Archive for the ‘Hikaye’ Category

BUGÜN SANA ÜŞÜYORUM

Salı, Eylül 15th, 2009

Bugün sana üşüyorum, içimde sessiz çığlıklar ardı ardına kopuyor, arzularım yoklukla öpüşüyor. Bütün geceleri sabahlara bağlıyorum, senin bana ağlayışını hatırlıyorum, her sevişmemizden sonra sen bana sırtını döner ağlardın, ben niye ağladığını her soruşumda sen sadece bilmiyorum derdin ve ben kendimi her soruşumda suçlu hissederdim.

“Sen kendini suçlu hissettiğin için ağlıyordun , sen ağladığın için ben kendimi suçlu hissediyordum.”

Şimdi yoksun ama ben hala kendimi suçlu hissediyorum, belki de suç seni benden ayıranda ama bunu sende bende bilmiyoruz.
Şimdi yoksun; her telefon çalışında sen olmadığını bile bile telefonu ben açıyorum, ne olursa olsun dönmeni hep istedim, her sevişmemizden sonra ağla, teninde başka tenin kokusunu getir ama dön.

Her gecemiz gizli bir günahtı kendimizden habersiz, olup biten her şeye rağmen biz günah ağacının birer meyvesiydik ama sen hep ağlıyordun, Ah! Niye ağladığını bir bilsem, niye gittiğini ve gidişinden sonra dönmek istemediğini, Ah! Bir bilsem.
Bıktım, öylesine bıktım ki önünde diz çöküp sana “git eğer başka biri varsa ve seni ağlatmayacaksa ona git, beni terk et, yeter ki ağlama” ama ben bunları söylerken bile sen ağlıyordun.

“Siz hiç sevdiğinizi başka birine gitmesi gerektiğini söyleyecek kadar sevdiniz mi?”

Umutsuzum ve bugün sana üşüyorum, uzaksın, uzaklığın içimi üşütüyor, yokluğun içimi kanatıyor. “Birini unutman gerekiyorsa başka birine sığın” bunu sen söylemiştin bana, senin teninin kokusunda başka hiçbir tenin kokusunu solumadım, hiç kimseyle göz göze gelmedim çünkü seni unutmak istemedim, sen benim vazgeçilmezliğimsin, yüreğimde sana ait bir şeyler var ve yaşadığım sürece var olacak. Bugün sana üşüyorum çırılçıplak bir yürekle…

Senin Için Senden Habersiz

Salı, Eylül 15th, 2009

Nesini çalmissan veya neyini almissan bir insanin, iade etmenin yolunu bulabilirsin. Peki, ya o insanin sana verdigi zamaniysa?

Ha zamanin bir bölümü, ha yüreginin bir dilimi!
Bir mektubun güzelligini düsünebiliyormunuz?
Düsünebiliyormusunuz; sizin olmadiginiz “uzak”ta, “sizin için” vaktini tüketmis oldugunu, birisinin…
Sizin için; sizden habersiz…
Bir mektubun kanatlarindaki yükü düsünsenize. Nasil çirpinabiliyor bu kanatlar ve nasil asabiliyor bunca mesafeleri; böylesine doluyken.
Duygular degil mi bizi gönüllere tasiyan?
Duygular degil mi bizi yarinlara tasiyan?
Ha duygularin ulasmadigi yürekler, ha yolcularin unuttugu han kapilari!
Mektup geçmemis sokaklara girmese yolum..
Çünkü mektup geçmemis sokaklar karanlik. Mektup yazilmayan geceler yildizsiz. Selamsiz kapilar nefessiz gibi. Iadesiz ne var, verilebilen? Vermek istiyorsan; yüreginden bir dilim ver, zamanindan bir bölüm.
Onun için, ondan habersiz.
Benim için, benden habersiz.
Aynen bu yaziyi yazarken, senin haberin olmadigi kadar haberim olmasin yazdiklarindan. Her harf bir ilmek ve satirlar yüreginin çevresindeki dantel olsun,göreyim.
Sulamazsan çiçekler gülmez.
Yollamazsan selamlar gelmez.
Bir mektubun güzelligini düsünebiliyormusunuz geçekten.
Düsünebiliyormusunuz sizin olmadiginizi “uzak”larda vaktini tüketmis oldugunu, birisinin sizin için hem de sizden habersiz…

