Archive for the ‘Sağlık’ Category

Epilepsi Nedir ?Tanısı ve Tedavisi Nasıldır ?

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Epilepsi Nedir?
Doktorunuz çocuğunuzda mevcut nöbet ya da nöbetlerin “epilepsi” nöbeti olduğunu söylerse ilk sorunuz epilepsinin ne anlama geldiği olacaktır. Bu sözcük halk arasında “sara” adıyla tanınır. Epilepsinin ne olduğunu anlayabilmek için beyni bir bilgisayar gibi düşünmekte yarar vardır. Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur.

Bu olay belirli aralarla tekrarlanırsa o kişi de epilepsi var demektir. O halde nöbet, beynin kuvvetli ve hızlı bir elektrik akımı ile kaplanması sonucu oluşan kısa ve geçici bir durumdur, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

Epilepsiye yol açabilen nedenler
Çoğunlukla epilepsinin bir açıklamasının bulunamaz. Çocuklarda epilepsiye en sık yol açan nedenlerişöyle özetleyebiliriz.

Doğuştan gelen hastalıklar: Kromozom hastalıkları, yapım maddeleri ile ilgili değişiklikler içeren metabolik hastalıklar, bazı enzim eksiklikleri gibi doğuştan gelen nedenler.
Gebelikte bebeğin beyin gelişimini etkileyen mikrobik hastalıklar, annenin ilaç ve alkol alımı.
Doğum sırasında meydana gelebilecek beyin zedelenmesi, kanaması ve beynin oksijensiz kalması.
Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı.
Kazalara bağlı beyin zedelenmesi.
Beyin tümörleri.
Uzun süren ateşli havaleler.

Bazen nöbetler, olaydan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bir çok vakada da nöbetlerin nedenlerini en modern araştırma yöntemleri ile dahi bulabilmek mümkün olmayabilir.

Epilepsi çocuğunuza sizden mi geçmiştir?
Bir çocuğunuz daha olursa onda da epilepsi gelişme ihtimali var mıdır? Her iki soruya da verilebilecek cevap büyük oranda hayır olacaktır. Ancak hem anne hem de babanın ailesinde epilepsi olduğuna dair bulgu, ya da tek bir tarafta epilepsi hikayesi ile birlikte anne-baba akrabalığı varsa ve özel bazı epilepsi türlerine sahiplerse kalıtımın rolü olduğu söylenebilir. Bu konuda her hastanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu konuda daha fazla bilgi almak için doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir.

Epilepsi nöbetleri nasıldır?
Elektriksel bozukluk eğer beynin sadece bir kısmını etkilerse “parsiyel nöbet” dediğimiz nöbet tipi oluşur. Parsiyel nöbetlerin en sık görülen türü şuur kaybı ile birlikte olan “kompleks parsiyel” nöbetlerdir. Kişi sersemlemiş ve şaşkın bir haldedir, gözlerinin önünde benekler görebilir, kulakları çınlayabilir, mide bulantısı olabilir, elbiselerini çekiştirebilir, ellerini kollarını anlamsızca oynatır ve yaptıklarının farkında değildir. Genellikle nöbet geçtikten sonra da olanları hatırlamaz.

Başka bir parsiyel nöbette belli bir kas grubunu (örn: bir kolu veya yüz yarısını) kontrol eden beyin bölgesinin etkilenmesi ile olur. Nöbet esnasında sadece o kas grubu etkilenir ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlar, bu olaydan başka hiçbir kas grubu etkilenmez ve şuur kaybolmaz (basit parsiyel, fokal motor nöbetler).

Bütün beyin etkilendiğinde ise sonuç jeneralize nöbettir. Jeneralize nöbetin bir çeşidi jeneralize tonik-klonik nöbettir (grand-mal). Grand-mal nöbet geçiren bir kimse aniden şuurunu kaybeder ve yere düşer, kasları kasılır sonrada bütün vücudu sarsılmaya başlar, ağzından köpük gelebilir, dilini ısırabilir, idrar ve kakasını kaçırabilir, dudaklarında, yüzünde, ellerinde morarma olabilir. 1-5 dakika sonra çırpınma hareketi durur, arkadan bazen uyuklama veya yorgunluk dönemi başlar, bundan sonra kalkıp daha önce yaptığı işine devam eder.

Başka bir jeneralize nöbet tipi dalma (absans, petit-mal) nöbeti olarak bilinenidir. Bu nöbet o kadar kısadır ki, hissedilmeden geçebilir. Absans nöbeti geçirenler hayal kuruyormuşcasına çevrelerine birkaç saniye anlamsız gözlerle baktıktan sonra yaptıkları işlerine devam ederler. El kol hareketi yoktur, kişi kısa bir zaman için şuurunu yitirmiştir. Tedavisiz kalırsa bir gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Bu tip nöbetler çok kısa süreli olduğundan aile tarafından pek önemsenmeyebilir veya farkedilmeyebilir.

Nöbetlerin peşpeşe gelmeleri haline “status epileptikus” denir. Hayati tehlikesi olan bu durumda hastanın acilen hastaneye kaldırılması gerekir.

Her epilepsi nöbetinde şuur kaybı olmayabilir. Bazı nöbetler de sadece uykuda görülebilir. Burada anlatılanlar en sık görülen nöbet tipleridir. Epilepsinin başka tipleri de vardır.

Hastalığın teşhisi
En ideali hastanın nöbetini doktorun görmesidir. Ancak çoğunlukla bu mümkün olamaz, bu nedenle doktorunuz önce nöbeti gören kişiler ve anne-babadan nöbetin başlangıcı, sıklığı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi alır. Ayrıca gebelik, doğum, çocuğun gelişimi ve diğer aile bireylerinde nöbet olup olmadığı konusunda bilgi isteyecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayeneden sonra bazı laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç doğabilir. Bunların başında elektroensefalografi (EEG) gelir. Bunun yanısıra beyin tomografisi (CT), manyetik rezonans (MRI), uzun süreli EEG-video monitorizasyon ve çeşitli biyokimyasal ve metabolik tetkikler (kanda, idrarda ve beyin-omurilik sıvısında) gerekli olabilir. Bu tetkiklerin hiçbirisinin hasta açısından önemli bir tehlikesi yoktur. Aksine bu nöbetlerin nedenini bulmak, epileptik olmayan diğer bazı nöbetlerden ayırdedebilmek için gereklidir.

Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.

Nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı basit kurallar
Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu olabilecek zararlardan korumak ile sınırlıdır.
Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işle görevlendirin.
Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.
Çocuğu yan döndürüp tükrüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin.
Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecek maddelerinin çıkartılması yararlı olur.
Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.
Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik hiçbir şey yapmayın.
Unutmayın ki nöbet sonrasında çocuk yorgun, ne yaptığını bilmez haldedir, bu aşamada elinizden geldiğince sakin bir şekilde teskin ederek bu durumun düzelmesini bekleyin, güven verici olun.
Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğunuza, hem de doktorunuza yardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorunuzun sorularını cevaplamada çok işe yarayacaktır.
Akıllıca gözlemek akılsızca müdahele etmekten daha yararlı olacaktır.
Nöbet 10 dakikadan uzun sürerse ya da kısa bir süre sonra tekrarlarsa doktorunuza haber verip tavsiyelerine uyun ya da en yakın sağlık merkezine başvurun.
Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.

