Archive for the ‘Hikaye’ Category

Sen Başıma Gelen En Güzel Şey…!

Cumartesi, Eylül 5th, 2009

Sen… ßaşıma gelen en güzel şey
Sen Tüm yüreğimle tüm hücrelerimle sevdiğim
Sen Hayatımın ilham kaynağı
Sen Yüreğimin vazgeçilmezi arkadaştan dosttan öte herşey”m
*
Bir “nefes” kadar yakınsın bana
Bir “hasret” kadar uzak
Bir “kar” kadar sevgi dolusn bana
Bir “yağmur” kadar huzur verici
Bir “beyaz” kadar güzelliklerle sırlısın
Bir “siyah” kadar koruyucu
Bir “ateş” kadar sıcaksın bana
Bir “su” kadar yürek soğutucu
*
Hayatımdaki tüm şeylere dair herşeysin Sen herşeyim
Vazgeçemediğim vazgemeyeceğim vazgeçiLmez”m
Kelimelere sığdıramıyorum seni hayatıma sığdıramadıktan sonra
Seni anlatmaksa hiç kolay değiL…
*
ßazen bir omuzsun en rahat dayanabileceğim
ßazen bir yüreksin kuytu köşede kalsam bile her an orda olacağım
ßazen bir yuvasın ne olursa olsun yüreğinde konaklayabileceğim
ßazen birmeleksin en zor günlerimde o meleğe sığınıp ağlayabileceğim
ßilirsin bnm gözlerime ne kdr değer verdiğimi.. Bak onlar orda Sen varsın ve herzmnda Sen olacaksın…
Herzaman ki gibi bak onlar umut dolu sevgi dolu..
ßak ki bu gözler onları görünce bir kez daha anlasın;
Senin benim başıma geLen en güzeL $ey olduğunu. .

İşte Bu Sevgi

Cumartesi, Eylül 5th, 2009

Bir papatya tarlası düşün..
İlkbahar ayı..
Ve sen, onun yanından geçen yolda
yürüyorsun… Ve o papatya tarlasında
bir papatya dikkatini çeker..
Binlercesinden birisidir ama sen,
onun yanına gidersin..
Onda seni çeken bir seyler vardır..
O papatyayı olduğu yerden koparırsın..
Sadece senin olsun istersin, sadece senin..
Öleceğini düşünmeden. Ve gidersin o tarladan…
İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik
ama bir o kadar güzel ve hapsedici.
İşte bu TUTKU…
Yine o tarlanın
kenarındaki yolda yürüyorsundur..
Yine milyonlarcası arasında
bir tanesi seni çeker..
Yaklaşırsın, yanına gidersin o papatyanın..
Gözlerin başkasını görmez olur o an.
Onun için herşeyi yapmak istersin…
Dokunmak istersin.. Dokunamazsın,
orda, onunla ölmek istersin.
Ama birden hafif bir rüzgar eser ve
bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna..
Dayanamazsın onun kokusuna..
Unutturur herşeyi bir anda
ve o kokunun geldiği yöne gidersin..
O papatya orda kalmıştır,
yüreğinin bir kenarında..
Paylaşılmamıştır bi çok şey..
Unutulmaz belki
ama geri de dönülmez ona..
İşte bu AŞK…
Yine o yoldasın..
Papatya tarlasının yanından geçen..
Ve yine bir papatya …
Milyonlarcasının içinde seni çeker..
Gidersin yanına..
Orda kalakalırsın..
O hiç ölmesin diye her şeyi yaparsın..
Tüm gücünle onunla olmak istersin..
Oradan seni koparacak hiç
bir güç olmadığına inanırsın..
Ve orda onunla ölene kadar birlikte kalırsın…
İşte bu da SEVGİ…

Ömür Sabahla Akşamın Arası Kadar….!!

Cuma, Eylül 4th, 2009

Gitmekle bitmez sandığım ömür
Meğer sabahla akşamın arası kadarmış.
Henüz erken diye düşünürken bir sabah vakti
Baktım ki geç kalmışım.
Güneş aşmış da tepelerden
Dönüş yolculuğuna çoktan başlamış.
Kim kovaladı böyle akreple yelkovanı?
Sanki onu koşturan bir atlı varmış.
Nerede güneşin yakıcı sıcaklığı
Uzamış gölgeler insanlar yorgun
Yolcular çoktan menziline ulaşmış.