Mavi Gözler

Salı, Eylül 15th, 2009

İlk doğduğu günden beri herkes onun gözlerine bakar, ‘ne güzel gözleri var’ derdi. Gerçekten de güzel bir kız çocuğuydu. Mavi gözleri, altın sarısı saçları ve sevimliliği gittiği her yerde herkesin dikkatini çekerdi. Her seferinde herkes onun mavi gözlerine imrenir, mavi gözlerle ilgili övücü sözler söylerlerdi. Annesi onu dizine yatırır, ‘mavi gözlüm’ diye severdi.

Günler geçtikçe kız mavi gözlerinin bir ayrıcalık olduğunu; güzelliğinin, kendisi ile ilgilenilmesinin sırrının mavi gözleri olduğunu keşfetti. Henüz üç-dört yaşlarında idi. Her arkadaşının göz rengine bir kusur buldu. Gözleri maviden başka olanlarla dalga geçiyor, onların gözlerini alaya alıyor ve en kötüsü gözlerinin maviliği ile büyükleniyordu.

Annesi çalışan bir kadındı, işe gittiğinde onu kreşe bırakıyordu. Çocuk anne sıcaklığını duyamamanın ezikliği ile sürekli ağlıyordu. Bakıcıları ne kadar iyi de olsalar annenin yerini tutamıyorlardı tabiî.

Günlerden bir gün yine annesi onu kreşe bırakıp işe gitti. Çocuk arkasından ağlamaya başladı. Bir türlü susmak bilmiyordu. Diğer çocuklar ve bakıcılar bundan rahatsız oluyordu. Bakıcılardan biri küçük kızın mavi gözlerinden dolayı kaprise girdiğini, onlarla övündüğünü biliyordu. Ağlayan kızın yanına geldi ve ona, ‘tatlım, eğer ağlarsan mavi gözlerin kahverengi olur’ dedi.

Dakikalardır ağlayan kız bir anda susuverdi. Bakıcının gözlerine bir daha baktı. Arkadaşlarının gözlerine bir daha baktı. Ayrıcalıklı olmanın mavi göz olduğunu yeniden hatırladı. Bakıcıya emin olmak için sordu:

- Gerçekten ağlarsam mavi gözlerim kahverengi mi olur?

- Evet, hem de sonsuza kadar.

Mavi gözlü kız ne zaman ağlamaya kalksa ona hep, ‘mavi gözlerinin kahverengi olacağı’ hatırlatıldı. Bu durumu annesine söylediklerinde annesi de bir kahkaha attı. Çocuk evde ağlamak istediğinde annesi, ‘ağlarsan mavi gözlerin kahverengi olur’ dedi.

Kısa bir zaman sonra bu durum çocukta bir saplantı oldu. Ve mavi gözlerini kaybetmemek için yıllarca ağlamadı. O ağlamadığı için herkes mutlu idi. Kreşteki bakıcılar o ağlamadığı için daha fazla kahkaha atmaya zaman buluyorlardı. Annesi o ağlamadığı için evdeki işlerini kolay yapıyor, makyajına daha fazla zaman ayırıyordu.

Yıllar geçip gitti, kız büyüdü, serpildi, mavi gözleri, sarı saçları ile güzel bir kız oldu. Artık yirmi yaşlarına gelmişti. O mavi gözlerinden, sarı saçlarından dolayı bütün gözler her zaman olduğu gibi ondaydı. Annesi onun bu güzelliği ile gurur duyuyordu.