Epilepsi tedavi edilmeli mi?
Epilepsi, mutlaka doktora başvurulmasını ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınmasını gerektiren bir hastalıktır. Bu epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalıdır. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilirler ve bunlarda ilaç tedavisine gerek duyulmabilir, ancak bu kararı doktor vermelidir. Ülkemizde maalesef epilepsi hastalığı doktor olmayan kişiler tarafından tedavi edilmeye çalışılmaktadır.
Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir ve her nöbet bir sonra kinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşmesi olasıdır ve nöbet geçirme anında hastanın maruz kalabileceği tehlikeler vardır. Bunlar, merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma, vb.dir. Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle epilepsi mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur.
Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumunu baskılayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Epilepsi ilaçları hergün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Anne-babaların sık yaptıkları yanlışlıklar; *örneğin sabah dozu unutulduğunda akşam her iki dozun birlikte verilmesi veya *dozların çok dakik verilebilmesi amacıyla çocuğun uyku düzeninin bozulması gibidir. Bu uygulamalar hastaya yarar sağlamaz. İlacın veriliş saatlerinde yapılacak 30-60 dakikalık oynamaların zararı yoktur.
Doktorunuz çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçmiştir. İlaçları düzenli ve doktorunuzun tarif ettiği gibi kullanmanız çok önemlidir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamiyle geçirmediğini, ancak nöbet gelmemesini sağladığını ya da sayısını azalttığını bilmelisiniz. Bu nedenle aylardır nöbet olmuyor diye ilaç miktarını azaltmamalı ya da çocuğunuza vermekten vazgeçmemelisiniz. İlacın ne zaman kesileceğini ya da değiştirileceğini ancak doktorunuz bilir. Bazen kullanılan tek bir ilaç nöbeti kontrol altına alamayabilir. O zaman doktorunuz ikinci, bazen de üçüncü ilaç ilave edecektir. Çocuğunuzun geçirdiği nöbetlerle ve aldığı ilaçlarla ilgili kayıt tutarak doktorunuza yardımcı olabilirsiniz.

Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60’ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20’sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Anne babanın hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa orta çağın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.

Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir.

Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?
Evet, hastalıkların tedavisinde kullanılan tüm ilaçların olduğu gibi epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların da (özellikle uygun kullanılmadıkları zaman) hastada bazı yan etkileri olabilir. Unutulmamalıdır ki doktorunuz çocuğunuzun tedavi şemasını düzenlerken uygun gördüğü ilaçların yan etkilerini en az düzeye indirecek şekilde belirler.

Bazı epilepsi ilaçları tedavinin başlangıcında uyku hali, sersemlik, dengesizlik, ciltte döküntüler gibi yan etkilere neden olabilir. Doktorunuz bu tür yan etkilerin görülmememesi için ilaçları küçük dozlarda kullanmaya başlayarak zaman içinde doz artırmayı tercih edecektir. Bazen de tedavinin ilerleyen yıllarında iştah artışı, şişmanlama, saç dökülmesi, diş etlerinde kabarma, aşırı hareketlilik, kıllanma vb. gibi yan etkiler görülebilir. Doktorunuz, kullanılan ilacın çocuğunuzda yarattığı yan etkileri ve onun epileptik nöbetler üzerindeki etkisini yakından ve bilinçli olarak izleyen kişi olduğundan uygun aralıklarla muayene ve gerekli laboratuvar tetkikleri ile çocuğunuzu koruyacak önlemleri alacaktır. Bu durum “komşu çocuğuna iyi gelen ilacın” sizin çocuğunuz için kullanılmaması gerekliliğini anlatan en önemli sebeplerden biridir.

Epilepsi tamamen geçer mi?
Bu soruya kesin bir cevap vermek imkansızdır. Çoğu vakada bu durum ergenlik çağına gelindiğinde geçebilir. Diğer vakalarda ise nöbetler maalesef hayat boyu sürer. Her bir birey için gelecekteki durumu şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Eğer çocuğunuzda nöbetler arka arkaya 2-4 yıl görülmezse, doktorunuz yapacağı genel bir durum değerlendirilmesinden sonra vereceği kararla ilacı 6-8 ay gibi uzun bir sürede kesebilir. Böylece olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağı beklenebilir. Nöbetler tekrarlamayabilir, ancak tekrarladıkları takdirde yeniden ilaç tedavisine geçilecektir.

Epilepsi çocuğun hayatını etkiler mi?
Epilepsi kesinlikle utanılacak bir hastalık olmadığından çocuğunuzla çok sık görüşen ya da birlikte vakit geçiren insanların durumu bilmelerinde hiç bir sakınca yoktur. Önemli olan çocuğunuzun epileptik olması dışında hiçbir farkın bulunmadığının bilinmesidir. Çocuğunuzun sorumluluğunu sizlerle birlikte paylaşan öğretmeni, okul hemşiresi, servis sürücüsü, antrenörü vb. gibi büyüklerin ve çok yakın bazı arkadaşlarının da epilepsi konusunda hiç olmazsa genel bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Ne olup bittiğini bilmeyen kişiler böyle bir nöbeti seyretmekle korkabilir ve çocuğunuza yardım edemeyebilirler.

Öncelikle vurgulanması gereken nokta epilepsinin ruh ve akıl hastalığı ile hiçbir ilgisi olmadığıdır. Epilepsili çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazıları okulda ortalamanın üzerine bile çıkarlar. Epilepsinin ağır beyin hasarı ile birlikte olduğu bazı durumlarda (%20) zihinsel gelişme bozulabilir.
Epilepsinin çocuğunuzun hayatını bazı konularda etkileyeceğini kabul etmelisiniz. Pilot olamaz, yükseklerde çalışamaz ama üniversite dahil olmak üzere istediği okula gidebilir. Doktor, avukat, iş adamı, profesyonel sporcu, balerin, fizikçi olmaması için hiçbir neden yoktur. Epileptik insanlar evlenebilir, çocuk sahibi olabilir ve normal bir hayat yaşayabilir. Gerçekten çocuğunuzun yapamayacağı çok az şey vardır.

Dünyanın tarihi gidişini değiştiren nice ünlü insan epileptikti. Örneğin Julius Sezar, Büyük İskender, Napoleon Bonaparte gibi generallerin bu tür kişilerden olduğuna inanırmıydınız? Bu kişiler o dönemde günümüzün tıbbi bilgilerine sahip olunmamasına rağmen pek çok iş başarmışlardır. Ayrıca Dostoyevski, Gustave Flaubert ve Dante gibi büyük yazarlar, adına ödüller verilen Alfred Nobel, Tchaikovsky, Van Gogh, Buddha ve St. Paul de epileptikti.

Dikkat edilmesi gereken hususlar var mı?
Epilepsili çocuğunuzun da herkes gibi dengeli beslenmeye gereksinimi vardır. Hastalığından dolayı fazladan vitamin ve mineraller almasına gerek yoktur. Kolalı ve alkollü içecekler, çikolata, boyalı şekerlemeler, çay, kahve aşırı miktarda alınmamalıdır. Işığa duyarlı epilepsi türlerinde çocukların çok yakın mesafeden karanlık odada televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunları ile uzun süreli oynaması engellenmelidir. Diğer epilepsi türlerinde böyle bir kısıtlamaya gerek yoktur. Ayrıca aşırı uykusuzluk, ateşli hastalıklar, güneş altında uzun süre kalmak, uzun süren açlık ve kafaya gelebilecek darbeler gibi bazı durumlar nöbetin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır.

Spor yapabilir mi?
Çocuğunuzun pozitif tarafının belirgin olmasına gayret ediniz. Her insanın bir kuvvetli tarafı vardır. Çocuğunuzun o tarafını geliştirirseniz kendine güveni artar. Sporda, müzikte, resim çizmede ve benzer konularda yeteneği varsa, özendirilmelidir. Hastalığı bahane ederek, çocuğunuzun yapabileceği sporları ve işleri ihmal etmesine müsade etmeyiniz. Düzenli fizik faaliyet herkes için yararlıdır. Gerçekten de epilepsili hastalar spor faaliyetlerine katıldıkları zaman kendilerini daha iyi hissettiklerini ve daha az sayıda nöbet geçirdiklerini söylemektedir. Spor faaliyetlerine katılmakla sağlanan faydanın, yine aynı nedenle ortaya çıkabilecek tehlikelerden kat kat üstün olduğu açıktır.

