Archive for the ‘Hikaye’ Category

Beklenen Gün Hikayesi

Çarşamba, Ağustos 5th, 2009

« Beklenen Gün »
Beklenen günlerin geçmeyen saniyelerini sayıyordu.
Tarifsiz bir heyecan diyarından gelen hızlı kalp atışları misafiriydi yüreğinde bugün.
Lezzetli melodilerin göz kararı bekleyişlerine inat olacaktı gözyaşları, biliyordu.
Ne soğuğun uyutası okşaması, ne de etraftakilerin acır bakışları etkileyecekti.
Az sonra bitecekti her şey, hiçbir şey engel olamayacaktı.
Bitmeyen bekleyişlerin çıkmaz sokağında yankılandı ayak sesleri,
Alkışların süslediği bir arenanın yalnız matadoruydu bakışları,
Yağmurlarını tüketen bulutların onurluca arkasını dönüp gitmesini görüyordu gökyüzünde,
Umutsuzluğun yollarını çok eskitmişti beklerken,
Şimdi ise beklediği, bir kilit kadar yakındı,
Yıllara inattı bu bekleyişin adı, karanlığa yapılan nispet.
Her sigaranın tükenmesinden sonra daha iyi anlaşılıyordu pakettekilerin sonsuzluğu.
Bitmeliydi artık bu bekleyiş, dayanamayacaktı bu ağır yüklü yolcu,
Beklenen anın gelmesinden daha uzun sürmüştü bu kör bekleyiş.
Yoksa gelmeyecek miydi, hayır bu olamazdı.
Söz vermişti, unutmazdı, unutamazdı.
Ağır çekilmiş bir sahnenin kımıldamayan figüranlarıydı akrep ile yelkovan.
İlerlemiyorlardı…
Cevapsız mektupların sahibi hala gelmemişti, bekletilmeyi sevmiyordu…
Zil sesini duymuş bahçeye çıkan çocukların koşuşlarını hissediyordu yüreğinde.
Hadi artık diye yalvarası geliyordu ama kime yalvaracağını bilmiyordu.
Bu gelişin dönüşü olmayacaktı, onu ya alacak ya da alıp gidecekti.
Hayatının kadını geldiğinde güzel görünmeliydi,
Derin alın çukurlarını kamufle etmeye çalışan mesaisi bitmiş işçiler gibiydi parmaklar.
Bırakıp gidemeyeceği nadir bekleyişiydi,
Dağınık saçların beyazları çoğalıyordu,
Bitmeyecekti bu bekleyiş.
Ufuk çizgisine asla ulaşamayacaktı…
Umutların yorgunluktan yığılmak üzere olduğu vakit açıldı kapı…
Gözler kilitlendi o aşkın giriş tüneline,
Hayallerin, umutların sahibiydi gelen,
Ölüm sessizliğinin canlı şahidiydi,
Ağlıyordu rüyalarının masum prensesi,
Karşı koymayacaktı gözlerinin hapsindeki isyancı gözyaşlarına,
Olmadı…
Ağladı…
Sonsuz bekleyişin bitişini müjdeleyen ses duyuldu…

Baba oldunuz efendim…
Dünyalar güzeli bir kızınız oldu …

Söz Veriyorum Hikayesi

Salı, Ağustos 4th, 2009

Bugün olduğu gibi yarın da,yarından sonrada,ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine,

Bu günüm gibi yarında hep sevginle yaşayacağıma,

Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanında göreceğine,

En yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma,

Sıkıntının sıkıntım, üzüntünün üzüntüm olacağına,

Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime,

Her üzgün anında gülüşünün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma,

Yanında olamadığım ve yardımıma ihtiyacın olduğu her anda bir rüzgar olup seni saracağıma,

Gözümün gözüne değdiği her an sana yeniden aşık olup seni bir prensese dönüştüreceğime,

Her sabah sana yeniden aşık olup uyanacağıma,

Sen uyurken sana bakıp ikimiz için dualar edeceğime,

Beni tanıdığın gün bende gördüğün neyse, ömrünce beni aynı şekilde göreceğine,

Sevgimin asla değişmeyeceğine, asla azalmayacağına, aksine hergün büyüyen bir sevgiyle seni mutluluk ormanına taşıyacağıma,

Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma,

Elini usul usul, korka korka tutup o ilk gündeki heyecanı aynı şekilde yaşayacağıma ve elini hiç bırakmayacağıma,

Bir ömür boyu senin canın, aşkın, sevgilin ve herşeyin olarak kalmak için elimden gelen herşeyi yapacağıma

SÖZ VERİYORUM !