Bir bahar sabahı uyandıklarında mavi gözlü kızın annesinin hasta olduğu anlaşıldı. Doktor doktor gezdirdiler, derdine bir türlü çare bulamadılar. Gitmedikleri doktor kalmadı. Kadın mavi gözlü kızının gözleri önünde eriyordu. Ama mavi gözlü kız annesinin bu durumuna üzülmesine rağmen gözlerinden bir damla yaş gelmiyordu.

Birgün mavi gözlü kızın babası bir komşularının tavsiyesi ile ermiş bir adama götürdü hasta kadını. Ermiş, kadına bakınca ‘bu derdin sadece bir çaresi var’ dedi. ‘Üç gün üç damla göz yaşı içecek. Dördüncü gün ayağa kalkacak’ dedi. Herkes sevindi. ‘Bundan kolay ne var’ dediler. ‘Birimiz ağlarız içiririz göz yaşımızı’ dediler. Ermiş, ‘kolay gibi görünüyor ama o kadar kolay değil, bu göz yaşı mavi gözlü olan kendi kızının gözyaşı olacak’ dedi.

Eve geldiklerinde mavi gözlü kızın gözyaşını istediler. Annesini çok seven mavi gözlü kız onu kurtarmak için ağlamak istedi günlerce, aylarca ama gözünden bir damla yaş gelmedi. Mavi gözlerini kaybetmemek için yıllardır ağlamamıştı. Bu sebepten ağlamayı unutmuştu.

Mavi gözlü kız bir türlü ağlayamıyor, günler geçtikçe annesi gözlerinin önünde eriyip gidiyordu. Topu topu üç damla yaş çıkaracaktı gözünden. Ama olmuyordu.

Bir gün günbatımında kadın kızını yanına çağırdı. Kızının dizine kafasını koydu. Açık pencereden batan güneşi görebiliyordu. Bir ‘ah’ çekti. ‘Ben ölürsem üzülme kızım. Suçlusu sen değilsin. Ben senin gözyaşlarını kurutarak kendi ölümümü kendim hazırladım. Ben öldükten sonra birgün ağlamanı dilerim’ dedi.

Kız annesinin bu sözlerinden o kadar duygulandı ki gözleri dolmuştu. Her an ağlayıp, annesini kurtarabilirdi. Biraz daha zorladı kendisini ve gözlerinden bir damla yaş süzülerek yanaklarından akmaya başladı. Yanaklarından süzülen damlalar annesinin dudaklarına düştüğünde dizinde soğuk bir bedenin varlığını hissetti sonra. Mavi gök yüzünü siyah bir örtü kaplamış, artık gün batmıştı.

Günbatimi ve Özlemler..

Salı, Eylül 15th, 2009

Günbatımında başlar özlemler. El ayak çekilmeye başlayınca bu yalancı kentten, kalırsın baş başa bir sen, bir yalnızlığın, birde özlemlerin… Ellerin üşümeye başlar yoksa sevgilin yanında… En büyük özlem de onadır ya Kendini hep yarım hep eksik hissedersin. Duvarlar üstüne gelir Onun yokluğunda. Yaktığın sigara bile senin gibidir biraz acı biraz kederli yanar.

Sonra bir şarkı tutturursun yada geliverir aklına. Söylersin ama O duymaz, istersin gelmez. Özlersin onu. Sonra bir bakmışsın iki damla yaş akmış yanaklarından ona doğru. Süzülürken yaşlar yanağından dudaklarına, öper de yollarsın o yaşları Ona. Özlemişsindir.

Sonra ardından bir sigara daha yakarsın sonra bir tane daha bir tane daha… Baktın olmuyor, bulamıyorsun bir çare atarsın kendini yatağa uyuyup kurtulmak için bu özlem acısından… Önceleri acı zannedersin ama, sonra anlarsın ki o senin sevginin ateşi, sevginde onun oksijeni. Ama bilemezsin ki her şey daha ağır daha acı olacaktır şimdi.