Tehlike herkesin hayatında şu veya bu zamanda mevcuttur. Bu tehlike epilepsi hastasında zaman zaman sıradan bir hastanınkinden daha fazla olabilir ama, hastanın normal hayattaki faaliyetlere katılmasıyla sağlanacak fayda bu tehlikenin göze alınmasına yol açacak kadar fazladır. Özellikle çocuklarda olmak üzere hastanın diğer insanlarla karşılıklı ilişkiler kurması ve onların yaptıklarını yapması, onun diğerlerine ihtiyacı olmayan, üretken bir büyük olması yolunda atılacak çok önemli bir adımdır. Nöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde spor yapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel efora yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerine açık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğun olmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancak çocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplen atlamadan daha güvenli sporlardır.

Araba kullanabilir mi?
Epilepsililerin trafik kazası yapma ihtimali az da olsa diğer normal sürücülerden fazladır. Ancak bu risk diabet gibi kronik hastalığı olanlardan daha fazla değildir. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre epilepsili sürücülerin sebep olduğu trafik kazalarının %27 sinin nöbetlerden ileri geldiği, geri kalan kazaların ise alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı olduğu belirlenmiştir. Çocuğunuzun nöbetleri en az 2 yıldır (bu süre ülkelere göre değişmektedir) kontrol altında ise doktorunuzdan alacağınız izin ile (18 yaşını bitirmişse ve ehliyeti varsa) araba kullanmasında sakınca yoktur.

Anne-babalara özel not
Çocuğunuzun durumunu değerlendirmede gerçekçi olmaya gayret ediniz. Çocuğunuza karşı anlayışlı olunuz. Çocuğun kendisini epileptik değil de epilepsisi olan (diabeti, hipertansiyonu, tüberkülozu olan vb.) bir kişi olarak görmesini sağlayınız.

Genellikle pek çok epilepsili çocuğu davranış ve kişilik açısından diğer çocuklardan ayırt etmek mümkün değildir. Epilepsi nöbetleri genellikle dış faktörlerden etkilenmezler ve ansızın ortaya çıkarlar. Çocuğun üzülmesi, isteğinin yerine getirilmemesi, iştahsızlık, çok terleme veya terli halde su içme gibi durumlar nöbetlerin oluşmasında rol oynamazlar. Bu nedenle anne-babanın kendilerini suçlamalarına ve aşırı koruyucu ve kollayıcı davranmalarına gerek yoktur. Bu tutum çocuktaki girişimciliği önler ve aşırı korunan bir çocuk toplum içinde anne-babası gibi koruyucular bulamayacağı için geçimsiz bir erişkin olmaya adaydır. Aşırı koruma epileptik çocuk için olduğu kadar, kardeşleri tarafından kıskanılmasına yol açacağından aile içi sorunlar da yaratacaktır. Epileptik çocuğunuza ilginiz, diğer çocuklarınıza olan ilginizden az veya çok olmamalıdır. Ona özel muamele yapmayın. Sevginizi, disiplin anlayışınızı, dikkat ve ihtimamınızı eşit bölüştürün. Birine bir sorumluluk verdiğiniz zaman, diğerlerine de ona benzer bir sorumluluk verin. Şüphesiz bu sorumluluklar yaşlarına ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Epilepsisi olan çocuğunuza gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur. Ailenin tüm fertleri bu durumu olgunlukla ve tebessümle karşılamalıdır. Çünkü koşulacak mesafe uzundur.

Çocuğunuz için her şeyin mükemmel olmasını isteyen sizler için epilepsi tanısı önceleri bu rüyanızı yıkan kabus gibidir. Çoğu anne-baba gibi siz de kendi kendinize “Neden benim çocuğumun epilepsisi var?” diye soruyor, bazen kızgınlık, bazen korku, bazen de suçluluk duyuyorsunuzdur. Bunları hissetmeniz gayet doğaldır. Hislerinizi yenmeye çalışmanız çocuğunuza yardım etmenizi kolaylaştıracak ve ailenin beraberce olgunlaşmasını ve yakınlaşmasını sağlayacaktır. Anne baba hislerini kendi aralarında açıkca konuşmalı ve gerekirse doktorundan yardım istemelidir.

Çocuğunuza karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırken yaşını dikkate alın. Çocuğunuz nöbetlere yol açan bir hastalığı olduğunu bilmelidir. Olayın nedenlerini anlayabileceği kadar anlatın. Üç-dört yaşlarındaki çocuklar bile beynin vücudumuzun merkezi olduğunu ve değişik organlarımıza yapılmasını istediği şeyler hakkında emirler gönderdiğini anlayabilirler. Ancak bazen beynin gönderdiği acayip emre vücudumuz uymak istemese bile itaat etmek zorundadır. İşte kasılmaların nedeni budur. Ancak çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun sorunun hem bugün hem de yarın geçmeyeceğini öğrendiği zaman hissedeceği olumsuz duygulara karşı onu rahatlatmak zorundasınız. Size “Neden ben?” diye soracaktır. Sizin olayı kabullenmedeki beceriniz, gerek kendi gerekse çocuğunuzun hislerini kontrol edebilmeniz, çocuğunuzun söz konusu duruma karşı reaksiyonunu çok etkiler. Bu aşamada kendisi gibi krizleri olan bir çocukla buluşturmanın kendisine güvenini artırması açısından büyük yararı olacaktır. Bir kez daha vurgulayalım: kızmak, suçluluk hissetmek veya gelecekten korkmak gayet doğaldır. Her sorununuzu doktorunuzla görüşünüz.

Epilepsi bir derttir, ancak dünyanın sonu demek değildir. Siz çocuğunuzdaki epilepsiyi yok saymaz, bundan ürkmez, bu durumu mutluluğunuzu alt üst eden bir felaket olarak görmezseniz çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından gerekli temel koşulları oluşturabilirsiniz. Ancak bu koşullarda doktorunuz bilgi ve becerisini başarılı olarak uygulayabilir. Tıbbi durumunuzu konuşacağınız tek kişi doktorunuz olmalıdır. Her şeyi tek başınıza çözmeye çalışmak sizin için zor olacaktır. Böyle davranmak zorunda değilsiniz. Çevrenizde dostlarınız var. Ayrıca unutmayınız ki her çocuk gelecekte, toplum içinde kendi yerini alacaktır. Ona sorunu ile barışık yaşamayı öğretebilirseniz, topluma mutlu ve başarılı bir insan kazandırmış olursunuz.

Eklem romatizması çocukları tehdit ediyor

Cuma, Ağustos 28th, 2009

Hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?
Eklemin üzerinde ve çevresinde kızarıklık
Eklemde ısı artışı, şişme
Sürekli ve rahatsız edici şiddette ağrı
Özellikle uykudan uyandıktan sonra eklemde katılık oluşması
Katılıktan dolayı çocuğun yıkanmakta, kahvaltı etmekte, kavanoz açmakta, yürümekte zorlanmasıyla ortaya çıkıyor
Çocuk iltihabın etkisiyle aksak yürümeye başlıyor
Küçük çocukları anneleri bezlerken, kalça ve diz bölgelerine dokunulmasından rahatsızlık duyup ağlıyorsa doktora gitmekte yarar var

Tüm bu belirtilerin anne ve babalar için bir uyarıcı olabileceğine değinen Dr. Cantez, eklem romatizmalarının tanınmasında ailenin dikkatinin çok önemli olduğunun altını çiziyor.

