Archive for the ‘Hikaye’ Category

Umut Olmalı….

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

UMUT HER ZAMAN OLMALI.

Yaşama küsme hakkınız yoktur.
Neden böylesine mutsuzsunuz ?
Nasıl bu denli karamsar olabiliyorsunuz ?
Belki işinizden memnun değilsiniz,
belki çevrenizden…
Maaşınızı az buluyor,
ya da kendinizi beğenmiyorsunuz…

Oysa…
Öylesine değerlisiniz ki.
Örneğin gözleriniz…
Gözlerinizi kaça satarsınız?
1 trilyon?
2 trilyon?
5 trilyon?
Satarmısınız…
İşte zenginsiniz…

Ama…
Bu servetle erişeceğiniz dünyayı görmedikten sonra,
paranın bir değeri var mı?

Ya da derdiniz para değil…
Başarı ve saygınlık.

Size gözlerinizin karşılığında bulunduğunuz şirketin
genel müdürlüğünü verseler kabul eder misiniz?
Cevabınız “Hayır” değil mi?

O halde siz; aslında hem zengin, hem başarılısınız.
Yeter ki,
Allah’ın size verdiği bu değerlerin bilincinde olun.
Bunları görebileceğiniz bir başarı için hayata geçiriniz.
O halde….

ASLA UMUTSUZLUK YOK !

AŞK ın ince çizgisi…

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Ölümle yaşam arasında ki ince çizgide tanıdım seni.Saman alevi gibi bir anda çıktın karşıma.Uçurumun kenarında ki bana uzattığın zeytin dalı sayesin de tutundum bu hayata.Seni tanımama ve sana aşık olmama izin verdiğin için müteşekkirim sana.

Yalnızlıktan boğulmak ve kaybolmak üzereyken ben,seni buldum.Hayal gibiydin sanki.Güzelliğinle gözlerimi kamaştıran sen,insanlığınla ve iyiliğinle kalbimi fethediyordun.Seni sevmemek sana gönül vermemek mümkün olamazdı.Seni öylesine içten ve öylesine derinden sevdimki ben anlatamam.Varlık la yok luk arasında bir sınavdın benim için.Aşk sınavı….

Ben bu sınavdan senin sayende ve senin sevginle galip çıktım.Azraili yenip hayata tutundum seninle.Gözlerindeki ışıltıydı beni hayata bağlayan,içindeki sevgindi sana inanmamı sağlayan.Pırıl pırıl dı gözlerin.Baktığı zaman huzur veren kalbimi yerinden çıkacakmışçasına hoplatan ve ruhumu aydınlatan bir pırıltıydı.Ne çok sevmişim ben seni,ne çok….Yazıya dökmesi bile o kadar zor ki bu sevgiyi.Kelimeleri düzgün oturtabilmek bile çok zor.Öylesine güzel ki aşkını yaşamak,yaşayabilmek hatta bu lutfu kaldırabilmek bile çok özel…

Ateş dudaklarında kaybolduğum zamanlarda tek düşüncem hiç bulunamamak…Seni öperken ki hislerimi sana anlatabilmem imkansız.Nasıl ki kömür karası gözlerine baktığımda kayboluyorsam hayattan,dudakların da aynı benim için.İçten bir öpüşle kaybolmak gibi si yok sende…Seni öpmek gibisi yok…….

Sana seni ve sevgimi ne kadar anlatsam boş sevgili…Ne ben düzgün kelimeleri bulabiliyorum nede beynim seni tarif tasvir edebiliyor bana.Aklım fikrim her şeyim de sende,her şeyimde sensin…Ne senden gayrısını düşünebiliyorum nede düşünmek istiyorum.”Öyle ağırım ki kendime,sen benden gittin gideli”ne güzel demiş şair.Sensizlik öyle ağır ki anlatamam…..

Aşk üzerine,sevda üzerine onca şiirler yazıldı,onca sözler söylendi ama hiç biri sana olan sevgimi anlatmaya yetmiyor.Hiç biri beni sana anlatmıyor.Aşk ı bana anlatamıyor…

Seni öyle çok sevdim ki sana bunu anlatamam…

“Ölümle yaşam arasında ki ince çizgide bırakma beni”

Ayrılık Bulur Beni Merak Etme

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Sonbahardı ve aslında gerçekten o gencin son baharıydı.
Solan güllerin sarılıgında bulurdu kendisini ve maviyi severdi.
Yalnızlık ile beraber yaşardı fakat yalnız oldugunu söylerdi.
Azrail bir gün yalnızlıgı öldürdügünde artık hep ilkbahardı.

Dertli bir yazarın her daim dertsiz kalemi,
Ayrılıga aşık ey şair, kavuşmaları sever misin?
Ya da hala sen herşeye dertlenir misin?
Yagmurun yagışına, güneşin doguşuna hatta suyun renksizligine,
Hayat kokan her karene, sen hala aglar mısın?

