Archive for the ‘Hikaye’ Category

Enstrümantal Aşk !…

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Aşk suskunluğumdu benim!
Kendime ırak bir kentten çok sesli bir ağırlama, içten bir ikrarın yetmeyen teşekkürlü karşılığı. Oysa sunulan hayattı, yazgısında deli kız oyası. Deliksiz uyuyacağım, geç kal bu gece.

Aşk yanımdı benim!
Kelimesiz, hecesiz ama ağlamaklı… Yerlerde sürünen gözyaşlarımda yalnız olmamanın iması!
Acele etme bu gece. Tam vaktinde gelişinden değil mi öncemizdeki aşklar?
.
Aşk vurgunumdu benim!
Yaralı ama kansız… Acılı ama feryatsız… Ağlayan keman, sızılanan kaval… Beklenmedik ihanetti buluşmamız. Yıllardır vardı ve çok az yakardı. Şimdi burada, sahibinden uzak…

Aşk yazımdı benim!
Aşk yazdığımdı, okuduğundu. Bu geceyi geç ömrümden. Bu gece geç bir vakit ömrümde. Oturduğum masada şaraplık bir tat, tütünde tutuksuz bir nefes. Yetişme bana, geç kal! Erkenciliğin değil miydi, bize koca bir geleceği geciktiren?

Aşk heyecanımdı benim!
Vursalar ölmezdim o heyecandaki kadar. Sevseler mutlu olmazdım o titremedeki kadar. Voltalar uzuyordu ayağımda. Zaman uzuyordu. Sancı sığmıyordu bedenime. Delilikti, serserilikti, güzeldi…

Aşk itirafımdı benim!
Okunan, dinlenen ama bilinmeyen… Söylesem, dilimde kekremsi bir tat bırakırdı. Sustum, dilimle geldi bütün belalar… Dili belası sayfalarımın övgüleri, asılı kaldı aklında. Şımarıklığım korkun oldu, usluluğum hayalin! Değişemedim onca değişimde, onca yenilikte… Buydum ben, bulduğun gibi. Koruduğum aslındı, kaybettiğim aslım!

Buydu galiba aşk!
En can alıcı noktada bir İstanbul kaçağı, birçok A’lı kent kaçamağı, bir gözyaşı bozgunu, bir kavuşma, bir ayrılık ve bin ölüm… Sayısız dirilişte aynı yemin! Döndüğüm sözümde hayâsız yalan. Tek varlığım ve tek yokluğum… Yaram ve merhemim… Kazanmadığım ama hep kaybettiğim. Evet, buydu aşk!

Aşk yasağımdı benim!
Uzaklığını ölçtüğüm bir şarkı, tınısını mırıldandığımda anlamı beynime oturan bir müzik. Tuzağı yoktu arada. Geçit veren dağlar, ayağa dolanmayan yollar ve aşıldıkça genişleyen, bereketinde güneş kavrukluğu ovalar… Geç kal bu gece, zamancılığın değil miydi bizi bekleten, duvar önü ameleliliğinde?

Aşk çözümümdü benim!
Düğümlerin çıkmazından, elime düşen tek bir seni seviyorum’du. Gelişemedik uluorta. Durduk bulanıklığımızda; durulmadık durgunluğumuzda. Çarptık, düştük… Ayağa kalktık yardımsız. Seni seviyorum’du her şeyin en baştaki sonu. Söyledik, duyduk, yeniden düştük ve kalkamadık yardımlı. Gelmedi acil adamlar. Sen yine de, bu gece gelirken yolu uzat ve getirme yanında, başka yarınlarını.

Aşk engelimdi benim!
Burkulan yanıma yerleşen yalnızlığına eş, diğer yanımda onmaz bir gelecek…
Artık bir gece bu karanlık! Gelme, kendim kendimi avuttum!

Hayat Senin Romeo Ama Artık Juliet Yok

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Gidişinin üstünden kaç çığlık geçtiği umurumda değil. Nefes alıp vermediğini bilmiyorum şu an. Morgda olabilirsin, ya da ruhu satılık herhangi bir kızın koynunda. Ne fark eder? Bu kez senden değil, benden söz edeceğiz. Bu kez oyunun kuralını değiştireceğiz.