Hangi bölgelerde görülüyor?
Diz, ayak bilekleri çok tutulabiliyor. Erişkindekine benzeyen, yaşlılarda görülen ellerinde parmaklarında şişlik olan bir tip çocuklarda da görülebiliyor. Elleri daha çok tutuyor. Bilekten başlıyor, tarak kemiklerin eklem yaptığı yerler ile birlikte, parmak kemikleri arasındaki eklemlerde sık görülebiliyor. Onun dışında çenenin kafa eklemine kaynadığı yerdeki romatizmalar gözden kaçıyor. İltihap bu bölgede oluşunca, çene eklemi daha az büyüyor, tam kapanmıyor, kapanırken çenenin çıkmasına neden olabiliyor. Plastik cerrahi gerektirecek kadar ilerleyebiliyor.

Daha çok hangi yaşlarda ortaya çıkıyor?
Yenidoğan döneminde çok fazla görmüyoruz, 0-18 yaş arasını kapsıyor. Juvenil idiopatik artrit dediğimiz nedeni belli olmayan 0-18 yaş arasında görülen eklem romatizmalarının yedi tane alt tipi var. Tek eklemi tutan ya da dörtten daha az eklemi tutan tipi daha çok küçük çocuklarda görülüyor. Erişkindekine benzeyen eklem romatizması yani romatod faktör pozitifliğiyle giden eklem romatizmasında ise genellikle 10 yaşlarında ortaya çıkıyor. Bunun bir başka alt tipi sedef hastalığıyla birlikte görülebiliyor. Sedef hastalarında özellikle el, sırt, omurgayı tutan eklem romatizmaları olabiliyor. Farklı farklı yaşlarda bu yedi tip ortaya çıkabiliyor.

Tedavi ne kadar sürüyor?
Bir enjeksiyon yapıp hiç sorun görmeyebilirsiniz. Ama 3 yaşında başlayan sistemik artrit 18 yaşına kadar takiptedir ve ilaç kullanması gerekebilir. Biz hastalığın seyrine bakarak bunları görüyoruz.

Eklem romatizması başka hangi organları etkiliyor?
Sistemik artrit, vücudun tüm sistemlerini ilgilendiren, kemik iliği, dalak, karaciğer harabiyetiyle giden, yaşamı tehdit edecek sorunlar ortaya çıkaran bir eklem romatizması türü ve her yaşta ortaya çıkar. Çok hızlı ilerler. Takibinin de hızlı yapılması gerekir. Sadece diz tutulumuyla giden bir rahatsızlık çok ciddi şikayet oluşturmayacakken, bir diz ağrısı, bazen aksayarak yürüme diğer tarafta, yaşamı tehdit edecek kadar ciddi romatizma hastalığı olabiliyor.

Gözleri de etkiliyor mu?
Bu yedi grup içinde az eklem tutulumuyla giden çocuklarda belirli bir oto antikor bakıyoruz. Bu antikorun getirdiği sorun vücudun kendi hücrelerine saldırması. Bağışıklık sistemi bozukluğu oluyor. Ana antikoru pozitifse, bunun en önemli sorunu gözlerde sessiz bir iltihaplanma yapıyor. Fark edilmediği ve takip edilmediği taktirde körlüğe neden oluyor. İlerlemiş vakalarda iltihaba bağlı olarak gözün içinde yapışıklıklar oluyor ve iltihaplar oluşuyor. Eğer çok uzun süre devam eder ve gözden kaçarsa göz bebeğinde, 1-2 milimetrelik bölgede yapışıklıklardan dolayı girintili çıkıntılı şekil bozukluğu olabiliyor.

Tedavisi nasıl yapılıyor?
Eklem içine enjeksiyon yapılabiliyor. Böylece çocuğun 4-6 ay rahat bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Çoklu eklem tutulumlarında ise iltihabı azaltıcı ilaçlar kullanılıyor
Kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar romatizmada daha düşük dozlarda kullanılıyor
Çok şiddetli bir romatizma varsa biyolojik ilaçlar kullanıyoruz. Çocukların yaşam kalitesini artırabiliyoruz
Yakalanmamış vakaysa genellikle oluşmuş eklem bozukluklarını, donmuş eklemleri tekrar eski sağlıklı eklem haline getirmek mümkün değil. Fizyoterapistlerin de yardımıyla oluşan hasarın azaltılmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz
Kıkırdak tamamen yok olduysa, kemik değişiklikleri meydana geldiyse bunları geri getiremiyoruz. Çok ilerlemiş vakalarda da ortopedinin yardımıyla hasarlanmış eklem çıkarılıp protez takılabiliyor
Çok uzun süre steroid kullanmak zorundaysak, çocukların özellikle büyümelerinin, boy atmalarının bir miktar engellendiğini görüyoruz, ancak ilacı kestikten sonra çocuk akranlarını yakalayabiliyor.

Romatizma Nedir ve Tedavi Yöntemleri

Cuma, Ağustos 28th, 2009

Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilmektedir.
Romatizma tek bir hastalık değildir. 200′e yakın hastalık bu sınıfa girer.İltihaplı romatizmalar (Romatoid artrit, Still Hastalığı, Sistemik Lupus Eritematozis, Skleroderma, Polimiyozit, Dermatomyozit, Behçet hastalığı ve diğer vaskülitler, Spondilitle birlikte olan artritler) Kuru romatizmalar (Dejeneratif eklem hastalığı), Mikrobik ajanlara bağlı olanlar, Metabololik ve endokrin hastalıklara bağlı olanlar, Tümörlerle beraber olan romatizmal hastalıklar, Sinir sistemi hastalıkları, Eklem dışı romatizmalar(yumuşak doku romatizmaları) ve sınıflandırılamayanlar. Eklem romatizmaları; osteoartrit (kireçlenme), romatoid artrit(iltihaplı eklem romatizması), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, MAS, bel sırt ve boyun ağrısı ) bunlar arasında en sık görülenleridir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır.

Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (sistemik lupus eritematozus, ankilozan spondilit) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir.

Romatolojik hastanın en sık yakınmaları ağrı, halsizlik, yorgunluk ve tutukluktur. Bu ağrı eklem veya eklem dışında olabilir. Hastalıklı eklemde ağrı uzun süren hareketsizliği izleyen devrelerde daha belirgin olarak hissedilir. Bu bakımdan sabahları hastalar eklemlerini çok zorlukla hareket ettirirler. Sabah sertliği de denen bu olayın süresi hastalığın tanısında çok önemlidir. 15 dakikadan az süren sabah sertliği normal insanlarda da özellikle ileri yaşlarda görülebilir.

Eklemde olduğu zaman iltihap belirtileri ile beraberdir( şişme, kızarıklık gibi) (artrit), veya sadece ağrı vardır (artralji). Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle kırk yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Bir çok hasta kendini kuru ve sıcak günlerde daha iyi, soğuk ve rutubetli günlerde daha kötü hisseder.

Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir. Romatizmal hastalıklarla beraber olabilen eklem dışı şikayetler ise şunlardır: Zayıflama, iştah kaybı, ateş, göz yakınması(kırmızılık, kaşınma, bulanık görme), karın ağrısı, ishal (özellikle kanlı), yan ağrısı, göğüs ağrısı, saç dökülmesi, güneş ışığına aşırı duyarlılık, deri döküntüsü, kuru ağız ve göz, ağız içi yara ve aft, bel ve sırt ağrısı, topuk ağrısı olabilir.

Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken teşhis edilmesi ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.

Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.

Romatizmal hastalıklar vücudun her bölümündeki eklem kas damar ve sinir dokularını tutabilir. Baş, boyun, sırt, bel ve diğer eklemlerin ağrı ve tutukluklarının da kökeninde büyük bir olasılıkla önemli bir romatizma başlangıcı vardır.

