Temel ve Maske
Cuma, Ağustos 21st, 2009Dursun Temel’e sorar:
“Doktorlar ameliyatta niçin maske takarlar?”Temel bilgiç bir edayla:
“Niye olacak…Yanlış ameliyat ettikleri hasta tanımasın diye…”
| Chat Sayfaları Chat Sayfası Sohbet Muhabbet Kanalları |
| www.Chatsayfalari.org Hoşgeldiniz |
Dursun Temel’e sorar:
“Doktorlar ameliyatta niçin maske takarlar?”Temel bilgiç bir edayla:
“Niye olacak…Yanlış ameliyat ettikleri hasta tanımasın diye…”
Sabah kahvaltısında Fadime Temel’e anlatıyordu:
“Geceki gök gürültüsünü duymadın mı?”
Temel:
“Hayır duymadım…”
Fadime hayretle:
“Nasıl duymazsın?Bir şimşekler çaktı,bir gökler gürledi kiii …Aman Yarabbi…”
Temel öfkelendi:
“Niye beni uyandırmadın?Benim şimşek çakarken uyuyamadığımı bilmez misin?”
Uçakta beş kişi varmış. Pilot, Michael Jordan, Bill Gates, Dalai Lama ve bir hippi.
Oldukça yüksek bir irtifada uçarlarken, uçağın motorları birdenbire bozulmuş ve uçak hızla düşmeye başlamış. Pilot büyük bir telaşla yolcuların yanına gelmiş. “Beyler” demiş “biraz sonra yere çakılacağız ve sadece dört tane paraşütümüz var, biri bende!” deyip paraşütü ile uçaktan atlamış.
Michael Jordan hemen ayaga fırlayarak “Beyler” demiş “Biliyorsunuz ben dünyanın en büyük sporcusuyum ve dünyanın benim gibi insanlara ihtiyacı var” ve bir paraşüt kapıp uçaktan atlamış.
Derken, Bill Gates de hemen ayaga fırlamış “Beyler” demiş “Biliyorsunuz ben de dünyanın en zeki adamıyım ve dünyanın benim gibi zeki insanlara ihtiyacı var” ve o da paraşütlerden birini kapıp atlamış.
Dalai Lama ve hippi birbirlerine bakmışlar. Dalai Lama “Evlat, ben oldukça verimli ve bereketli bir hayat yaşadım, gerçek aydınlığı buldum. Oysa senin önünde uzun ve güzel bir hayat var. Paraşütü al ve atla, kendini kurtar” Hippi gülmüş:
“Endişelenme dede, kendini dünyanın en zeki adamı sanan, az önce benim sırt çantamla atladı!”….
Birgün Viyana´da bir Avusturya´lı arkadaşım bir Türk`ün arabasına binmiş. Yolda ilerlemeye başlamışlar. Lambalara gelince ışık kırmızı olmasına rağmen bizim Türk gaza basıp geçmiş. Avusturya`lı şaşkın bir edayla :
- Kırmızı ışıkta niye geçtin.
Bizimki kendinden emin bir ifadeyle:
- Ben Türk´üm.
Yola devam etmişler ve karşılarına yine kırmızı ışık gelmiş, durmaksızın devam etmiş. Avusturya`lı birazda alaylı bir ifadeyle:
- Niye kırmızıda geçtin. Bizimki aynı emin ifadelerle:
- Ben Türk`üm.
Yola devam etmişler, epeyce bir yol aldıktan sonra yine lambalara yaklaşmışlar, ve ışıklarda yeşilmiş. Bizim şöför durmuş. Avusturya`lı arkadaşı:
- Yahu niye durdun, devam etsene. Bizim Türk korkak bir sesle:
Bir TÜRK GEÇEBİLİR!!!
Diplomatın biri, fakir bir adamın yanına gider ve
“Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim” der.
- Oğlumun hayatına asla karışmam…
- Ama, kız Lord Rothschild’in kızı…
- Haaa! O zaman başka…
Diplomatın ikinci durağı, Lord Rothschild’in yanıdır.
- Kızınız için bir kısmet buldum Lord’um..
- Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük…
- Ama, bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan
Yardımcısı…
- Bak o zaman başka…
Diplomat, Lord’un yanından ayrıldıktan hemen sonra
soluğu Dünya
Bankası Başkanı’nın yanında alır.
- Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim,
çok iyi bir delikanlı var.
- Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var,
gerekmez.
- Ama, bu çocuk Lord Rothschild’in damadı.