Burada işler biraz karışık. Çözümlemem gereken bazı sorular. Sana, bana, hayata dair. Artık sen, ben ve biz?de dışarı çıkabilmek istiyorum çünkü. Eğer şu an, tam olarak şu an ölürsem, cesedimi soru işaretlerim kaldırmasın istiyorum. Kırdığım kalp sayısı yokluğunla doğru orantılı olarak artıyorsa ve yapıştıramayacaksam bir daha hiç birini geri, en azından sayıları artmasın istiyorum. Dünyada seni en çok isteyen hatun olarak, bu dünyada en çok seni unutmayı istiyorum. Duyuyorum güldüğünü. Nasıl kahkaha attığını duyuyorum. Ama olduğum yere çöküp ağlamayacağım bu defa. Çünkü ağladığımda sarılabileceğim birilerinin olduğunu biliyorum artık…

Kimseye güvenmiyorum belki, ama en az güvensizlik duyduğum adamlardan biri sayesinde hiçbir işe yaramayacak bu satırları yazıyorum. Hiçbir zaman okumayacak olman bir şeyi değiştirmez. Nasıl ki hiçbir zaman sevmemiş olman, sevgimi değiştirmedi.. İçimdeki hisleri gömmemin tek sebebi, seninle nefes alamıyor olmam. Sensiz nefes alabileceğimi sanıyorum sadece. Eğer başaramazsam, küreği kendi ellerimle uzatacağım sana. Kendi ellerinle göm katline göz yumduğun bedenimi diye. Eğer başarırsam, ardıma dönüp haline gülmeyeceğim bile. Çünkü eğer başarırsam, adının hiçbir harfi yaklaşamayacak o günden sonra kaderime.

Bazı insanlar kahkaha atarken gözlerimin kısılmasını, ağladıkça gözlerimin kızarmasına tercih ediyorlar. Bazı insanlar gülümseyişimin rengini, gözyaşımın tadından daha çok seviyorlar. Öyleyse devam etsin ?Sükût? çalmaya, belki bir gece olsun rahat uyurum. Hüzünden daha çok yakışan şeyler de varmış bir kadına, son zamanlarda ruhumun nefes almasını sağlayanlar öyle diyorlar. Sen, onların kim olduğunu asla bilemeyeceksin. Çünkü sen bittiğinde, ben hayatımı onlarla paylaşıyor olacağım.

Göremeyeceksin.

Son ziyaretimde gözüme takıldı, odanın duvarına kocaman bir soru işareti çizmişsin. Son geldiğimde aklıma takıldı, nasıl da fark edememişim, sen beni hiçbir zaman sevmemişsin. Son günlerde kalbime kazındı, ben seni değil birilerini sevebilmeyi istemişim onca zamandır…

Kovboylar siyah giyermiş, hatunları gök rengi. Yeni öğrendim. Matem rengi değil, güneş rengiymiş bana en çok yakışan. Ondan öğrendim. Beyaz giysem ne fark eder siyahımdan soyunup, ölüler de beyaz giyer. Oysa o, ölümüme karşı çıkıyor. Gariptir, o beni yaşatmayı benim istediğimden daha çok istiyor. Hiçbir zaman kendim için yaşayamadım bu hayatı. Uğruna yaşadıklarımsa hep bana ölümü layık gördüler. Oysa bu defa, beni isteyen biri için savaşmak istiyorum. Bu defa en azından onun için denemek istiyorum…

Okunmayacak bir mektup için, haddinden fazla kelime öldürdüm belki. Son satırları kazırken tırnaklarımla, şarkılar pansuman yapıyor yaralarıma. Yine de, tekrar düşecek, daha çok kanayacak olsam bile tekrar deneyeceğim şimdi…

Mutlu kal demeyeceğim, hayat senin. İlgilenmiyorum. Dediğim gibi, şimdi senin adının üzerini çiziyorum. Söyleyeceklerim bitti. Gidiyorum. Masalım ise, hiç başlamamıştı zaten. Şimdi görebiliyorum? Bundan böyle senin gibi şerefsizlere karnım tok.
Hayat senin Romeo, ama artık Juliet yok?

Üzgünüm !