Romatizmal Hastalıklarda Tedavi

Romatizmal hastalığın tedavisi hastalığa ve hastaya göre değişir, her hastaya kişisel bir tedavi planı yapılması gerekir. Doktor tarafından önerilmeyen tedaviler yararsız ve tehlikeli olabilir, uygun tedavinin yapılması gecikebilir hatta hastalığın ilerlemesine neden olabilir.

Romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için hastalığa erken ve doğru teşhisin konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara erken dönemde teşhis konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir. Şikayetin olmadığı veya çok azaldığı dönemleri hastalığın alevlenip şikayetlerin arttığı dönemler izler.

Romatizmal hastalıkların bir bölümü çok uzun süre devam edebilir, bazılarının tedavisi uzun sürebilir ve zordur. Bu hastalıklara müzmin (kronik) hastalıklar denir. Bu hastalara tedavi de verilen ilaçlar ve fizik tedavilerin doktor kontrolünde sürekli alması gereklidir. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese dahi hastalığın ilerlemesini önleyerek günlük yaşamın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Eklemlerdeki yükü artıran fazla kiloların verilmesi, doktor tarafından önerilen egzersizlerin düzenli yapılması veya damar yapısını bozan sigara kullanımının bırakılması bazı romatizmalı hastalar için çok önemlidir.

Romatizmalı hastaların hastalıkları, kullandıkları ilaçlar ve ilaçların olası yan etkilerini bilmesi hasta açısından çok önemlidir.

Tüp Bebek

Salı, Ağustos 25th, 2009

YARDIMLA ÜREME TEKNİKLERİ

Yardımla üreme teknikleri, geleneksel tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu, tüpleri hasarlı veya ileri derecede sperm problemi olan çiftlerde gebelik elde edebilmek için uygulanan tedavi yöntemlerinin tümünü kapsamaktadır. Bu yöntemlerin en basiti “aşılama” olarak da bilinen intrauterin inseminasyon, en karmaşığı ise mikroinjeksiyon yöntemidir. Aslında klasik tüp bebek ile mikroinjeksiyon arasında hastaya uygulanan tedaviler açısından bir fark yoktur. Fark sperm ile yumurta hücresine uygulanan laboratuar işlemlerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır.

Yardımla Üreme Yöntemleri:

AŞILAMA (İntrauterin inseminasyon=IUI)
TÜP BEBEK (İn Vitro Fertilizasyon=IVF)
MİKROİNJEKSİYON (İntrasitoplazmik Sperm İnjeksiyonu=ICSI)
Diğer (GIFT vb)

——————————————————————————–

AŞILAMA ( İNTRAUTERİN İNSEMİNASYON )

Aşılama ya da intrauterin inseminasyon, yumurtlama döneminde erkeğin spermlerinin canlı ve hareketli olanlarının seçilerek, ince bir tüp yardımı ile doğrudan rahim içine verilmesidir.

Aşılama nedenleri:

Sperm sayı ve hareket oranında hafif bozukluklar
Açıklanamayan kısırlık
Rahim ağzı ile ilgili problemler
Antisperm antikor pozitifliği
Diğer nedenler
Aşılama yapılabilmesi için kadının tüplerinin açık olması gerekir. Bu nedenle bu yöntemin uygulanacağı kadınlarda rah im filmi görülmelidir. Bu yöntemde zamanlamayı ayarlamak ve yumurta kalitesini arttırmak için genellikle yumurtlamayı uyarıcı ilaç kullanılır. Yumurta belirli büyüklüğe ulaşınca, yumurtayı çatlatmak için iğne yapılır ve bundan 24-36 saat sonra işlem gerçekleştirilir.

Erkeğin spermleri alınarak belirli işlemlerden sonra canlı ve hareketli olanlar ayrılır. Daha sonra bu spermler ince bir tüp yardımı ile rahim içerisine verilir. Bu yolla yumurtaya ulaşma şansı bulan sperm sayısı arttırılmış olur. Bu yöntemin aylık başarı şansı yapılma nedeni ve sperm sonuçlarına bağlı olarak değişmekle birlikte genel olarak %15 civarındadır. Hazırlık sonrası sperm sayısının 10 milyonun üzerinde olduğu vakalarda gebelik şansı daha iyidir. Sperm sayısının 5 milyonun altında olduğu vakalarda gebelik şansı düşüktür.

——————————————————————————–

IN VITRO FERTİLİZASYON

( TÜP BEBEK )

Son yıllarda tıptaki en büyük ilerleme alanlarından biri kuşkusuz yardımla üreme yöntemlerinde olmuştur. İlk kez 1978 yılında uygulanan tüp bebek yöntemi ile tüplerindeki problem nedeni ile gebe kalma şansları çok az veya imkansız olan kadınların gebe kalmaları olanaklı hale geldi. Bunu menilerinde hiç sperm bulunmayan ve dolayısı ile o güne kadar “senin çocuğun olmaz” denilen erkeklerin testislerinden elde edilen tek bir sperm ile gebelik oluşturulabilen “mikroinjeksiyon” yönteminin uygulanması izledi. Aradan geçen sürede bu yöntemlerde sağlanan gelişmelerle, uygun hasta grubunda %50’lere ulaşan gebelik oranları elde edilmeye başlandı.

Klasik tüp bebek yöntemi başlangıçta tüplerinde problem olan kadınlarda düşünülen bir tedavi yöntemi idi. O güne kadar tüplerinde problem olan kadınlarda cerrahi tedavi uygulanarak sınırlı başarı elde ediliyordu. Geçirilmiş infeksiyonlara veya başka nedenlere bağlı olarak oluşan ağır hasarlı tüplerle gebelik neredeyse olanaksızdı. Tüplerle ilgili problem nedeniyle düşünülen bu yöntem, daha sonra açıklanamayan infertilite, hafif sperm bozuklukları ve endometriyozis tedavisinde de başarıyla uygulanmaya başlandı.

Tüp bebek denilen in vitro fertilizasyon yönteminin birkaç aşaması bulunmaktadır.

Bunlar:

Yumurtalıkların baskılanması
Yumurtalıkların uyarılması
Yumurta toplanması
Spermle yumurtanın döllenmesi
Embriyo transferi
Yumurtalıkların baskılanması: Bu işlem yumurta gelişiminin doktor kontrolünde olması, yumurtaların eşit büyüklükte gelişmesi ve erken yumurtlamanın önlenmesi açısından yapılmaktdır. Bu amaçla, kadının özelliklerine bağlı olarak, beklenen adet gününde 1 hafta önce veya adetini ilk gününden itibaren ilaçlar kullanılır. Bunlar burun spreyi veya ciltaltına yapılan injeksiyonlar şeklindedir. Genellikle yumurtlamadan 1 gün önceye kadar devam edilir.

Yumurtalıkların Uyarılması: Normalde yumurtalıklarda her ay bir yumurta olgunlaşır ve atılır. Bunun döllenmesi ile de gebelik meydana gelir. Yardımla üreme yöntemlerinde ise gebelik şansını arttırmak için, çok sayıda yumurtanın gelişmesi amaçlanır. Bu sayede toplanan yumurtalardan elde edilen en iyi embriyoların transfer edilme şansı doğar. Oluşan fazla embriyolar dondurularak saklanabilir. Yumurtalıkların uyarılması için kullanılan çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar her gün bir veya iki defada yapılmak üzere günde 2 ile 8 ampul arasında kullanılabilir. Genellikle adetin 3. gününde başlanır. Sık kontrollerle yumurta gelişim izlenir. Bu kontrollerde ultrasonografi ile yumurta gelişimi izlenirken, kanda estradiol hormonuna bakılarak bu yumurtaların kalitesi hakkında fikir edinilir. Yumurtaları içeren ve follikül olarak adlandırılan oluşumlar en az 3 tane ve 18mm.nin üzerinde olmalıdır. Bu sayı ve çapa ulaşılınca yumurtalıkları baskılayan ve uyaran ilaçlar kesilerek, yumurtayı çatlatmak için başka bir iğne yapılır. Bu son iğneden34-36 saat sonra da yumurta toplanma işlemi gerçekleştirilir.