Bu uzun ömrümü nasıl geçirdim!
Nasıl ayamadımnasıl aldandım!
Önümdeki zaman çok sanıyorken
Yanıldım öğütüldüm zaman çarkında
Gündüzü yaşayamadan geceye daldım.

Geriye dönsem degeçen zamanı
Defter yaprağı gibi çevirsem bir bir
Açsam kaçan güneşin kapılarını
Bağlasam saatin yelkovanını
Nafile! Başka dünyaya gitmiş güneşim
Başka yüzler görüyor ışıklarını.

Meğer ömür sabahla akşamın arası kadarmış
Yalanmış hayat için ne söylendiyse
Hayal geniş dünya darmış ne çare!
Mutlulukmuş sağlıkmış gençlikmiş yalan!
Meğer hepsi kısacık bir rüyaymış.

Sevdanın Koynundaki Hüzün

Cuma, Eylül 4th, 2009

“Kabul et beni ey sevdalı yağmur
Yüreğimin kanayan yarası
Gecelerde akan gözyaşım
Benim ateşim
Benim dumanım
Sevdalı yüreği hüznümün
Kabul et beni bir gece koynunda uyuyayım zalim yar”

Saçlarını ıslatan bir yağmurla konuştu hüzün. Bulutlar tam gözlerinin hizasındaydı sevdanın. Her birinde dünya saklı damlacıklarda yıkanırken ruhlar, yüreklerdi dillenen. Hüzün “aç”tı sevdaya, hiç doymamacasına ıslandı, ıslandı, ıslandı… Kol kola girdiler şüphe etmediler birbirlerinden hiç. Her mevsim çiçekler açardı hüznün eteklerinde, her gece yıldızlardan taç yapar saçlarına iliştirirdi sevdalı yağmur. Yüzü temiz kalbi temiz, ne masum ne güzel düşlerdi yarınlar. “ Seni terk eden delidir” derdi sevdalı yağmur hüznün güzel gözlerine bakarken.

Birden karardı dünya, neden… Bir çığlık yükseldi hüznün yüreğinden, sesi deniz aşırı ülkelerde yankılandı. Tek odalı yüreğindeki göçün hikayesi başladı hüznün. Yangın yeriydi yüreği, aşkından uzağa saldı kalbini. Tüm gurbet kuşlarını uçurdu sevda ülkelerine. Sancılı ve kederli günler yazılmıştı alnına. Neden ?

Kendini müziğe bırakan her gecenin ardı güneş değildi artık. Varlıkla yokluk arasında gecenin sessizliği çöktü sevda bulutlarının üzerine. Saman yolundan geçti ay ışığı bembeyaz geceliği ile. Yakamozlandı denizler, mehtap serildi sevdanın ayaklarına; kişiliksiz dişiliğinin dekoltesi ile. Heyecanla coştu, delice mehtabın güzelliğine sarıldı sevda. Hüzün boynu bükük izledi kuraklığı. Boşlukta sızladı parmakları, üşüdü. Duyguların allığı silinirken yanaklarından, diri diri çamura gömüldü güzel ve masum düşleri. Her gece aklını unutturan titreyişleri ile mehtaba aktı sevdalı yağmur. Her gece bin kere öldü hüzün, yine de atamadı kalbinin derinlerinden sevdasını.

Mehtap aşağılayıcı gözlerle süzdü sevda yağmurunda sırılsıklam olan hüznü. Sevda hovarda yüreği ile sundu damlalarını mehtaba. Her damla düştüğü yeri bileyledi. Öyle sarıldılar ki yakamozda birbirlerine. Düne ait hiçbir şeyi hatırlamadı sevdalı yağmur. Özlemle beslenen siyah bir gonca açıldı gecelere ilk güneşte solmak üzere. Hüzün besledi köklerini, hayat törpüledi dikenini, kim yaklaşsa kanadı yüreği. Sevdayı her anışında bir kaya düştü sırtına o vakit, hüzün günden güne ezildi.