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Üzgünüm…!!
Üzgünüm dedin bana tüm olanlar için böyle olmasını istememişsin üzgünmüşsün…
ßen ne olucagım bana verdiğin sözler nolucak dediğimde üzgünüm başkasını seviyorum dedin..
ßeni başkası için bırakmamışsın ama başkasını seviyomuşsun..
Hayatımı mahfetti beni benden ettin…Ama böle olsun istememişsin üzgünmüşsün…Sadece üzgün..
ßöle olması gerekiyormuş..ßana böyle söylemiştin yani benim ne hissettiğimi önemsemeden…

ßenimle işlediğin günahlarıda taşıyabilirmişsin zaten çok günahın varmış senin…ßöyle söylemiştin…
ßenim ßu günahın altında nasıl ezildiğimi ßilmeden…ßilsende umursamadan..
Artık konuş hep susucakmısn dediğimde evet hep susucam demiştin..
ßenim içimdeki avaz avaz çığlıkları duymaktan kaçarak ve sormadan son isteğimi ardına bakmadan kaçarak..
Sanki daha bi kaç ay önce yeminler ettiğin, günleri sayarak, koşarak asla vazgeçemem ,asla ayrılamam dieyerek sarıldığın sevgilin
ben değilmişim gibi.
Gelirken nasıl hızlıysa adımlarn giderkende öyleydin halbuki insanlar veda ederken yavaş olurlar arkalarına birkezde olsa bakarlar..
Sen bunu bile beceremedin….
ßana Günahların en ağırını bırakarak gittin…
Ama iyi oldugu gittiğin ve bida gelmediğin….Çünkü; ßen zaten vicdanı olmayan bi adamla mutlu olamazdım..Daha fazla kendimi kandıramazdım..
Ve Üzgünüm ki !! artık bende seni sevmiyorum….

Yaralarıma Basacak Tuz Kalmadı / Gidişinin Arifesinde

Salı, Eylül 1st, 2009

Cebinde sakladığın suskunluğun depreşti yüreğimin iç denizlerinde. Bir sancı, bir yokluk bu kadar soğuk mu olur. Kan revan ellerim. Oysa benim ellerim gül kokardı..Ayaklarım toz toprak..Oysa benim ayak izlerim hep maviye benzerdi. Cümlelerim çırılçıplak kalmış, bağdaş kurdum yaralarımın en rüzgarlı tepesine..Hani seninle bir çınar ağacına isimlerimizi kazıyacağımız rüzgarlı tepe vardı ya..hatırladın mı..Sonra denize bakıp bakıp gözlerimizin rengine boyayacaktık tüm bulutları..

Yaralarıma basacak tuz kalmadı / gidişinin arifesinde..

Sen belli etmesen de bir gidiş hazırlığı seziyorum dudaklarında. Bana dair kurduğun cümleler yok etrafımda..Yıldızlar göğümden çekilmiş. Perdeler, cam kenarı özlemler yok avuç içi terlemelerinde..Ben sana sıfat bulamazken sen beni bir gidiş cümlesinin belirtisiz öznesine bırakıyorsun beni..

Gitme diye cümleler kurmayacağım sana.. Çünki sana ne kadar cümle kursam da ikna edemedim seni. Tıpkı sana siyahı yakıştıramadığım halde siyahı üstüne bürünmekten çekinmediğin gibi. Tıpkı senin gözlerine baharı layık gördüğüm halde içinden sonbaharı silemediğim gibi.. Bıraktım artık…Sadece bir sorunun cevabını arıyorum gözlerinde..O benden gizlediğin perdelediğin gözlerinden…Soruyorum sana;

Ellerimizde diktiğimiz güllerin,
Yüreğimizde büyüttüğümüz Elif’in
Katili olmamı istiyorsun benden ?

Suskunluğunun orucunu bir cümle ile aç ta söyle bana..Kimin katili olacağım ben..Senin mi yoksa kendimimin mi…Sustuğun yer o kadar büyük ki..Yaralarımı bölüp bölüp yapıştırdıkça kapanmıyor suskunluğun..

Dudaklarına bağladığın tüm sorguları çöz de gel artık..
Ya da yaralarıma basacak tuzları iade et bana…
Yoksa içimdeki tüm susmaları ilmekleyeceğim boğazıma.

Aşkın Tesellisi Varmıdır Acaba?