Yumurta Toplanması: Yumurta toplanma işlemi, lokal veya sıklıkla genel anestezi altında yapılır. Bu işlem esnasında ultrason rehberliğinde hazneden bir iğne ile girilerek yumurtalıklara ulaşılır. Yumurtal ıklarda bulunan ve follikül olarak adlandırılan, yumurta hücresini içeren kistçiklere girilir. Vakum yardımı ile yumurta hücresi etrafındaki sıvı ile birlikte aspire edilir. Alınan sıvı laboratuarda hemen embriyolog tarafından kontrol edilerek içinde yumurta hücresi olup olmadığı işlemi yapan doktora bildirilir. Kadının yaşı ve yumurtalık kapasitesine bağlı olarak toplanan yumurta sayısı değişir, ortalama 5 ile 20 arasında yumurta toplanır. Her iki yumurtalıktaki tüm folliküller aspire edilir. İşlem 10-20 dakika sürer. Toplana yumurtalar besleyici bir ortamda ve vücut ısısında tutulur.

Yumurtanın Sperm Tarafından Döllenmesi: Kadının yumurtaları toplanırken, eşi de laboratuarda sperm örneği verir. Alınan spermler bazı işlemlerden geçirilerek, iyi durumda, hareketli ve normal yapılı olanları ayrılır. Klasik tüp bebek yönteminde her yumurtanın etrafına 100.000-150.000 sperm bırakılarak bunlardan birinin yumurtayı döllemesi beklenir. Mikroinjeksiyonda ise tek bir sprem seçilerek yumurtanın içine bırakılır ve böylece döllenme sağlanır. İki yöntemin farkı bu aşamada olmaktadır. Mikroinjeksiyon için iyi durumdaki tek bir sperm yeterlidir. Ertesi gün yumurtalar kontrol edilerek döllenme olup olmadığı kontrol edilir.

Embriyo Transferi: Döllenme gerçekleşmişse yumurta toplanmasından 72 saat sonra embriyo transferi yapılır. İyi kalitede embriyolar 6-10 hücrelidir. Transfer edilecek embriyo sayısına kadının yaşı, infertilite nedeni ve diğer faktörlere göre karar verilir. Bu sayı çoğul gebelik oranını azaltmak için bazı ülkelerde yasalarla sınırlanmıştır. Ülkemizde genellikle 2-4 embriyo transfer edilmektedir. İyi kalitede fazla embriyo elde edilmişse, artan embriyolar aileninin izni ile dondurulabilir. Embriyo transferinden 11 gün sonra kanda gebelik testi yapılır.

IVF ( TÜP BEBEK ) KİMLERE YAPILABİLİR?

Tüplerle ilgili problemi olan hastalar
Diğer tedavi yöntemleri ile sonuç alınamayan açıklanamayan infertilite vakaları
Sperm problemi çok ağır olmayan erkek infertilitesi
Endometriyozis
Diğer

——————————————————————————–

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1- KADININ YAŞI

nfertilite tedavisi gören çiftlerde başarıyı etkileen en önemli faktörlerden biri, kadının yaşıdır. Genç kadınlarda yumurta sayısı ve kalitesi genellikle daha iyidir. Gebelik oluştuğunda da düşük olasılığı genç kadınlarda daha azdır. Doğurganlık 25 yaş civarında en üst düzeyine ulaşmakta, daha sonra giderek azalmaktadır. Kırk yaş üstünde gebelik şansı, tedaviye, hatta tür bebek gibi yöntemler uygulanmasına rağmen düşüktür.

2- YUMURTALIK KAPASİTESİ

Yumurtalık kapasitesi ilerleyen yaşla azalmakla birlikte, tek faktör yaş değildir. Yani genç bir kadında yumurtalık kapasitesi düşük veya ileri yaşta yumurtalık kapasitesi iyi olabilir. Bunu belirlemek için kullanılan bazı testler vardır. Yumurtalığın ultrasonografik görünümü bu konuda fikir verebilir. Pek çok klinik yumurtalık kapasitesini belirlemek için adetin 3. gününda yapılan hormon tetkiklerini kullanmaktadır. Üçüncü günde yapılan FSH ölçümü 10 mIU/ml’nin altında ise yumurtalık kapasitesi iyi, bu düzey 10-15 arasında ise orta olarak değerlendirilir. FSH düzeyinin 15’in üzerinde olduğu kadınlarda gebelik şansı az, gebelik olduğunda da düşük olasılığı oldukça yüksektir. Aynı şekilde 3. gün estradiol düzeyinin de düşük olması yumurtalık kapasitesinin iyi olduğunu gösterir.

3- SEMEN KALİTESİ

Erkeğin çocuk sahibi olabilme potansiyelini en iyi belirleyen test semen analizidir. 1994 yılından itibaren mikroinjeksiyon yönteminin uygulanmaya başlanması ile tüp bebekte erkek faktörünün önemi azalmıştır. Normal semen analizinde değerler aşağıdaki gibidir:

Normal semen analizi:

Miktar: En az 2 ml

Sayı: En az ml.de 20 milyon

Hareketli oranı: En az %50

Normal şekilli: En az %50

Lökosit: En fazla 1 milyon/ml

Bu rakamlar kesin sınırlar değildir. Bu değerlerin çok altındaki değerlerde bile kendiliğinden gebelikler olabilmektedir.

4- İNFERTİLİTE SÜRESİ

İnfertilite süresi de başarıya etki etmektedir. Bu süre uzadıkça başarı şansı azalmakla birlikte, daha önce tedavi uygulanmamış vakalarda umutsuzluğa kapılmak için bir neden yoktur.

5- ÖNCEKİ GEBELİKLER

Canlı doğumla sonuçlanmış önceki gebelikler, tedavinin başarı şansını arttırmaktadır.

——————————————————————————–

MİKROİNJEKSİYON ( İNTRASİTOPLAZMİK SPERM İNJEKSİYONU )

Mikroinjeksiyon, tek bir spermin yumurta hücresinin içine injekisyonu işlemidir. Bu teknik sayesinde sperm sayısı çok düşük olan veya menisinde sperm bulunmayan erkeklerin testislerinden elde edilen çok az sayıda sperm ile çocuk sahibi olabilmeleri sağlanmıştır. Kadına uygulanan tedavi ve diğer işlemler açısından tüp bebek veya mikroinjeksiyon yöntemleri arasında bir fark yoktur. Fark yumurta toplanma işleminden sonra, laboratuarda yapılan işlemin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Tüp bebek işleminde her yumurtanın çevresine 100-150 bin civarında sperm bırakılıp, bu spermlerin yumurtayı döllemesi beklenirken, mikroinjeksiyonda tek bir spermle döllenme sağlanmaktadır.

Mikroinjeksiyon işlemi klasik tüp bebek işlemlerinin başarısız olduğu vakalarda veya ağır erkek kısırlığı vakalarında uygulanmaktadır. Bazı kliniklerde yumurta döllenmesini şansa bırakmamak için elde edilen tüm yumurtalara mikroinjeksiyon uygulanmaktadır.

YUVALAMA ( ASSİSTED HATCHİNG )

Embriyoyu çevreleyen ve zona olarak adlandırılan zarın bir bölgesinin, mekanik veya kimyasal yöntemlerle inceltilmesi işlemidir. Bu işlemin yumurtanın rahim iç zarına tutunmasını kolaylaştırdığına, yani implantasyon oranlarını arttırdığına inanılmaktadır. Yararı herkes tarafından kabul edilmemekle birlikte, daha önce başarısız tüp bebek girişimi yapılanlarda veya kadının 35 yaşın üstünde olduğu durumlarda tercih edilmektedir.