Ağlayan Palyaço

Perşembe, Nisan 23rd, 2009

Bir çarşamba sabahı o zengin caddelerin birinde,senden habersiz bir palyaçoydum.O kocaman ayakkanıları giydim.ve her zamankinin aksine amaç eğlendirmekte olsa,beyaz iki damla göz yaşı çizdim aynanın karşısında.Sol gözümün hemen altına.Kaşlarımın ortalarını yukarı kaldırdım ve kırmızı kocaman ağzımın eğimi aşağı doğruydu.

Bugün çocukları eğlendirmeyecektim.Hedef kitlem yetişkinlerdi.Çünkü onlar severlerdi ağlayan insanları.onlara acırlardı.Hemen içleri ısınıverirdi.Kendilerinden bir şeyler bulurlardı o palyaçolarda.Benimde çoğunlukla sokakta karşılaştığım bir manzaraydı bu.Alakasız insanların içine iniverridim.Bakışlarımız karşılaşıncada hafifçe gülümserdim.Sanki seni anlıyorum dermişçesine..bu anlayış,saf içtenlik ileride canımı acıtsada…

Uzaktan baktılar bana bugün hep.Gülümsedi ben gibiler bana.Yanıma gelmek isteyen çocuklarını ise bırakmadılar.Çünkü kendileri gibi olmalarını istemiyorlardı.Ama kaçınılmaz bir gerçekti ki şu;siz neyseniz çocuğunuzda o olur!Ağlayan suratımla yine de gülümsemeye çalıştım bu halinize…

O durakta bana çiçek almaya giden ve içimden hiç geri gelmeyeceğinizi bildiğim sevgililerimdiniz aslında siz!Bu boyalı suratımla öpülmekten bile iğrendiniz.temiz ruhum etkilemedi bile sizi.ve hiç sormadınız,bu güneşli günde ağlamak niye?Bu hayattta acı da çekmiyordum aslında.Çünkü hayatın gerçek adı acıydı.

Ya o turuncu yün iplikten saçlarım.onlarıda mı sevmediniz?Bir palyaço nasıl olurda ürkütür insanları.Amacı sadecegüldürmek olan şişman bir palyaço.

Bu zengin caddede görmeyi bekledim sendin aslında.Bana bu işi sen öğretmiştin.ve ben ilk kez yalnız bir palyaçoydum.çünkü geceni geçirmek için bile gelmiyordun bana.Gidişin yakındı.Bu acımandan belliydi.

Bu çarşambada hiç dostum olmadı.Yeni dostluklar mı?Belki iyi kız olma derslerinde sonra.

hızlı ya da yavaş ne farkeder ki artık akşam oldu.bir şey kazanamadığımı düşünenler yanılıyor.Ben her sokağa çıkışımda hayatı kazanıyorum ve bu bağlamdada acıyı!

Ve farkedemediğiniz bir şey var.Ben bugün hiç ağlamadım.Ağlayan suratımdı…

Yüreğime Devrim

Salı, Nisan 21st, 2009

Akrabama Aşığım
Uzaktan akrabamızdı. Abi diye hitap ederdim ona kendimi örnek aldığım; tıpkı dağların doruklarında zamansız kalabilmiş kar birikintisi gibi göz alıcı bir şahsiyetti benim gözümde.
Paylaşımlarla kurulan dostluğumuz, saatlerce süren dostluk kokan sohbetlerimiz dertlerimiz anılarımız gülüşlerimiz ve tesellilerimiz yerini çok sonra fark edebildiğim kaçamak bakışlara bırakır gibiydi. Bir türlü kabullenesim gelmiyordu dostane duyguların aksini. Ailem dahil çevremdeki herkesin gözdesiydi o. Bilhassa arkadaşla gönülleri fethediyordu muhabbetiyle.

Buna rağmen mantığımı elden bırakmıyor onun beni asla yar olarak göremeyeceği gerçeğini açıklamaya çalışıyordum bizleri yakıştıranlara. Ben olgun bir yetişkin gibi davranmaktan bihaber yaşamayı ilke edinmiş bir genç kızdım. O ise sorumluluk sahibi ciddi bir deniz astsubayıydı. Karakterli, ağırbaşlı disiplinli bir o kadar da iyimserdi.

Velhasıl 1,5 aylık bir süreden sonra görkemli bir itirafla yüz yüze kalıyordum. ‘’Bana abi deme’’ diyordu. Ben ise şaşkındım sessizce haykırıyordum içten içe, şimdi neler olacak diye. Susarak geçirdiğim 2 günden sonra onu deli gibi severek başladım güne. İnanıyordum uykumda aşık olmuştum ona.