Salı, Eylül 1st, 2009

Hiç bilmediğim bir diyarın soğukluğundan esiyorum sana…Zor ile ilişkilendirdiğim sen kanamaya devam eden yüreğime buz kesmiş gözlerini döküyorsun..Daha bir üşüyorum karanlığımda..Seni sensizlikle bağdaştırarak sevmeye çalışıyorum .. Haksızlığa uğradığımı düşünmeye devam ederek..Tek amaç olmayan ortak noktalar yaratıp seni sevmek için nedenler aramaktı..Tabi en zor bölümüydü bu ikili ilişkinin….Biri seven biride sürünen olacaktı…Artık tahmin edebilirsiniz kimin süründüğünü…

Hayatta sürünmek yorar insanı ve yıkar bir süre sonra bedeni..Ama iş aşka gelincede bu aşkın bir parçası diyerek avutmaya çalışırız avutulmuş yüreğimizi…

Gözlerinden dökülen soğuk yaşlar ısınan yüreğimi deliyor…Sen soğudukça ben ısınıyorum..Aşkın cilvesi olsa gerek..Sen sevdikçede ben uzaklaşıyorum..

Uzun süredir sevmiyorum artık..Sevmek zorunludur..Ama…Sevmek yürekle işlenen bir halının her bir dikişidir..Sen her dikişte kopuyorsun ben işledikçe…Gereksiz duyguların gittikçe gereksiz ve anlamsızlaştığını hissetmek yaşamayıda gereksiz hissettiriyor..

Artık bir bulut kapladı çevremi dağlarımı gökyüzümü benim olan herşeyi….Sev diyor ama ben sevemiyorum tat almıyorum ve gittikçe uzaklaşıyorum hayattan…Olmayan hayatlar kuruyorum kendime..Çatısında kütüphane olan evimi düşlüyorum ..Her türlü duygu akışından uzakta sadece merhaba diyeceğim güneşim ve ben ! ! !

Dostlar arıyorum kendime..Yalnızlığımın ortasında tutunacağım dallar.. Yaşayan bir ağaç değildim ki dallarımda olsun..Ben uzadıkça kesiliyordu her biri..

Kırılan ve kesilen umutlarım arasında senide yokediyorum..,

Her ne kadar kendimi yalnız olduğuma inandıramasamda……..

Beni Benden Kurtarsana…

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Gece mi sen, yoksa sen mi gecesin? Öyle bütünleşmişsiniz ki, ayıramıyorum sizi. Çıkarıp seni karanlıktan, öpüştüremiyorum gün ışığıyla. Gözlerinde şimşeklerin çaktığı gecede takılıp kaldı gözlerim. Kaybettim kendi üzerimdeki hakimiyetimi. Yağmurlu bir kış gecesinde, aşkınla ısındığım evinde kaldı yaşamın anlamı..

Kendimi aldım karşıma. Kavganın en somut halini yaşıyorum ruhumla. O ruh ki; direndi esarete zaman tanımayan aşklar boyunca. Nasıl becerdin bilmem ama esaret halkasını taktın aşkla süsleyip ruhuma. Edilgen bir köleye dönen ruhuma söz geçirebilmek adına kavgam. Öfkemin iğneli okları çift yönlü. Battıkça ruhumun saf aşkına, kanıyor kavgamla yorgun kalbim aynı anda. Pare pare sana dair tüm duyumsadıklarım. Hangi akıl hakim olabilmiş ki ruha, alayım kalbimi avuçlarıma, gücümü hissettireyim varlığında eriyen varlığıma? Aşka esir olanların esaretinde koşulsuz bir aidiyet var. Bir kez geçti o pranga kalbime, ellerim uzanmıyor zincirlerimi çözmeye…

Titriyor kalemim. Kırmak istiyorum ellerimi. Senin ellerinde uyandım aşka. Ellerim değilmiş yalnızca ellerine teslim ettiğim. Hangi demirden pençe söküp alabilir izlerini anılarımdan? Parmaklarımın her biri kırılsa öfkemin kasırgasından , silebilir mi avuçlarımdaki terinin gerçekliğini geçmişimden? Titrese kalemim, kırılsa ellerim, geçer mi öfke nöbetlerim? Ellerim, dinleyemeyip beynimin buyruklarını uzandığında telefona, attığın mesaj geliyor ekrana. Sevgililer gününde, sevgililiği onadığın birkaç cümle alaycı bir sırıtışla bakıyor bana. Saint Valentine’ı da ortak ettin ya oyununa, ne diyeyim? Senin oyunculuğunun üstüne kimseyi tanımam bu camiada.