Minik bir kız çocuğunun masumluğuna patik ördü kelebekler. Hüzün; duydu, sevdalı yağmurun kızı güneş doğacakmış yakında. Akıl almaz bir gece dansından arta kalan bir yavru, düşlerini yıktı hüznün. Aşk için hazırdı oysa… Gözyaşı tomurcukları her dem taze kaldı kirpiklerinde.

Kahrolası bir çöl fırtınasına karıştı siyah gül. Sevdanın göğsüne çarptı. “Babacığım göğsün toz olmuş” dedi güneş. Hüzün nefessiz kaldı, yüreği kanadı. Susuz kalan saçlarını kesti elleri, ağlamaktan çürüyen yanakları hala güzeldi. Kaybolmuş gecelerde herkese yetecek kadar yalnızlığı vardı. Oysa sadece bir gece sevdalı yağmurun koynunda uyumaktan başka bir düşü yoktu hüznün.

O günden beridir; bir kardelen hülyası ile açtı hüzün her sevdanın yüreğinde. Gül yüzlü sevinçleri özlerken iri gözleri, kıpır kıpır umutları terk etti yüreğini. Hercai kokulu sevdalı yağmurla göz göze gelmedi hiç. Şair sevdalı yürekler hep hüznü yazdı kavuşmaların kucağında. Hiç vuslat olmadı kaderinde ama vermedi son nefesini. Gencecik umutlar yıllandığında o gün gelecekti. O gün geldiğinde, herkes sevdalı yağmurun koynundaki hüzünden bahsedecekti.

Kabul et beni ey sevdalı yağmur,
Yüreğimin kanayan yarası
Hala sızını hissediyorum içimde
Benim ateşim
Benim dumanım
Sevdalı yüreği hüznümün
Kabul et beni bir gece koynunda uyuyayım zalim yar
Sonra kapat kapılarını,
Vur gidişlerin hançerini sırtıma
Bir başıma kalsam da gece şarkılarıyla
Cam kesiklerine benzese de acılarım
Ey sevdalı yağmur
Her şeye inat içimde yaşatırım seni
Benimsin işte !
Her nerde olursan ol
Benimsin ey sevdalı yağmur…