Daha nice acı sözlerim vardı ve bir gün o geldi yalnızlıgımı öldürdü. Artık ne sonbahar, son bahardı ne kışlarda yagan kar üşütüyordu. Hayata olan umutsuz bakışlarım yerini sararmış gülün yemyeşil dalına bırakmıştı. Umutla elime aldıgım o sararmış gülün kokusunu hissetmeye çalıştım işte aşk oradaydı ve o mis gibi kokusunu bana nazlı nazlı verdi. ( veriyor, verecek … )

İlkbahardı ve aslında o gencin ilk baharıydı,
Solan güllerin bile dallarında bulurdu kendisini ve maviyi çok severdi.
Yalnızlıgı gitmişti ama Yalnızlıgının Azrail’ini can kadar sevmişti,
Sonsuzluk şimdi maviyle güzel olmuştu.

Mutlu adamın her daim yüzünde ki tebessüm,
Vuslata dermansız vurgun garip kemancı
Kavuşmaya sevdalı, maviye aşık, mutluluga hasret ey gönül
Yagmurun yagışına, güneşin doguşuna hatta suyun rengine,
Hayat kokan her kareme, sen nasıl yakıştın öyle.

Zamanın yolculugunda olan insanlık degişen olgular yıgınıyla her daim karşı karşıya kalıyor. Aslında hayatta acının asıl dilim oldugunu ögrendim, artık acı olan bazı şeylerin acıtmadıgını biliyorum. Gerçek acılar yaşadım hatta belki agladım çok sosyallikten yoruldugumdan dolayı yalnız kaldım sonra herşey bitiyor. Ardından zamanı durdurmaya çalışmama ragmen bugünlere geldik. 2007 ‘ye alışamamışken 2009 ‘da oldugumu ögrendim biraz üzüldüm. Ardından o beyaz ata yakışacak kişiyi buldum ve tüm hayatta ki hatalarımı telafi edercesine sımsıkı sarıldım. Artık günlerin daha hızlı geçmesini, vuslatın derinlerinde dans etmeyi ve onu özlüyorum. Eşsiz bir hayatım büyük başarılara imza atmış birisi olmayı artık istemiyorum. ( ki başaramadım ) İstedigim beni seven yare yar, olduğum yeri diyar yapmak isterim. Yanında mutlu olacagğım sevdiğime merkezi mutluluk ya da olan bir aşkın solsa bile en sıkıntılı dönemlerde kokusunu isterim. Aslında ben artık hayattan sadece bekleneni isterim ve hayatım boyunca da sadece iyi bir eş iyi bir baba oldugumdan dolayı gurur duyarım.

Günler geçti, hazan bitti ve güller tekrar yeşerdi.
Şair dert ortagını kırdı, gözyaşlarını sildi.
Hayat mavi oldu ben ise masmavi,
Artık ne dert kaldı ne o gencin sonbaharı…

Seni tanıdım, beyaz atı gördüm ve biliyorum ki beyaz ata yakışan sadece sendin.
Aşk var dediler bir türlü göremedim meğer aşka da yakışan sadece sendin.
Aslında ezelden beri sen benim, bende senindim.

Bir Umudum Olsun Diye

Cuma, Ağustos 21st, 2009

Küçük balık yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında. Gümbür gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti, denizlerin üstünü. Neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. “Dudağı yanıklar” denir, şanslıdır onlar. Hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu. Küçük balık anladı yolun sonunun geldiğini. Koca denizlere sığmazdı yüreği, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüreği. İnsanlar gelip geçtiler önünden. Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. Yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu. İşte tam o sırada eğilip aldım onu, yürüdüm deniz kenarına. Bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret, sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı, sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak. Teşekkürü de ihmal etmemişti, birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu diye…

“BİR GÜN” dedim!!!
“BULURSAM KENDİMİ YEŞİL LEĞENDEKİ KÜÇÜK BALIK KADAR ÇARESİZ, SON ANA KADAR HEP BİR UMUDUM OLSUN DİYE…”