Kapatırsın ışığı girersin yatağa… Bir de bakmışsın bedenin yalnız, bedenin buz gibi. Ararsın beklersin bir dokunuş, bir sarılış… Uyurken duymak istersin o sıcak nefesin verdiği huzuru ama, sende bilirsin ki sağın karanlık solun karanlık. Hani alışmıştır kulakların duymak ister iyi geceler sözünü, küçücük masum bir öpücük istersin… Yalnızsın ne duyarsın ne hissedersin.

Bir serseri mayınsındır artık… İçin özlem yüklü yüreğinde bir derin yara beklersin uykuyu bir sağa bir sola dönüp. Dedim ya yalnızsın ne uykun gelir ne sızısı diner gönlünün. Uyumak için kapatırsın gözlerini gözünün önüne mutlu anlar gelir, gülümser sana. O tebessüm ettikçe senin yüzün asılır. Sonra haykırmak istersin içinden ama, olmaz. Sonra bir küfür sallarsın yalnızlığına bir isyan edersin özlemine. Kızıp durursun sonra uyuya kalırsın… Sabah kalktığında geceden kalma hüznün hala damarlarında dolaştığını hissedersin… Sonra iş güç derken uzaklaşıverir damarlarında dolaşan bu serseri hüzün… Rahatlarsın.

Ama unutmuşsundur ki, gün batımında başlar özlemler…

Dönme Sakın…

Pazar, Eylül 13th, 2009

Aşkım yetmedi sana..Yetinmek nedir hiç bilmezdin zaten..Ama benim sunduğum aşk yetinmen gerekenden çok daha fazlasını vaat etmişti sana..Benim gibi sevmeye biliyorum yüreğin yetmedi…

…..Baştan evet daha en baştan biliyordum bir gün itilip unutulan ne varsa beni onlara katacağını..Kavgam,mücadelem seni anlık sevmelerle yaşatmak içindi..Hiçbir zaman sonsuza dek benim olmayacağını biliyordum..Asla bu beklentiyle sevmedim seni..Sevdim evet..Ve bir gün hiçbir şey söylemeden çekip de gideceğini bile bile..Kalman,beni,benim seni sevdiğim kadar sevmen gerekmedi hiç..Hiçbir şey için bana söz vermen gerekmedi..Adı üstündeydi işte..Karşılıksızdı..Gerçek aşktı..Varlığını oluşturan hiçbir zerre beni anlamadı..Belki de anladı da ya ben sana fazla geldim yada sende bir şeyler eksik kaldı..

…..Biliyor musun?Her elimi uzattığımda boşluktu tuttuğum..Her dokunmak isteyişimde hiçbir şeydi bulduğum..Her yemin edişimde bozmak oldu sonum..Savruldum..Ettiğim dualar kadar yoktun..Her sana bakışımda gözlerin öyle derin uçurumlara attı ki beni düşüp ölmekten değil her düştüğümde ölememekten yoruldum..Hiç isyan etmedim kadere..Hiç kimseyi sorumlu tutmadım..Hiç beddua etmedim sana ve hiç lanet okumadım aşkına..Hiç ağlamadım ardından bakarken..Hiç uykularım bölünmedi..Yaşamaya hiç ara vermedim ve hiçbir vakit düşünmedim ölümü..Yaşamalı ve yaşadıkça seni sevmeliydim..Çünkü biliyordum..Aşkın benimle birlikte gelmeyecekti mezara..Öteki dünyada kavuşamayacaktık..Burada sevemediysen beni orada da sevemeyecektin..İki dünyada da yokluğunu çekmek fazlaydı kahrolurcasına seven gönlüme..

…..Ben böyleyim işte..Böyle büyük sevdim seni..Söylesene kim sevdi seni bu kadar körü körüne..Bu kadar beklentisiz..Bir varlığı seviyor olmak kolaydı her zaman..Bense yokluğunu sevdim senin..Kolay olan varlığını değil,zor olan yokluğunu sevdim..Dönmen için değil..Hiç dönmeyeceğini bilerek…Sevmen için değil,hiç sevmeyeceğini bilerek,koskocaman bir sensizliği içimdeki her bir hücreye itinayla yerleştirerek,gittiğin yollara mutluluk duaları serperek,beklemeden,ağlamadan,dönmen için yalvarmadan,ölmeden,yaşaya yaşaya ve acımı sindirerek sevdim..
…..Dönme sakın

Aşkı Siyah Giydin Mi ?