Her ikimizin gözlerinde görülmeye değer bir ışık yüzlerinde ise tarifi mümkün olmayan bir tebessüm yer edinmişti. El eleydik. Bir ömür boyu beraber yol almak için ilk adımı attık sözlendik. Fakat ayrı düştük; aşkım dünyanın bir ucunda seyirdeydi. Bekledim bekledim…

En nihayetinde kavuştuk sınırsız sevgi limanımızda. Ama vuslatın sarhoşluğu fazla devam etmedi 1 aylık bir sürecin ardı gelen bir özlem daha ayırdı bizleri sevdiğimle yine! Şimdi uzağız yine birbirimize. Yıldızlara yarenlik etmek alışıla gelmiş bir sohbet oluyor zamanla. Bu yüzden doyamıyoruz ya birbirimize hatta bazen sevgi sözcükleri bile aç kalıyor sevgimizin yanında. Ruhlarımızı çepeçevre sarmalayan sıcaklığın yanı sıra, yalnızlıklarımızda kurduğumuz hayallerimizle yücelttiğimiz umutlarımızla körüklüyoruz hasretliğimizi biz. Neyse ki her ikimizde severek yaşıyoruz. Neyse ki bizler özlemle yanıp özlemle tutuşuyoruz. Ve asla aşkı katliamlara maruz bırakanlardan olmuyoruz…

