çözüm arayın, herşeyi yönetmeye çalışmayın, geçmişinizdeki sorunlarla yüzleşin ve korkularınızı yenin. Böylece ‘sağlıklı bir ilişki’ için kapasitenizi arttırmış olacaksınız!

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Sağlık category.