Pazar, Eylül 13th, 2009

Kıskanırım ben seni, bensiz dokunduğun sayfaların ağıtlarından…
Dirseklerimden akar kan aşağıya yavaş yavaş da, söylemem sana…
Çocuk oyunlarına saklarım içimdeki ağlayan çiçeği…
Bilirim kıyamazsın koparmaya, içime düşmüş canların tazeliğini…
Sarılınca alacağını bilirim de, ses etmem sana…
Çünkü bir tek sen çözersin geceyi bağlandığı yerden; gözgözü görmez olsa bile…

İlk yarışım bu seninle… Yeni birgüne yetişmeye çalışıyor kalbimizden söktüklerimiz…
bir sen…
bir ben…
Hangimiz önce yolculuğunu tamamlayacak bilinmez ama; sana gelirken aldığım hazzı anlatmak da bana düşmez… O yüzden bıraktım peşi sıra gelen sözcüklerin dertlerini dillendirmeye usulca…

Önce rahat bir yer hazırlayıp kendime, bakışlarından kalan birkaç dakikalık esintiyi, savurdum saçlarımdan aşağıya.
Sonra, fısıltıyla karışık kulağıma bir pazar gecesinin seslerini mühürledim.
Canında yaşattığın bir diğer parçayı da alıp sakladım içime… Ara sıra takılırsam alıp koynuma öpeyim diye…

ve işte yolculuğumuz böylece başladı…

Farzet ki şehrin caddelerinden geçiyoruz, sarmaş dolaş… Elimizde avuçlarımızın tene vuran sıcaklığı, gözlerimizde tatlı bir sonbahar…
Rengarenk kuşanmışız sevdamızı…
Her ayak basışımızda, birbirimizden ayrı geçirdiğimiz günlerin hesabını soruyoruz kaldırımlara… Aşk yanyanalığımızda resmiyet kazanıyor, hiç olmamışçasına…
Tende huzur var…

Şehir şebekesi itinayla geceyi bitirmek için çabalasa da; bir yolunu bulup yine aşkı simsiyah giydin bak işte…

Haketmiyor/muyum..

Pazar, Eylül 13th, 2009

İsyanlarım vardı aşk´a ve hayata dair.
Hep ben elimden geleni yaptım derdim. Hep daha fazlasını hakettiğimi hissederdim.
Suçlarını üstlenip bedellerini ödemek erdemdir elbet bilirdim.
Suçlarımın bedellerini teker teker öderdim.
Hep çok sevdiğimi söyler onunla saatlik ilgilerimi delil olarak seçerdim.
İsterdim, savaşırdım, uğraşırdım ve elbet bir gün bende yorgun düşerdim.
Hırslıydım hep kazanamadıklarıma.
Seni kaybetmeyi yediremedim, seni istedim, savaştım, uğraştım ve mutluluğa ramak kala yorgun düştüm.
Ruhani gel-git ler yaşarken onca yıllık birikimi bir kenara koydum, çektim gittim.
Oysa senin, kimseyle kıyaslayamayacağım insani yanların vardı.
O herkesin soluğunu kestiği zırhın gururdu ve bir tek benim kapımdan geçerken portmantoya bırakılıyordu.
Minnettarlığın gizliydi içine işlerdi insanın ve ellerini açtığında mutlaka adım vardı.
Küçük hataların vardı affımda, içimde küçük yaralar bırakan.
Oysa sen büyük hatalarımın namusu sayardın kendini ve sahiplenirdin.
Herşeyi hakettiğimi ve senin bencil olduğunu düşünürdüm.
Oysa sen diğerlerinin aksine kötülüğümden yana bir kelime söylemezdin.
Yanımda olmasanda, elimi tutmasanda hep içimdeydin. Ben hep seni çok sevmemin sonucu sayardım içimdeki yaşayışını.
Oysa her anımda öylesine taşırdınki beni aralıksız her soluğumda benimle atardı kalbin.
Sana her seni sevdiğimi söylediğimde derecesi artar sanardım ve aklımca sana fark atmıştım.
Oysa sen az söylerdin çok hissettirirdin.
Babam gibiydin tıpkı güçlü ve sakin.
Olacakları önceden görür ve soğukkanlılığını bozmazdın.
Bense fevriydim ve tüm sabırsızlığımla geri dönüşü olmayan cümleler kurardım.
Ardından senin ne kadar umursamaz olduğunu vurgulardım.
Sık sık yanlış ifade ettiğin cümlelere takılır olmadık takıntılar yaratırdım.
Biraz paranoyaktım.
Oysa sen hep susmak isterdin bende söyleyecek bir şeyin olmadığı için sanardım.
Sen “Biliyorum, sinirlisin.. Sakinleşince konuşalım ya da zamana bırakalım.” derdin..
Ama ben o zaman denen illeti bir türlü doğru kullanamadım.