Adının geçtiği cümleleri duymasın diye kulaklarım, tüm evrene kapılarımı kapadım. Gözlerim buluşmasın yanlışlıkla gözlerinin ışığında diye, elimden gelse sonsuzluk uykusuna yatacağım. Tüm şarkılar düşman oldu sayende Her melodide, her tınıda seni bulmaktan ölesiye yorgunum…

Ne vakit Boğaz’a dalsa gözlerim, kulaç atıyor sana düşlerim. Ne vakit düşsen aklıma, isyan ediyor aklım aşkıma. Gece siyah kollarına alırken beni, istemsiz adımlarla yine geldim kollarına. Düş te olsa, bir göz kırpışta ortalıktan yok ta olsa, hayali kollarınla sarıl son kez, aşkınla kavga eden bu kadına. Kendimle daha fazla mücadele edecek gücüm kalmadı. Beni benden kurtarsana… Bendeki seni geri alıp, beni benimle bıraksana… Gecenin en koyu tonlarında kaybediyorum tüm renklerimi. Hani sana çok yakışıyor dediğin bir renk vardı –ki beyaz derler adına- hiç olmazsa onu yarınıma bıraksana. Saydamlaşan bir aşkın karşısında çırılçıplak bir acıya dönüştüm usulca. Aşkınla giydirip, beni benden korusana…

Yerin Hala Dolmuyor !

Pazar, Ağustos 30th, 2009

ayrıLıqın 5.qünü ..

Buqun seni qördüm .. Herşey bittikten sonra seni iLk qörüşümdü .. Her zamanki yerde , Her zamanki neşenLe .. Belqi de qörmek için qeLdim oraLara .. biLemiorum .. Ama seni qörmek , artık yaraLarıma çare oLmak yerine daha çok kanatıyor beni .. Uzaktan uzaqa saatLerce izledim seni .. Sesini duydum .. Neşeni qördüm .. Gülüşünü isLedim .. Öyle içim acıdı ki .. Şuramda . Tam şu soL tarafımda bi ağrı beLirdi .. Boqazım düqüm düqüm oLdu .. Yutkunamadım .. Nefes aLamadım ..
Sana böyLe yakınken , uzaqınLa yetinmek bi hancer qibi yaraLadı beni ..

Neden bu haLdeyiz .. Neden bana veda edip qittin anLamıyorum .. SensizLiqi haketcek kadar aqır birşey yapmadım .. Yapmadıqıma inanıyorum .. Hiç tahmin edemedin mi dayanamayacaqımı .. Gün qectikçe eksiLip yok oLacaqımı .. BunLarı biLe biLe mi qittin .. O zaman biL ..
Çok ama çok yazık ettin ..

Ben yokLuqunda ; her sensiz qecen qüne Lanet ediyorum .. Uyandıqım her Sensiz qünaydına kahrediyorum .. Geceye qözLerimi kapadıqım her sensiz iyi qeceLerimde mahvoLuyorum .. Sensiz qünLer içime oturuyor .. Canımı yakıyor .. Her qece bir kez daha vedaLaşıyorum seninLe .. Her qece farqLı bir şekiLde hoşçakaL diyorum ..
Gidiyorum diyorum sana , hiç bi zaman qidemiyceqimi biLdiqim haLde
DuaLar ediyorum sana .. Bensiz hayatındada hep mutLu oL , neşeni hiç kaybetme diye .. Hasta oLma kendine iyi bak diye .. Çünkü sen daha terLi terLi su içmemeyi biLe biLmiyorsun .. Her qece dua ediyorum .. TerLiyken su içmesine enqeL oLcak birini çıkar karşısına diye ..

Ben yokLuqunun her qününde boyLesine parçaLanıp yok oLurken .. Sen yine qüçLü sen yine başın dik qeziyorsun .. Gülüşünden hic bir eksiLme yok .. Yine tebessüm ederken biLe qözLerinin içine kadar qüLüyorsun .. Sahi .. Merak ediyorum ..
Hiç mi acı çekmiyorsun ? Hİç mi bensizLiqe iç çekmiyorsun ?
Bu kadar mı hazır bekLiyordun hayatından gidişimi ? BensizLik bu kadar mı yaradı sana .. Çoktan yeni hayatına koyuLdun .. Çoktan herşeyi unuttun .. Bu kadar cabuk unutuLcak şeyLer mi yaşattım sana .. Boşluqu doLduruLcak iLişKiLerinden miydim bende .. Ne acı ..