a$kin Cani sIkkILdi Seni andi…

Cuma, Eylül 4th, 2009

ßiLiyorum…Konu$acak ßi$eymiz kaLmadi..payLa$acak hic bir$eyimiz yok ortada…
Yinede yüregimden.. gücümün yettigii yere kadar sana sesLeniyorum..SeninLe kOnu$uyorum.
Bugün sana olan kirginLigimi rafa kaLdirim. Sevgimi aldim avucLarimin arasina.
Ona Signiyorum..Cümlelerimi kisalttim.keLimelerim buruk..
gülü$Lerim istenmeyen evLad dudakLarinda..
ßi ihtimal geLi$ine sigindigim farkettiySemde engel olamadim..
GururSuz ama mutLu ve sabirli hasrettine..
anLik hayaLLer anLik mutLuLukLara geße kaLiyor.
bugün gönLümü ho$ tutmak istiyorum imkansiz olan her$eye inanasim geLiyor..
Cocuk gibi istekLerimi ßastiramiyorum.Calmayan telefonuma eLim gidiyor.
Sana haLa ßende Oldugun israrla yazmaya caLi$iyorum.
ßende oLan seni hiC Kirmadim.Degi$tirmedim.ve hep korudum..
Sende..Sende ki ßeni nasiL OLdugunu büyük görmedigini anLamsiz ßir SIkINti iLe merak ediyorum.
iCimdeki güzeLigle umut inan ßana artik umurSamiyorum.
BuLutLar yagmurLu toprakla öpü$türe biLseydi bugün,
bana o verdigin ama tutamadigin sözünü sahiplenerek dans ede bilirdim islakligima aldirmada..
ki asLinda isLanan sadece yüRegim OLurdu..bedenim degiL.
Ü$üyorum..ßu ü$üme yanLizLigimdan geLiyor. ve sariyor hertarafimi.
Tutuna bilecegim hic bir güzeLLik yok hatirlamakdan usanmicagim aniLarim di$inda.
isina biLmek icin onlara sariLiyorum anLamsiz ve Cevapsiz SoruLar hinzirca Siritiyor.
Ben görmemeye caLi$iyorum.Dü$’Ler uzak gibi görünüyor oluyordu ama yakindi.beLkide görmeyi istemek gerekiyordu.
GözLerini aC desem kapataCaksin..ama kapatma GözLerini..
ßiLiyorum..
LevrekLer derinLerde ve daLgaLi denizLerde ya$ar.
LevrekLer uzak bir dü$ gibi Zor yakaLanir.Ama sen ßeCerirsin dü$’Leri yakaLamayi.
DerinLere daLmayi.UzakLara kavu$mayi..
Sahi??ßeCere ßiLirisin? Kedime ßir demet papatya aldim. ama bakmadim faLima.
GözLerimi geri$Lere verdim..GözLerimdeki Hüzün bile SeNi ÖzLemi$.
kafayi buLunca itraF etti sonunda..
Dü$ünceLerim GuRuRLu.. HayaLLerim ve Sevdam degiL..
GeLSeydin,kendimi Unutup sana akiCAkdim..
Susturcakdim iCimdeki iSyani.
KavgaLarin ortasina bir güne$ gibi dogup isLicakdim yüregimi..
SevinCden agLicakdim ßu deFa..MutLuyken hemen Sarho$ oLu$um gibi..
dokunacakdim kuSacakdim birikmi$Ligimi..HaSrettimi..
ama geLmedin..geLmezdin.. geLmeyide hiC niyetin yokdu asLinda..
kendimi Kandirdigimi anLadigimda aGLiyordum.
Eskiden kimi $arkiLarin ne kadar anLamLi OLdugunu dü$ünürken,
$imdi ayriLigin ardindan caLinan her $arkinin MutsuzLugumu ve Sevgimi anLatiyormu$ gibi geLiyor.
Sevdigim ne cok $arki varmi$..bunu Senin gidi$in gösterdi ßana.
Her $arkida sen varSin..Her yerde, her gördügüm inSanda, denizde, Gecede, uykumda
NasiL ßeCeriyorsun ki her yerde OLa biLmeyi?
ßu ßir mariFetse eger…Nie ßenim yanimda degiLsin ki ?
Göz ya$Larim asiLigini yitiriyor.yenik dü$üyorum sEvdana..
Gittin…ßeLkide hiC geLmemi$tin. ßen geLdigini Sandim.
Ayak uyduramadim yorgunLuguma. DudakLarina dü$Lerimdeki Öpü$ü konduramadim.
Kimi zaman ßir cocuk OLdum güLü$ünde $imaran.Kimi zaman ßir kadin.dokunu$Larinda kendini ßuLan.
ama en cok da imkanSizim OLdun..hirCinLigim ..gecikmi$Ligim…
her gidi$inde birkez daha gönderdigin OLdu..
Inanamadigim..yenemedigim..üzerinden atLiyamadigim korkuLarim OLdun.
AgLadigim..bagirdigim..yada sustugum isyanim oldun..
a$k pazarinda harCAdigin keLimeLer OLdum.
a$k pazarinda harCAdigin mevSimLer oLdum.
Sessizce ßo$aLan göz ya$Larin birikmi$Ligin oLdum.
Son sez dinLedigim bi $arkinin nakarati oLdum.
diLimin ucuna geLipde söyLeyemedigin keLimeLer..
iSter iStemez ya$adigim tahLissizLer oLdu.
Yüregindeki Kadin ßen OLmak iSterken, yüregine siginan ve tozlanacak olan bi ani oLdum.
Hak etmedikLerin, artik yeter dedikLerin, ve her$eyin OLmak isterken ßeLkide hiCbir$eyin OLdum..
SöyLeSene ? ßen gerCekde Senin neyin OLdum ?
Sesin hep uzakLari Cagiriyordu… ßen üstüme aLindim.. Sana geldim..
ßiLseydim ßana ait oLmayan sesLeni$i..SahißLene bilirmiydim?
$imid ßir mevsimLik a$k kaLdi avuCLarimda.
Sadece ßir mevsimLik ya$amak ama bir ömür gißi geLen a$k..
KaLbime söyLemedim Henüz gittigini..ÖgrenirSe Onunda aCi Cekmezsinden Korkuyorum..
Seni haLa ßenimLe ßiLiyor ve Seviyor..ama ßen kaLbime iLk deFa yaLan söyLüyorum..
GITTI…
Sevdamin ökSüzLügüne aLi$a biLirim ßeLki ama…
Sessinin uzak yoLLarda sonunda oLmazsi aCitiyor iCimi..
SuskunLugun en büyük siLah’indi suskunLugunLa vurdun ßeni.
ßen aLi$kinim kendi yaraLarimi kendim Sarmaya.
AsiL aCi OLan UnutuLmak AsLinda.. söyLesene unutuLmak kime yaki$iyor ?
Unutan Sen olsanda sana biLe yaki$miyor..
Merak etme üStüne giydirmedim ßu duyguyu..
UnutuLmayan oLmak sende daha güzeL duruyor.
GörüyorSun i$te. a$ka ve Sana ihanet etmiyorum ßen…
ki kirginLigim a$ka.Sen üStüne aLindin…
ßi ki$ güne$i iSitirken ßedenimi.. Hayat Seni cikartdi kar$ima..
Sen ßitti dediginde..Yagmur yagiyordu..a$kin Cani sIkkILdi Seni andi….