- Bak o zaman oldu. Gelsin başlasın…
Öğretmen bir gün:
- Çocuklar Ülkemizin Kuzeyinde Karadeniz, Güneyinde Akdeniz, Batısında Ege Denizi var. O zaman ben kaç yaşındayım?
Ali:
- 44.
Öğretmen:
- NASIL BİLDİN?
ALİ
- BENİM YARIM AKILLI BİR ABİM VAR 22 YAŞINDA, SİZDE AKIL YOK ORDAN BİLDİM.
Lazın teki Ankara’da bir barda içerken cep telefonu çaldı,telefonunu
açtı,bir o kulağına bir bu kulağına götürürken sevinçle bardaki herkese
içki ısmarladı. Sonra da çevresindekilere karısının 15 kg lık tipik bir laz
bebeği doğurduğunu söyledi.
Bardaki hiç kimse bir bebeğin 15 kg. gelebileceğine inanmadı Fakat laz
inat
etti.
- Dediğim gibi,bizim oralarda ortalama bebek kilosu budur,benimki de
tipik bir laz bebeği!
Dört bir yandan tebrikler yağdı; bardaki herkes lazı kutladı..
İki hafta sonra laz tekrar bara uğradı. Barmen adamı tanıdı ve sordu
- sen şu 15 kg doğan bebeğin babası değil misin? Herkes bebeğin iki haftada kaç kilo olduğunu merak ediyor. Söyle bize, bebek kaç kilo?
Baba gururla yanıtladı,
- 10 kg.
Barmen şaşırmış ve meraklanmıştı
- Ne oldu? Doğduğu gün zaten 15 kg.dı.
Laz baba içkisini başına dikti, ıslak dudaklarını koluna sildi ve barmene doğru eğildi, gururla yanıtladı…….
- Sünnet ettirdim.
Yaşlı borsacı ile genç borsacı parkta sohbet ederek dolaşıyorlar. Yaşlı, gence mesleğin puf noktalarını anlatıyor:
- Bak evladım. Bu meslekte başarılı olmak için sadece fırsatları değerlendirmek yetmez. Zaman zaman fırsatları da senin yaratman gerekir. Bunun için sürekli dikkatli olman gerekir. Uygun bir yorumla hiç umulmadık olaylar bile, çok büyük fırsatlara dönüşebilir. Bak mesela, su karşıda gördüğün taze köpek pisliği sana sadece iğrenç bir şey olarak geliyordur. Ama ben eğer, “su pislikten bir lokma alıp ağzına atarsan sana 1 milyar lira veririm” dersem, olay senin acından nasıl da büyük bir fırsata dönüşüverir, değil mi? Yapar misin?
Genç borsacı ‘Tabi efendim’ der. Parmağını pisliğe daldırır, bir lokma alır yutar. Yaşlı borsacı cebinden bir milyarı çıkartır, gence verir. Bir süre yürürler, genç dayanamaz sorar:
- Hocam, ben size ayni teklifte bulunsaydım kabul eder miydiniz ? Bakın ileride de başka bir pislik var. Bir milyar karşılığı dener miydiniz?
Yaşlı borsacı ‘tabi ki’ der. O da bir lokma alıp yutar. Genç borsacı da çıkartır, biraz önce kazandığı 1 milyarı iade eder. Bir sure sessiz sessiz yürürler. genç yine dayanamaz sorar:
- Hocam. Ne sizin cebinizdeki para miktarı değişti. Ne de benim cebimdeki. Söyler misiniz, biz bu boku niye yedik ?
Kurt borsacı cevap verir:
- Öyle deme evladım. 2 milyarlık işlem hacmi yarattık!!!
Albay, binbaşıya: -Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Ben de orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz. O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya: -Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene: -Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa: -Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere: -Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun. Askerler kendi aralarında: -Yarın sabah bizim başçavus Albayı tutuklayacakmış.
Öğretmen mevsimleri anlatıyordu.öğretmen bakın çocuklar dedi.döt mevsim vardır. ilkbahar – yaz – sonbahar – kış. ilkbaharda her taraf yeşil olur, çiçekler açar. Yaz sıcaktır. Sonbaharda meyveler olur, yapraklar sararır. kış soğuk olur, kar yağar.
öğretmen,afacan özcanı suçüstü yakalayarak sordu.
- Kalk bakalımayağa ders dinlediğin yok.
-dinliyorum öğretmenim
-peki öyleyse,söyle bakalım,elmalar ne zaman toplanır?
KIZARDIĞI ZAMAN ÖĞRETMENİM