Saman Nezlesi Tanısı Nasıl Konulur Nasıl Tedavi Edilir ?

Salı, Ağustos 25th, 2009

Nasil tani konulur?

Allerjik rinitte tani hastanin öyküsü ile konur. Ailede allerji problemlerinin olmasi taniyi destekler. Fakat, neye karsi allerjik oldugunuzun saptanmasi için özel testler gerekebilir. Burundan sümük örnegi alarak incelenebilir. Allerjisi olan hastalarin %50’sinde bu incelemede allerjiyi gösteren hücreler görülür.

Allerjiler için özel testler yapilabilir. Çogu hasta için en iyi test ciltten bakilan “prik test” denilen testtir. Bu testte cilde küçük çizikler yapilip üzerine allejenler yerlestirilip reaksiyona bakilir. Bu allerji testi olasi birçok allerjen içinde neye karsi allerjinin oldugunu gösterir. Bazi durumlarda kan testlerinde süphelenilen allerjenlere karsi antikorlar aranabilir.

Doktorunuz öncelikli olarak belitilerinizi ilaçlarla tedavi etmeye çalisacaktir, ancak ilaçlar belirtilerinizi kontrol etmeye yetmezse, allerji testlerine ihtiyaç duyulabilir.

Nasil tedavi edilir?

Allerji tedavisinde ana kural allerjenden kaçinmaktir. Ev içinde havayi dezenfekte eden özel filtreler polen ve küfleri azaltacaktir. Eger polenlere allerjikseniz, polenlerin çok sik oldugu dönemlerde mümkün oldugunca disari çikmamaya çalismak ve evde havalandirma için fan kullanmamak gerekir. Yataklarin ve yastiklarin üzerine özel plastik örtüler geçirmek akarlardan koruyacaktir.

Eger çevresel önlemlerle belirtileri kontrol altina alamiyorsaniz, ilaçlar ise yarayacaktir. Hafif belirtiler için ilk akla gelen ilaç dekonjestan denilen burun ve bogaz bölgesindeki dolgunlugu gideren ilaçlardir. Dekonjestanlarin en sik görülen yan etkileri kalp çarpintisi ve uykusuzluktur.

Antihistaminiklerde etkili olabilir, ancak uyku hali yaptigi için ancak yatmadan önce alinmalidir. 3-5 gün içinde uyku hali yan etkisi kendiliginden geçecektir. Uykuya sebep olmayan yeni grup antihistaminiklerse, hem günde 1 veya 2 kez alindigi için pratiktir, hem de daha etkilidir. Bazilari bu ilaçlari sadece belirtilerin oldugu günlerde kullanmayi tercih eder, bazilari ise, allerji sezonunun basinda baslayip, sezon geçene kadar kullanir. Antihistaminik ve dekonjestanlari beraber kullanmanin bir zarari yoktur.

Dekonjestan ve antihistaminikler belirtilerinizi kontrol altina alamiyorsa, tedavinize nazal spreyler eklenebilir. Nazal spreyler iki çesittir: steroid veya kromolin içerenler. Hangisini kullanacaginiza hekiminiz karar verecektir.

Eger belirtiler ilaçlara ragmen agir ise, allerji igneleri (asi tedavisi veya immünoterapi) düsünülebilir. Asi tedavisi, sizi allerjiye sebep olan maddeye karsi duyarsizlastiracaktir. Allerji testinize göre, allerjenlerden bir karisim elde edilir ve bu karisim haftalik enjeksiyonlar seklinde size uygulanir. Genellikle 4-6 aylik enjeksiyondan sonra allerjide gerileme hissedilir. Fakat 2-3 yillik veya daha uzun tedaviler de gerekebilir.

Allerjik rinitin kulak ve sinüs enfeksiyonlari gibi komplikasyonlarindan kaçinmak için allerji belirtilerinin iyi sekilde tedavi edilmesi gerekir.

Ne kadar sürer?

Eger çocukluk allerjileri eriskin döneme kadar devam ederse, hayat boyu devam edecek demektir. Daha önceden allerjik olmayan insanlarda bile yeni allerjiler herhangi bir zamanda olusabilir. Allerji belirtileri yalnizca mevsim ve havaya göre degil, bulunulan yere göre de degisir. Yani allerjiler yasanilan yere göre artip azalabilir.

Allerjik riniti engellemek için ne yapabiliriz?

Allerjik rinit gelisimini engellemek için bilinen bir yol yoktur. Allerji bir kez olustuktan sonra, ona sebep olan seyden kaçmaya çalisilabilir, örnegin polenler ve hayvanlardan uzak durmaya çalismak gibi. Agir durumlarda bulundugunuz yerden tasinmaniz gerekebilir, fakat gittiginiz yerde de allerjiniz olabilir.

Saman Nezlesi Belirtileri Nelerdir ?

Salı, Ağustos 25th, 2009

Allerjik rinitin en sik rastlanan belirtileri,
· Burunda kasinti ve akinti
· Hapsirik
· Burunda dolgunlukve tikanikliktir.

Diger olasi belirtiler,
· Yorgunluk, halsizlik
· Bogaz yanmasi
· Burun arkasinda akintidir.

Saman Nezlesi (Alerjik Rinit)

Salı, Ağustos 25th, 2009

Allerjik rinit, burun içinin allerjik reaksiyonudur. Mevsimsel allerjik rinite saman nezlesi de denir.

Allerjik rinit, burun ve kulaklar, sinüsler ve bogaz allerjiye neden olan maddelerle temas ettiginde olusur. Allerjiye sebep olan maddelere allerjen denir. En sik karsilasilan allerjenler polenler, küfler, toz ve hayvan tüyleridir. Bazi allerjenler sadece belli mevsimlerde olur, mesela bahar aylarindaki polenler gibi. Bazilari ise tüm yil vardirlar, örnegin ev tozlarindaki akarlar gibi.

Burun ve sinüsleri döseyen doku, allerjenlerle temas ettiginde, bu dokulardaki hücrelerden histamin denilen bir kimyasal madde salgilanir. Histamin burun içinde siskinlik, kasinti ve asiri sümük salgisina sebep olur.

Migren Tedavisi

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

İngiliz uzmanların tesadüf eseri buldukları bir tedavi yöntemi migrenin tarihe karışmasını sağlayacak. Risk oranı çok düşük basit bir kalp operasyonuyla bugüne kadar tedavisi bulanamayan migrenden kurtulmak mümkün olacak

İngiliz bilimadamları bundan 20 yıl önce kalbi delik olan (PFO hastası) dalgıçların aynı zamanda migren hastası olduğunu keşfetti. Yani bu kişilerin kalbinin iki üst odacığı arasındaki kulakçık kapanmıyordu. Uzmanlara göre bu, kanın tamamen filtre olmasını engelliyordu. İçinde pıhtılar olan kan da beyne gittiğinde migren ataklarına neden oluyordu. Ancak bu dalgıçlar kalp ameliyatı olup kapakçığın doğru çalışmasını sağladıklarında migren ataklarının da tamamen durduğu dikkat çekti. İşte o günden beri devam eden araştırmaların ardından İngiltere’deki King’s College doktorları 200 kişi üzerinde ameliyat yoluyla migren tedavisini denemek için izin aldı. Eğer deneyler başarılı olursa ilk kez migreni tamamen ortadan kaldıracak bir çözüm üretilmiş olacak. Şu andaki tüm migren tedavileri, hastalığı değil şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik.