Nefret Edemediğin Oldumu Hiç!!!

Cuma, Eylül 4th, 2009

Hiç Bir insani unutmak,
bir insandan vazgeçmek,
bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi hiç?
Hani ölmüs gibi,
hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi, her an kapindan
içeri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda hiç gelemeyecegini
de bilmen gibi.
Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek ,
ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana, ne kadar
katlanilmaz bir gerçek degil mi sen hala bu kadar sevgili iken?
Özlemek,
bu kadar özlemek,
etini kemigini yakarcasina özlemek…
çok kötü degil mi?
Bu kadar özleyip onu görememek,
ona dokunamamak,
onu isitememek ,
artik sonunun “Pi” hali degil mi?
Biliyorsun degil mi?
Ne kadar umutsuz bir arayistir o,
kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha
görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye
düsünmek, belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde
demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne
zordur degil mi?

Ne kadar eritir insani farketmeden.
Sende biliyorsun degil mi bunlari.?
Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç?
Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina.
Güzel bir kafe kesfettiginde,
güzel bir film seyrettiginde,
güzel bir sarki dinlediginde
güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi paylasamadigin
için onunla.
Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin mi ortada?
Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi?
Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hiç?
Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin
zamanlar oldu mu hiç?

Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi
dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç?
Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri
yazabildin mi?
Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hiç?

İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin, özlemini,
susuzlugunu, açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç?
Kanayan yarasini gördügün
ama merhem olamadigin zamanlar.

Gücünün,

hani o tanrisal gücünün

bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu gördügün zamanlar
oldu mu hiç?

Hiiiiiiiç….

Her Veda Çıktığı Kapıyı Açık Bırakır..!

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Ayrılık, yarımların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine. .Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık. . .

Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler götürmüştür. Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir götürdüğü. Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. Giden götürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da. . .

Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. Her şey bir anda bitiverir. Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu. Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında. Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur. . .

Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur. O sadece yıkar giderken… ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık. . .

Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen.Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına. . .

Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni. Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar. Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan. Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına. . .

Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir. Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır. .

Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur, sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı. . .

Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. Arkasından kapatmaz, kapatamaz. Çünkü o arkasına bakmadan gidendir. Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. Oysa. . ; Her veda şunu hep unutur. . ; Her aşk bir veda kapısından girer. . .

Hoşçakal !…

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Sevdanın Son gidişinde Sevdim ben seni..’Seviorum’ cümLesinin öznesi sanmıştım kendimi,asLında gizLi öznenin ayrıLık oLduğunu unutarak.
son birkaç adımda yeminLer bağLadım sessiz vurgunLara..ağır geLdi varLığında yokLuğuna tutsakLık..bu kadar çok bağLıLık fazLa geLdi senin ruhuna..
ve zamanın ağır aksak sekmeLerinde daha çok Sevdim seni..tüm cümLeLerin öznesine seni yerLeştirdim açık açık,ne giz kaLdı ne örtüLü başka bişey..
ve yükLemi de veda oLdu bu sevdanın,öznesine özenerek..
hoşçakaL..

hoşçakaLın sevdiğim anLamLı anLamsız tüm sözLer..
hoşçakaL varLığıma anLam kazandıran düşLer..
hoşkaLın ayrıLığın kanatLarındaki öznesi beLirsiz esaret SerzenişLer..
hoşçakaL kendimi içinde boğduğum küçük Sevdam..
..
ve ‘hoşca’ kaL adımLadığı toprakLara karış karış aşkımı serdiğim adam..