Şimdi soracaksınız neden bunları yazıyorsun diye.Belki günah çıkarmak için belki rahatlamak belkide örnek olmak için.Bu gün bir arkadaşımın söylediği söz sert bir tokat gibi çarptı yüzüme ve bunları farketmemi sağladı. Geyiğine bir muhabbet sırasında saçma konuştum yalanda olsa. Dediği şuydu: ” O sana iyilik yapıyor, seni düşünüyor ve her şeye rağmen yanında diye yapıyorsun değil mi ? O onca şeyin ardından seni kabullenip açtığın derin yaraları yine senin için sarmaya çalışırken sen sırf bir eğlence uğruna hakkına giriyorsun. Oysa diğeri kötülük yapmasına rağmen hakkında konuşmaya bile çekiniyorsun. Yazık. Duymasın bunları.” Dondum kaldım.. Haklıydı çünkü ve ben oen nefret ettiğim insan tipine dönüşüyor gibiydim. Dediği şuydu aslında kısaca “Sen onu haketmiyorsun!” ve haklıydı. Oysa ben onu haketmek için ne kadar çok şey yaptığımı sanıyordum. Şimdiyse herşeyi bırakmış denizin ortasında bir kayık gibi sağa sola sallnırken beni sessizce karaya çeken fırtınanın o olduğunu hiç düşünemiyordum. Şimdi farkına vardım. Belkide yıllarca asılsız söylentilerin arkasındaki gerçekler gibi yanımdaydın..

Aradığınız Kişiye..

Pazar, Eylül 13th, 2009

Alaattin Çakıcı: Alooo, yanlış numara çevirdin aslanım.Bize yanlış olmaz.Fıtık etmeyin lan beni!…Hadi maşş…

Kamer Genç: Kapsadığınız numara arama alanı dışındadır.Yok.Olmadı.Yani aradığınız alan kapsama numarası dışındadır.Yok buda değil.Kapsama numarası.Eeeh..Ben bahça sulamaya gidiyorum ya.Aradığınız yönde tüm çiçekler sulanmaktadır, işte o kadar.

Mustafa Denizli: Aradığınız numara yanlış diyorsam yanlıstır.Bana ne medyanın ne dediğinden kardeşim.Kafamı bozmayın sadece Fenerbahçe arayanları bağlarım işte o kadar.

Mustafa Topaloğlu: Aradığınız numara sistemimizde yer almamaktadır.Hatta güneş sistemiizde bile yer yer almamaktadır.Hasta mısınız kardeşim?..

BANU ALKAN: Şu anda tüm hatlarımız doludur.Benim hatlarım ise dolgundur.Bu arada hazır beni dinleyen birini bulmuşken…. Neremiiiiii…. neremiiiiiii.. Kapamasana Heyyy..