Migren Dostları

Dayanılmaz acılar içinde kıvrandıran migren ile aldığımız besinlerin doğrudan ilgili olduğu biliniyor. Migren ağrıları beyindeki kimyasal bazı değişimlerden kaynaklanıyor. Alınan besinlerdeki bazı kimyasal maddeler, migren ağrılarının başlamasına neden oluyor.

Çikolata Sakıncalı

Yorucu bir günün sonunda çikolata yiyerek avunmak isteyen migren hastaları, bir süre sonra dayanılmaz sancılar içinde kıvranmaya başlıyorlar. Çikolata ve alkollü içkilerin migren ağrılarını şiddetlendirdikleri ileri sürülüyor. Çikolata ve alkolün dışında peynir ve sütlü besinler, peynir türleri, migren ağrılarını özellikle artıran yiyeceklerdir. Bunların dışında narenciye türü meyveler ve meyve suları, kırmızı şarap, kahve, çay, tatlı kurabiyeler deniz ürünleri ve soğan migren ağrılarına neden olan yiyecekler arasında yer alıyor.

Miktar Önemli

Tıp uzmanları, migren hastalarına yedikleri yiyeceklerin türü kadar miktarının da önemli olduğunu hatırlatıyorlar. Övün atlamak ve düzenli yemek yerine tatlı yiyecekler atıştırmak migren krizlerinin başlamasına neden olabiliyor. Migren hastalarına sık aralarla azar azar yemek yemeleri öneriliyor. Adet dönemlerinden önceki günlerde migren ağrılarından yakınan kadınların da yiyeceklerine dikkat etmeleri gerek. Adet döneminden önceki günlerde çikolata yemenin son derece sakıncalı olduğunu belirtelim.

Dünya üzerinde milyonlarca insanın sık sık hayatını karartan migren ağrıları tıp dilinde ‘‘beyindeki bir kısa devre’’ ve nörolojik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Nedenleri, niçinleri, sonuçları üzerinde sayısız araştırma yapılan migren ağrılarının günümüze kadar yüzde 100 etkili bir çözümü bulunmasa da, uzmanlara yardımcı olacak pek çok bulgu var ortada. En önemlisi ve kesini de migren hastalarının ‘‘yüksek gerilim’’ altında olmaları…

Migrene beyindeki duyu ve uyarı sistemindeki bozuklukların neden olduğu biliniyor. Bilinen bir başka gerçek de, migrenin kadınlarda daha fazla görülmesi… Bunun nedeni, kadınların -doğalarından dolayı- beyindeki duyu ve uyarı sistemlerinin daha hassas olması. Doktorlar, migren ağrılarının başlamasına neden olan etkenleri iç ve dış etkenler olmak üzere iki grupta topluyorlar. İç etkenler arasında uyku düzeninde bozukluklar, açlık, sindirim sistemi rahatsızlıkları yer alıyor. Dış etkenler ise, gürültü, stres, bilgisayar başında uzun süre çalışmak, ışık gibi dış dünyayla ilgili şeyler.

Migren ağrıları başın tek yanında sanki kafaya yumruk atılıyor gibi çoğu zaman zonklamayla birlikte hissediliyor. Ağrılar çoğunlukla başta karıncalanma, görme, işitme bozukluğu, mide bulantısı, kusma gibi başka fiziksel arızalarla birlikte saldırıyor migren hastalarına.

Doktorlar asabiyet, gerilim ve stresle yakından ilgisi olan migrene akupunktur, hipnoz, masaj, aromaterapi, yoga gibi rahatlatıcı terapilerin iyi geleceğini kabul ediyorlar. Ayrıca beynin duyu ve uyarı fonksiyonunu düzene sokan kalp ilaçları ve çeşitli ağrı kesiciler de migrene iyi geliyor. Bugünlerde migren ağrılarına iyi gelecek üç ilaç daha piyasaya sürülecek.

Bu arada yıllardır süregelen ‘‘peynir ya da çikolata migrene neden oluyor’’ tezini de kabul etmiyor uzmanlar. Doktorlara göre bu cins gıdalar ağrıya neden olmuyor. Ancak bu gıdalara ihtiyaç duymak migrenin habercisi oluyor. İstatistiklere göre migren hastalarının yüzde 30′u iki gün önceki iştahlarından migrenin yakınlarda olduğunu anlıyorlar. Migrenin habercileri arasında yorgunluk, hiperaktif olmak, depresif olmak da var.

Migrenin Oluşmasındaki Sebepler

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Psikiyatrik kökenli baş ağrısı.

- Kafa içinde inflamasyona bağlı baş ağrısı.

- Göz, kulak, diş, burun ve sinüs kaynaklı baş ağrıları.

- Boyundaki yapısal bozukluklardan kaynaklanan baş ağrıları.

- Başağrı(migren) tetikleyen faktörler:

Günümüzde migreni başlatan faktörün kesin olarak ne olduğu bilinmemektedir.

Migrenin başlamasına sebep olabilen başlıca faktörler; stres, hormonal değişiklikler, diyet faktörleri, uyku düzeni, iklimsel değişiklikler ve kişisel bazı alışkanlıklardır.

Stres ve Duygular: Emosyonel olaylar migrenin başlamasında önemli role sahiptirler.

Hormonal Değişiklikler: Migrenli kadınların yaklaşık %70′inde ataklar adet döneminde sıklaşır ve şiddetleri artar. Bazı kadınlarda ise migren krizleri sadece adet dönemlerinde olur. Bir kısım kadın hasta özellikle menstrüasyon sırasında olan ağrılarının daha şiddetli olduğunu ifade ederler.

Diyet Faktörleri ve Bazı İlaçlar: Yiyecek ve içeceklerde bulunan bazı maddeler damarlar üzerine direkt etki ederek onları genişletir ve böylece migreni başlatabilirken bir kısım maddeler de daha ziyade dolaylı yoldan etki ederek bazı refleks yollar ile ağrıyı başlatabilirler. Mesela alkol direkt etki ederken kafein ve nikotin gibi maddeler dolaylı yoldan etki etmektedir.

Uyku: Fazla uyku ve uykusuzluk migren krizini başlatabilir.İklim Değişiklikleri: Bazı migren hastaları iklim ve hava değişikliklerinden etkilenebilirler.Kişisel Alışkanlıklar, Kokular vs: Sigara migreni provoke edebilir. Bazı ağır kokular migreni provoke edebilir, bu durumlardan kaçınılmalıdır.

Migren Nedir ?

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Migren, tüm dünyada hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen, sık rastlanan ve ağrılı bir hastalık.
Bulantı, kusma, ışığa ve sese aşırı duyarlılık gibi belirtileri olan bu hastalık, migren`li kişi ve ailesi için genellikle çok sıkıntı verir. Migren, ataklar sırasında kişinin tüm faaliyetlerini tamamen durdurabileceği gibi, ataklar arasındaki dönemde de yaşam kalitesini azaltabilir
Kişilerin yaşamlarındaki olumsuz etkilerine rağmen, migren`i olanların çoğu tam tedavi edilmezler. Bu, bazen, migren`i olanların tedavi edilme şanslarının olmadığına inanmalarından ve bu konuda doktora gitmemelerinden kaynaklanır. Ancak daha yeni ve daha etkili tedavilerin bulunmasıyla, migren`i olan pek çok kişi için yeni umutlar doğmuştur.
Migren atağının sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, migren`i olan çoğu kişi, belli faktörlerin migren ataklarını “tetiklediğine” inanır. Bu tetikleyiciler arasında stres veya stres sonrası gevşeme, çok fazla veya çok az uyku, kuvvetli ışık, hava değişiklikleri ve çikolata, peynir, kırmızı şarap, kahve ve çay gibi yiyecekler yer alır. Çoğu kadında hormonal değişiklikler veya adet dönemi de migren`i tetikleyebilir, ancak ataklar başka zamanlarda da olabilir.

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Sağlık category.