Oysa ben seni en qüseL , en öseL yerime koymuştum içimde .. sana kendimi ; aLdıqım nefes qibi muhtac qörmüştüm ..
Ne boşLuqun doLduruLabiLir bende .. Ne acım dinebiLir .. Ama yinede .. Canın saqoLsun .. Bendeki aşk , seni yokLuqundada yaşamama yeter

Şimdi herşey tamamen bitmişken .. Dönüşü oLmayan biLetLer çoktan kesiLmişken ..
YaraLarım hiç durmadan kanamaya devam ederken .. Yinede biLmeni istediqim birşey var ..

Bu yürek iLk defa buqun kırıLmıyor .. Sen unuttum desende ; YERİN HALA DOLMUYOR ..

Seni Seviyorum Küçüqüm ..
Seni ÖzLüyorum Küçüqüm ..

Aşk !…

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız

terlemeye kalbiniz deli gibi çarpmaya

başlıyorsa…

Bu aşk değil HOŞLANMAKTİR…………………

Ellerinizi ondan

çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak

istiyorsanız …

Bu aşk değil ARZULAMAKTİR………………….

Yanınızda bir tek o olduğu için onü

istiyorsanız….

Bu aşk değil YALNIZLIKTİR…………………….

Herkes onunla olmanızı beklediği için

onunlaysanız…

Bu aşk değil SADAKATTİR……………………..

Size sıcak , yakın davrandığı için

onunlaysanız.

Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİKTİR……..

!

Üzülmesini istemediğiniz için

onunlaysanız…

Bu aşk değil AÇIMAKTİR…………………………

Ona değer

verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..

Bu aşk değil ARKADAŞLİKTİR…………………..

Bütün

gün ondan başka hıçbir şey

düşünmediğinizi söylüyorsanız..

Bu aşk

değil KOCA BİR YALANDIR……………..

Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda

edebiliyorsanız…

Bu aşk

değil YARDİMSEVERLİKTİR……………..

O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa

İşte bu

AŞKTIR…

Tarif edemediğınız

bir çekim yüzünden ! ondan bi r türlü kopamadığınızı

düşünüyorsanız.

İşte bu

AŞKTIR…

O herkese

güçlü görünmesine rağmen

içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız..

İşte bu

AŞKTIR…

Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen

hiç pişmanlık duymadan onunla

kalmaya devam

edebiliyorsanız.

İşte bu

AŞKTIR…

Bize Sevmesini Öğretmediler Sevgili

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler.Hep bekletmeyi, hep ertelemeyi…bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik, hiç dinmedi doyumsuzluğumuz, biz hep uzaktakini sevdik sevgili… yanımızdakini değil, odamızın duvarının arkasındakini değil, bir şeyler paylaştığımızı değil, uzaklardakini, ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik…

Yanımızdakileri kırıp geçirdik, incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri… Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı. Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk, küçümsedik onların sevgisini, yeni heyecanlar arama isteği vardı. Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı. Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz.

Sorun bizdeydi sevgili. Sevgiye inançsız olan bizdik… Bir insan bizi sevmeye başladığında, yenildiğinde sevgimize; ondan uzaklaşır, nasıl da tiksinirdik sevgilerinden biz. Ama bizden biraz uzaklaşmaya görsünler onları yana yakıla nasıl da arardık. Çünkü biz sevilmeye alışmıştık, hatırlasana nasıl da ihtiyaç duyardık seslerine, kokularına. Kaybolmuştuk dağıttığımız sevgilerde. Kim bizi seviyordu, biz kimi seviyorduk. Sınırlar erir, karışırdı her şey. Öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardı ama onu kime vereceğimizi şaşırdık. İnanırlardı bize, inanırlardı o öksüz, sahipsiz, başıboş sevgimize. Çünkü çevremizdeki herkes o kadar hasretti ki sevgiye… Çünkü onlar da bizim gibi sınırlar içinde büyümüşlerdi. Açılamıyorlardı, kendilerini tanıyamadan çıkamazlardı, sınırdan izinsiz çıkış yoktu bize, sevgiye geçit yoktu.

Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini, kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur. Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında. Bunu bilirler sevgili, ama kıramazlar zincirleri. Aşkı, sevmeyi, sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken, aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti. Kendimden biliyorum, gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu. Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili. Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri. Kaygı dolu, ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri. Okuduğumuz yoksulluk romanlarında, gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında. Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık… Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden, birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya…. Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk, ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk. Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza. Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşkları da…Biliyor musun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben. Aslında onları tanımıyordum ben, ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine. Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar, onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben…

Bir tek seni tanıyorum aslında ben…
Bir tek seni…
Dinliyorum anlat hadi…

Demek sonsuza dek kaçıyormuş insan kendisinden……

Sensizlik Fakultesi

Cumartesi, Ağustos 29th, 2009

Biliyor musun; umarsız bir yıkımdı gidişin. Liman boyu uzanan iç kanamalı bir suskunluktu bizden geriye kalan.

Oysa bilmeliydin; bütün bir hayatı ürpererek yaşama cesaretiydi aşk. Ve yola çıkıldığında göze alınmalıydı aşkın adressizliği

Sen bir tepeden masal gibi geldiğinde gözlerime, ben kendi masalımı terk edip, gözlerine benzeyen bir deniz seçmiştim kendime. Bana aşkı öğretmişsen yorgun, terli bir tepede; bırak isyanım tam olsun yüreğimin sessizliğindeki kıyamete… bilirim sen kendince bir hayatı onarmaya düşkünsün. Onarmak içinse gidişin; sen önce seni affet. Adına mavi dediğin çoğul eksikliğinde…

bazen seni affedebiliyor muydun, beni ağladığında?

Bilirsin; ben ki kabilesiz bir savaşçı. Senden aldığım bütün anlamları sana geri verdim. Bir “içim”; kaldı ben de, bir de aklımın aldanmışlığı. Haklısın sende bensiz sularında elbet denizi aşmış bir okyanus telaşı yaşanacaktı. Bağışla sözlerimi. Bağışla gözlerimi. Dahası yok, fazlası az…

bazen terk edip gidebilmeli bu şehri kendi çaresizliğinde. Bazen inceldiği yerden kopmalı hayat. Neyse! Sen benden ötede, ben senden uzakta… ne kadar çok “vardık” oysa ne kadar çok kaybolurken bile… karşımda yorgun bir adam var şimdi; özleyişlerini reddetmek uğruna yorgun düşmüş bir gemi… bu gemi nereye gidiyor usta… içim boş, gemiler boş. Bu gemi nereye gidiyor usta…

Bir romanı bitirmiş gibiydi sustuğunda. Bende sustum onunla. en iyi yaptığımdı susmak. Uzun bir sessizliğin sonrasında “susuşlarımızda sen benim susuzluğumu dindirecek yağmurunu bulamadığını sandın, ben senin yağmurunu yağdıracak o bulutunu. Oysaki yağmur bulutta saklıydı, bulutta yağmurda. Susmasaydık bulacaktık” dedim.

Neden geçmişin muhasebesini yapmaya başlamıştık bilmiyorum. Son sözleri iyice içime oturdu.

“Bana bir kere susma hakkı verseydin, sana neler söylemeyecektim! Oysa sen hep payına susmaları aldın, bana ise hep sessizliğin ezeceği vakitlerle savaşmalar kaldı. Evet! susmak birilerini hep konuşmaya mahkum etmekti. Ve en çok konuşan en fazla hata yapandı her zaman. En çok susanın hep haklı kaldığı gibi… Sessizlikten korkan birine sessizlik dayatmak (hem de bir lütuf, bir armağan gibi) işlenen en haklı suçtu. Sen tüm suskunlukları kimseye bırakmayacak kadar bencil, herkesi suskunluğuna özendirecek kadar cömerttin. Sana söylenenlerle, sana anlatılanlarla herkesin sırrını bildin ama kimseye bir şey söylemedin. Oysa izin verseydin benimde sana söylemeyecek ne çok şeyim vardı. insanları sadece dinleyerek böyle çıplak, böyle savunmasız bırakmayı nerden öğrendin? Başkalarına ait bunca sırrı taşımak seni neden hiç yormadı? Sen en çok bana sustun; ben en çok sana konuştum. Sana benzemeye başladığımdaysa, bende içimi susarak döktüm. Yoksa içim dökülecekti. Susacak hiçbir şeyin kalmadığında ise içindeki sessiz diyaloglarla benden çekip gittin.

Meğer susmak, insanın içiyle konuşmasıymış. Geç fark ettim!”…

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Hikaye category.