NURİŞ KARDEŞLER: Aramakta olduğunuz kişinin telefonu meşguldur.Ama isterseniz biz hemen bir-iki eleman yollayıp bu meşguliyet durumunu ortadan kaldıralım.Onu kontur manyağı yapalım.Bu arada Aloooooo boyalı saçlım bittin olm sen.

AYKUT IŞIKLAR: Aradığınız numara şu anda kapalıdır.Telefonun sahibi çıtır manken Nalan’ı götürmektedir.Yani alenen sizi boynuzlamaktadır.Kapsama alanı dışındasınız haberiniz olsun.

EMEL YILDIRIM: Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor.Aradığınız kişi güzel bir kızsa siz birde ERdal’ın telefonunu arayın.Mutlaka onun yanındadır.

SELÇUK PARSADAN: Aradığınız numra yanlıştır.İlk görüş günü gelince siz numara nasıl olurmuş gösteriyim.Bende daha ne numaralar var.Bu arada Tansu’ya söleyin paşanın selamı var.

HAKAN ŞÜKÜR: Eksik rakam çevirdiniz.Bu numaralar jiplerimin plakalarına bile yetmes.Elin oğlu genetik şifre çözüyor, siz daha bir numara çeviremiyorusunuz.Vatan hainleri!

DEMİREL: Eksik rakam çevirdiniz.Binaenaleyh telaşa mahal yoktur.Devlet böyüktür.Tuşlar basmakla aşınmaz.Demokraside çare tükenmez.2 tuşu basmıyorsa 1′e 2 kere basmakta fayda vardır.

IBRAHIM TATLISES: Aradığınız kıroya şu an ulaşılmıyr.Ben de ariyem ariyem bir türlü ulaşamiyem.Şaphiii….The number you’ve dialed cannot be reached at the moment.Ne dedim lan ben?

SERGEN: Aradığınız numra yanlıştır.Ben sizin yerinizde olsam 2yi son ayakta tek geçerdim.Numarayı Mustafa hocadan aldıysanız çağ dışıdır.

REHA MUHTAR: Aradıpınız kişiye ulaşılamıyor efendim.Bu kişiye neden ulaşılamıyor.Ulaşmıyorsa niye arıyorsunuz.Kapsama alanı kapsamaya başladığı anda siz orda mıydınız.Çocukken telefonu düşürdüğünüz oldu mu.Bu yüzden dayak yediniz mi.İyi akşamlar Türkiye her nereden arıyor yada aranıyorsanız.

BÜLENT ERSOY: Dünya güzeliiiii dinleyici hasbihal etmek arzu ettiğiniz müstesna insana şu anda ulaşılamıyor efendim.Seyyar telefonnun kapalı ya da kapsama alanı dışında olması kuvvetle muhtemeldir.Cenab-ı hak’ın izniyle bir müddet sonra tekrar deniyiniz.İnşaalaaaaaah… düşürürsünüz.

ALPAY: Aradığınız numra yanlıştır.Ulan daha bi numrayı çeviremiyosunuz sonra da yumruk attım dıye bana laf atıyorsunuz.Zaten Fadıl abim kaçmış kafam bozuk gelmemeyim oraya kodum mu oturtuturum.

M.ALİ ERBİL: Enee aradığınız kişi kapsama alanı dışında belkide Çanakkale’dedir.Orada değilse Kıbrıs ‘tadır.a zamparalıktadır yada kumar oynuyordur.Biraz bekleyip tekrar arayın parmaktan sonra.

MEHMET ALİ AĞCA: La şantemi kantereeee…Ulan memleketten gittik.Gittik gideli neler çıkmış be.Hapishane bile cep telefon dolu.Aradığınız numaranın ne olduğunu bilmiyorum.Bekir Çelik’in ölümüyle birlikte bütün sırlar gitti.Odamda bir kara Fatima gördüm az önce.Acele onun sırrını öğrenmem lazım.Şimdi telefono kapatın ve beni yanlız bırakın.