Falakaya Yatırıldı Aşk

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Aşk sırtımdan yırttı gömleğimi. Kitabelere mürekkep düşüp tozlu raflara kaldırıldı. Şimdi elimi değsem nefesi tıkanır küflü kokusunda. Aczi yürek burkar sefil oluşunda. Var oluşu bir kibrit alevi, üfledim kokusu iç’ime değdi…

Söylesene sevgili! Kaç kişilik yaşanır esrar-ı aşk dedikleri. Kaç gönüle peşkeş çekilir kalbin dili kesik cümlesi. Okudun ve öğrendin sevmeyi. Yaşadın ve unuttun aşkı aşk yapan imlası bozuk cümlemi. Geriye dönme artık! Uğultulu gelir yüzüne defnettiğim sevdamın sesi.

Yüzü düzgün, eli nasırlı bir eşgal bıraktım ardımda. En çok içine konuştum, sen yine duymadın. Oysa hayat duymadıklarımızdan ibaretti, bilmediklerimizden. Cevabı bilinmeyen sorularda ağladı en çok, sureti ay şavk’ı taze kızlar. Bendeki sana ağladılar…Kına boşluğu bıraktığım ellerime, yüzünü yaktılar. Kor olmak isterken seninle, feryadı sesli bir ağıt kaldım teninde.

Susuz kalmakla eş anlamlıydı suya kanmak. İhtiyacım kadar dönüyorum yüzümü acıya. Bu kadarı fazla! Gece harflerimi çalan bir eşkıya. Haraca bağlı cümlelerim. Virgülüm kayıp, öznem yaralı, hikayemde ağır bir kan kaybı…

Düşündüm ve bir düş gördüm. Harflerle dolu bir odada, ölüm rahlesine oturtulmuştu aşk. Sınanıyordu bildim dediklerinden. Duasına erdi rüya. Vakit geçsin, bilmediği ilmin cezasından kırbaç yemesin diliyordu.Ne fayda! Yine bilmiyordu adındaki manayı. Aslından uzlet ediyor, falakaya yatırılan oluyordu anlamı..

Aynı ruhtan varolduğumuzu bilmiyordu ona buğzedenler . O yandıkça ,ben kanıyordum. Taşlandıkça namusu, seheri bilmeyen gün oluyordum. Aynı anda kemiriyorlardı şehrin aç martıları bedenimizi. Ağızlarındaki kekremsi tada aldırmadan, sofra kuruyorlardı kifayetsiz.

Kara feraceler giymiş bir gecede bende ardımda bıraktım Aşk’ı. Lâl olmayı beceremeyişi ayırdı yollarımızı. sükutla anlattığım hercai hikayeme yakışmadı yoldaşlığı. Kem gözlü insan bedenlerine anlattı esrar-ı derunumuzu. Oysa sır kendinden bile gizlenen değil miydi?

Cefa çekmeye niyet etmektir Aşk’sız çıkılan yol. Merhemin yarayı sızlatması, yara bu sızıdan haz aldığı içindir. Tahrik ettiğin gönlümü sana sundum ey soluksuz acı! Ayyuka çıktı dürttüğün delik yanlarım. Düşeradım çıkılan yolculukta durakladım ve kervanlara kaptırdım ganimetimi. Gizle beni! Saklandığım kuytularda, bedelini hiç etme canı acıyan ismimin…

Ben görünmem kimselere.Şehrin en yaşlısının döktüğü nazar kurşunlarının altına gizlenirim.Sözün sonunda, cüssemi silik gösteren bir aynanın esrarında,yüzümü erken vuran bahara dönerim. Gözlerine mil çekerim aşk’ın beni görmesin diye….