Hülya Öğretmen Hikayesi

Pazar, Nisan 19th, 2009

Kırmızı çoraplı küçük bir kız hatırlıyorum.Babasıyla el ele tutuşmuş okula gidiyor.Fakat ne çantası ne de okul önlüğü var bu küçük kızın.Ayrıntıları hafızamdan silinmiş bir etek ve etek altında uzun kırmızı çoraplar…Küçük kız okula kayıt olmaya gidiyor.O güne kadar görmediği ama herkesten işittiği okul…Acaba nasıl bir şeydi küçük kızın hayalinde.Babası,”okula gidince bir çok arkadaşın olacak”demişti.Okula gitmeden önce küçük kıza babası,üzerinde Atatürk resmi olan bir alfabe kitabı almıştı.Kalemleri,defterleri,kitapları vardı küçük kızın.Okul çantası,okul önlüğü hepsi hazırdı.Okul deyince küçük kızın hayalinde işte böyle bir resim çizilirdi.İsimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan arkadaşlar,üzerinde Atatürk resmi olan kitaplar,kenarları kırmızı kalemle çizilmiş defterler,rengarenk kalemler…Haftanın ilk günü,bir pazartesi sabahı okullar açıldı.Annesiyle beraber sınıfa girdi küçük kız.Hayalindeki resimde bir eksiklik vardı.Öğretmen…Ayakta duruyor,ellerini sınıf defterinin olduğu masaya dayamış yoklama yapıyordu.küçük kız onu da ekledi hayalindeki resme ve yoklama bitti.Anneler çocuklarını bırakıp gittiler.Öğretmen adını söyledi,adım “Hülya Can”dedi.O günden sonra küçük kızın en sevdiği isim”Hülya” oldu.En sevdiği oyun da öğretmencilik…Bir gün Hülya öğretmen,öğrencilerin defterlerine yazdıklarını kontrol ediyordu.Sıra küçük kıza geldiğinde “aferin,ne güzel yazıyorsun”demişti.O günden sonra küçük kız öğretmenini çok hem de çok sevdi.Hayalindeki öğretmen resminin çizgileri gittikçe daha belirgin,daha yumuşak ve ayrıntılıydı.Günler geçtikçe öğretmenin üzerine siyah bir kazak çizildi.Öğretmeni bu kazağı çok giyerdi.Küçük kız,Hülya öğretmenin saçlarını,yüzünü,bakışlarını,ille de o sevimli yanaklarını-gülerken elmacık kemikleri daha bir belirginleşir,sanki yüzünde güller açardı-Evet, illede o sevimli yanaklarını tüm ayrıntılarıyla çizdi.Onu çizerken çizgiler o kadar yumuşaktı ki…Tıpkı Hülya öğretmenin sıcacık,yumuşak elleri gibi…Küçük kız doyamıyordu öğretmenine.Onu o kadar çok seviyordu ki…Paydos zili çalar çalmaz kitaplarını çantasına yerleştirir,Hülya öğretmenin arkasından yetişmeye çalışırdı.Otobüs durağına kadar Hülya öğretmenle beraber yürümek,ayrılırken “iyi akşamlar” deyip el sallamak ne büyük zevk verirdi küçük kıza.ilk iki sene böyle geçti.Küçük kız artık 3. sınıf olmuştu.O yıl Hülya öğretmen hamileydi.Tıpkı annesi gibi o da bir bebek bekliyordu.Bir akşam,küçük kızın babası annesini hastahaneye götürdü.Küçük kızla kızkardeşi o gece babaannelerinde kaldılar.Ertesi gün babaanne küçük kızla kızkardeşine müjdeyi verdi.Bir erkek kardeşleri olmuş.O gün küçük kız okula gitti ancak öğretmeni sınıfta yoktu.O gün Hülya öğretmen okula hiç gelmedi.Küçük kız eve döndüğünde annesi ona öyle bir haber verdi ki küçük kız çok şaşırdı.Tesadüfün böylesi,meğer küçük kızın annesiyle Hülya öğretmen aynı hastahanede aynı gün doğum yapmışlar.Ertesi gün küçük kız, arkadaşlarına vereceği haberin sabırsızlığıyla okula gitti.Sınıfa girdiğinde arkadaşlarına,öğretmenlerinin bir kızı olduğunu bu yüzden okula gelemediğini söyledi.Hülya öğretmen kırk gün doğum izni almıştı.Küçük kız tam kırk gün Hülya öğretmenini göremeyecekti.O gün Hülya öğretmenin sınıfını üç,dört gruba ayırıp diğer sınıflara dağıttılar.Küçük kız şimdi hem arkadaşlarından hem de Hülya öğretmeninden ayrıydı.Alışamadı yeni sınıfına,sevemedi yeni öğretmenini,yeni arkadaşlarını.Küçük kız artık güzel yazı yazamıyordu.Derste parmak kaldırmıyor,sorulara cevap veremiyordu.Okulu artık sevmiyordu.Her sabah ya başı,ya karnı ağrıyor okula gitmek istemiyordu.Küçük kız geçen her günün hesabını tuttu.Kırk gün sonra öğretmeni gelecek o yumuşacık,sıcak elleriyle küçük kızın çenesini okşayacak,yine ona “aferin”diyecekti.Neyseki günler geçti.Kırk gün dolmak üzereyken bir öğretmen sınıfa girdi ve”Hülya öğretmen bundan sonra 4.sınıfları okutacakmış”dedi.Küçük kız kulaklarına inanamadı.Belki de hayatının ilk acı hayal kırıklığıydı.Dersin sonuna kadar zor tuttu kendini.Zil çalar çalmaz hıçkırıklara boğuldu.Okuldan eve ağlayarak geldi.Annesine olanları anlattı.Annesi Hülya öğretmenine telefon açıp kararının sebebini sordu.Hülya öğretmen ne söyledi,küçük kızla ne konuştu…Hepsi hafızamdan silinmiş hatırlamıyorum.O günkü telefon görüşmesinden sonra küçük kız,bir okul dönüşü Hülya öğretmenle karşılaştı.Hülya öğretmen küçük kızı görünce çok sevindi.ona sarıldı,yanaklarından öptü.Küçük kızın yanaklarında ruj izleri kalmıştı.Hülya öğretmen “bak yanaklarına kelebekler konmuş”dedi.Yine mutluydu,yine sevinçten uçuyordu küçük kız,yanaklarındaki kelebeklere eşlik edercesine…Küçük kız ertesi gün eski sınıfına girdi.Okulun ilk günü çizdiği resim yeniden canlandı.Hülya öğretmen yazı tahtasının önünde duruyor,küçük kıza gülümsüyordu.Ve arkadaşları,isimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan arkadaşları,onlar da o gün oradaydılar.Şimdi küçük kız büyüdü.Bir zamanlar babasıyla el ele yarı ürkek,yarı heyecanlı girdiği okul kapısından bu yılın sonunda ayrılıyor.Yeni bir resim çizecek küçük kız.Elleri öğretmen masasının üzerinde,gözleri yoklama listesinde.Kendini çizecek küçük kız.İsimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan öğrencileri-kimbilir bunların içinde okulun o ilk gününü resimleştiren kırmızı çoraplı küçük bir kız olacak.Yine resimde bir şey eksik olacak.Kimse dolduramayacak onun yerini.Küçük kızı okutan,adı Hülya olan öğretmenler de…O kürsü hep boş kalacak.Küçük kız elini yanaklarında gezdirecek,kelebeklerin uçtuğunu farkedecek.Bir okul dönüşü Hülya öğretmeni bekleyecek,kimbilir belki karşılaşırız ümidiyle…

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Hikaye category.