MEHMET CANSUN: Efendim Bizi Sizin Telefonunuz ilgilendirmez bizi sadece bizim telefonumuz ilgilendirir. Bakın Fenerbahçe yönetimine sesleniyorum ilk başta bize dilenci diyeceklerine kendi aldiklari futbolcularin paralarinin nerden geldiğine baksınlar.Neyse ben bunlari neden söylüyorumki aradiğiniz kişi kapsama alinindaki efendim ben burda bir saatdir kafanizi ütülüyorum.Hadi size iyi günler.

KETO: Yaniiiiiiii Yaniiiiiiiiiiii Aradiğiniz Numara kapsama alanı dışında yaniii Lütfen daha sonra tekrar arayınız…The number you’ve dialed cannot be reached at the moment yaniiiiiiii!!!

SAKIP SABANCI: Konuşalım Konuşalımmmmm Konuşalımki güzelleşen dimi yaww hehe Atalarimiz ne demiş konus konus boktu işin heheee. Ama suanda konuşamazsınızzzz niye!!! Çünküüüüüü Suanda telefoooonnn kapsama alanı dışında daha sonra arayın hıhı!!!The number you’ve dialed cannot be reached at the moment

Ayrılığın İlanı !…

Cumartesi, Eylül 12th, 2009

Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli…

Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi…
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular…

Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.

Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.

Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.

Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.

Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

Seni Sasıl Özlediğimi Bir Bilsen…

Cumartesi, Eylül 12th, 2009

yanımda, yöremde yoksun. dokunmak, tutunmak istesem… başımda kavak yelleri eserken geldin. bu süt liman gecelerde sanadır, bunca sitem…bahçede bir kaç dal titrer, yüreğimde bütün bir sen.
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
yokuşlar çıkar karşıma birden, duvarlar yükselir, inceden. mesafeler uzar, zaman daralır, ufukta ufalır, ne kaldıysa önceden…salkım söğütlerden bir yaprak düşer, yüreğimden bütün bir sen.
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
miadını dolduruyor, yaşanmamış sevdalar. bir daha yaşanmayacaklar. hasretlerini savuruyor, yüreğimde tüm ağaçlar. bil ki, sensizliği asla kuşanmayacaklar. ..gözlerimde iki damla yaş kalır, yüreğimde bütün bir sen…aahh, seni nasıl özlediğimi bir bilsen;
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
ikindi yağmurları yağmakta yine; kuşlar, ıslak toprak kokusuyla mest…peykelere sığınır, sırılsıklam anılar. ben anıların pençesinde derdest…çatı arasından sular damlar, parkelere; yüreğime bütün bir sen.
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
gecenin bir yarısı… orda, eski köprüde oturmuş, nehrin hareli akıntısına dalıp gitmişim. aynı nehrin kıyısında bir ev; hafifçe sıyrılmış perdeler. pencere kenarında sen olsan da, iki adımlık yerde ben kaybolmuş, yitmişim…
köprü altından Göksu akar gider, yüreğimden bütün bir sen.
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
titrek bir nağmede dalgalandı yüreğim. kulaklarımda, uzaklardan tatlı bir gülüş… tebessümlerde donup kalsaydı keşke yaşam; ama ne mümkün! alnımda kıvrım kıvrım kederler, her biri ayrı bükülmüş…
bir acı tebessüm çökmüş yüzüme, içime bütün bir sen.
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
gurbet, gurbetlikten çıkmadan gel! bak alışacağımdan korkuyorum, seni göstermeyen semtlere, saatlere… yarın deme; yarını yok aşkın, yarını çok… takatim kalmadı artık, ufku belirsiz vaatlere…gel; gurbetlerde garipliğim kalsın yine, yüreğimde bütün bir sen.
seni nasıl özlediğimi bir bilsen…
hep yakamıza yapışan dargınlıklar… bizi böyle ayıran akşamlara ne desem, fayda etmiyor. parçalanmış bir sevdanın kırıntıları mı kalacak ellerimizde hep. isyan edemiyorum ya; ağlamak istesem göz yaşlarım yetmiyor…
neylesin gönül; dağlara kızıllık vurmuş, yüreği

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Hikaye category.