Başka Bir Mevsimin Rüzgarına Gitmen Gerek

Çarşamba, Eylül 2nd, 2009

Her gün seni ezberler yalnızlığım
Kırarım yüreğimin mührünü
Ve her gece seni okurum eski şarkılara…”

Sonbahara geciken kaç yol vardır bilmiyorum ama ben hiç rastlamadım. Hep kestirmeydi benim izlediğim, güze giden zemheri ayazları… Çünkü ne zaman o şarkıyı dinlesem, giderdin benden… Ve ben keskin bir kışa yüz tutmuş hazanın içinde bulurdum kendimi. Kuru yapraklar gibi ayak uçlarımda savrulurken imgelerin, hiçbir hüzün ıskalamazdı beni güzüm. Sana göre hiç başlamayan, bana göre hiç bitmeyen bir sevda cümlesiydim ömrünün… Hüzünlerimle tazelerken solgun yapraklarını, nasıl nasıl uzatırdım seninle yana yana yürüdüğüm bu yolu… Tek telaşım buydu.

Bilmiyordun beni saran dikenli telleri
Gözlerinde doğup, yokluğunla ölecek kadar seviyordum
Bir sözcükle yeniden başlardı hayat
Ve susuyordun.
Ardın sıra pusuyordum karanlıklara.

Beyaz bir sayfaydım ve sen ilk terk ediştin.
Ölümsüz aşklardan geliyordum oysa ben…
Kimsesizdim… Sensiz…

“Şimdi düşünüyorum da
Biliyor musun…
Hüzünlere tutuklu sevinçlerinle,
Sen Eylül’e benziyorsun.”

Sevdanın pusularında hep bekleyeceksin beni Eylül’üm. Kahreden sukutum benim, bunu adım gibi biliyorum bekleyeceksin. Ve ben, haykırmak istedikçe yutkunup, bensiz sevdalarında yankılanacağım bir fon müziği misali. Yankılandıkça; gerçeğe en yakın düşlerimi, gidişlerinin enkazına gömeceksin gönülsüz. Dizlerinin bağını çözen dudaklarımı öksüz bırakıp, hüzünlü bir resme yapıştırıp yüzümü, gideceksin yine.

Çünkü ne zaman o şarkıyı dinlesem, gidersin benden.
Ve ben gözlerimi gittiğin yollara dikip hep seni beklerim.
Sensiz doğar güneş şehrime…
Yokluğunu bağrıma bastıkça
Lanet ederim güne, geceye, bitmeyen sevgine
Ve “başladığı gibi biter…”
Üzülme…

Ne zaman benden ayrılsan yakalar sevdam seni. Gelişini göstermez takvim yaprakları en gerçek düşüm. Sen yanmasan da küllenirim ben. Ellerimin en üşüdüğü mevsimde dökülen yapraklar çırpınırken rüzgarda, ben sahilden umutlu yıldızları toplarım. Avuntusuz bir gecede kaybolur düşlerim. Yağmura sürgün kirpiklerimi bir gün şehrinin güneşi kurutur ve o zaman kim bilir belki o son gidişin kendini bende unutur.

Yine dipteyim biliyor musun… En acıtan düşler dipten çıkar ya hani işte öyle avuçluyorum toprakları. Zamanı oyalarken koynumda umurumda bile değil yokluğun… Esirgesen de ateşini benden hala nefesimi tutuyorum sana. Bir gün yüreğindeki dikenleri gördüğünde hissedeceksin bir gülü sevdiğini ve o gülün yapraklarında uyanacaksın bir sabah cennetten çalınmış bir güne. Gül kurusu ipek bir çarşafta sayıklayacak terli dudakların… Ömrünün en güzel gününü öpeceksin nefesimde soluklandığında. Lakin biliyorum şimdi düşlerimi yerle bir ederek, başka bir mevsimin rüzgarına gitmen gerek. Saçlarımdaki meltemleri okşasan da her gün, avuç içlerinde bitmem gerek sevgili. Sen de biliyorsun, beni kendinden çıkartmaya çalıştığında mutsuz bir silüet kalacak avuçlarında. Öyleyse neden… Neden…

………………………………….

Seni hep seveceğim biliyor musun…
Çünkü uçurum gibi derinleşen sukutunla
Sen yar’a benziyorsun…

İnanmazsın ya düştüğün hallere bazen…
İnan…

Ve üzülme
Yokluğunda da sana iyi bakarım ben.

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Hikaye category.