Sadakat ve İhanet

Cuma, Ağustos 21st, 2009

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş, Sadakatin adı ise bir serçeye.Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber Küçük sinekleri,kurtları yemişler,Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış,derelerden su içmişler.Masmavi gökyüzünde dans etmişler,Çiçek açan ağaçlara konup,papatya tarlalarında gezmişler…Birbirlerine söz vermiş kuşlar,Ayrılmayacağız diye.Ama kış gelmiş, Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,Serçe ise her zamanki gibi sadık ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.Ayrılık acı,ihanet kötüymüş serçe için Yaşamaksa önemli imiş göçmen için..O,baharların tatlı eğlencesiymiş sadece Gel demiş serçeye benle beraber…Başka bir bahara uçalım.Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı Ama kış acımasızdır.demiş göçmen,Yaşayamayız burda,aç kalır üşürüz Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş Uçacakmış yeni bir bahara…Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,Ama serçe zayıfmış,onun kanatları uzun uçuşlar için değil.Dayanamayacakmış bu yola Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş,Çünkü o hep kaçarmış kışlardan,Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara..Bir fırtına yaklaşıyormuş.Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan,yakalanmayacakmış..Ama serçe iyice zayıf kalmış,yavaşlamaya başlamış Göçmene duralım demiş artık.Biraz dinlenelim Göçmen itiraz etmiş,fırtına demiş,ölürüz.Serçe çok fırtına görmüş,kurtuluruz demiş.Ama göçmen yürü demiş serçeye birazdan okyanuslara varacağız..Serçe sevgisine uymuş ve peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin..Birazdan varmışlar okyanusa..Kurtuluşuymuş bu büyük deniz Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları.Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi,Serçe artık dayanamıyormuş,Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene;Artık gidemiyorum….
Göçmen serçeye bakmış, bakmış ve devam etmiş……..
Okyanus çok büyükmüş,serçe ise çok küçük Serçenin sevgisi de çok
büyükmüş ama göçmen çok küçük…
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT …
Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET…

Ateş İle Su

Cuma, Ağustos 21st, 2009

Ateş bir gün suyu görmüş…
yüce dağların ardında…
sevdalanmış onun deli dalgalarına
hırçınhırçın kayalara vuruşuna…

Yüreğindeki duruluğu demiş ki suya;
gel “Sevdalım ol” hayatıma anlam veren mucizem ol…
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
“Al ” demiş.. “Yüreğim” sana armağan…
Sarılmışlar ateşle su birbirlerine sıkıca..
Kopmamacasına…

Zamanla Su; buhar olmaya ateş kül olmaya başlamış…
Ya kendisi yok olacakmış ya Aşkı..!

Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su…
Ateş kızmış yakmış ormanları..
Aramış suyu diyarlar boyu…
Geceler boyu…

Gün gelmiş suya varmış yolu…
Bakmış o duru gözlerine suyun…
Biraz kırgın… Biraz hırçın…
Ve o an anlamış aşkın bazen gitmek olduğunu…
Ama gitmenin yitirmek olmadığını…
Ateş durmuş susmuş öylece…
Sönmüş aşkıyla….

İşte o zamandan beridir ki;
ateş sudan su ateşten kaçar olmuş…
Ateşin yüreğini sadece Su…
Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş.

Ölümsüz Aşk

Cuma, Ağustos 21st, 2009

Genç kız yine acılar içinde odasında yatıyordu. Henuz hayatının baharında ölümle yüz yüzeydi. Babası onu kurtarmak için gazetelere ilan vermiş, para teklif etmişti. Ama onun kalbinin teklemesi değil, kalbinin içindeki sızı ilgilendiriyordu. Sevdiği aklına geldi bir damla yaş daha döküldü gözlerinden. Ayrıldıklarından beri tam beş çile dolu yıl geçmişti. Aslında sevgilerinin arasına o kahrolası para girmişti. Hatırlıyorduda sevdiği ona birkeresinde:
- Ben zengin değilim belki ama seni seven bir kalbim var. Sana sadece onu verebilirim, demişti.

Zaten sevgiye muhtaç birisi başka ne isteyebilirdiki. Kendisini sevmesi yeterdi.O en çok Saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş koklamıştı saçlarını. Her dökülen saç yüreğine bir hançer olup saplanıyordu. Şimdi tek isteği sevdiğinin son anlarında yanında olmasıydı. Ne olurdu onu birkez daha görebilse, onu birkez daha koklayabilse.Bu düşünceler arasında uykuya daldı.

Babası heyecanlı bir şekilde kızının odasına girdi. ” Müjde kızım,kalp bulundu ” dediğinde kızının bir peri güzellliğinde, sevdiğinin özleminden ıslanmış yüzüne baktı ve çıktı odadan…

Genç kız, bir hafta sonra kendine geldiğinde sanki başka bir dünyadaydı. İçinde acaip bir his vardı. Sanki bu dünya ona çok farklı gelmişti. Aklına yine sevdiği geldi. Kalbi eskisinden daha hızlı atmaya başladı. Kalbi değişmişti ama sevdiğini eskisinden daha çok sever olmuştu.

Bir gece ansızın uyandı uykusundan kalbi çok hızlı atıyordu. Bu durum sürekli böyle devam etti.Doktora gitti, durumunu anlattı. doktor:
- Bir aya kalmaz geçer, demişti.
Ama aradan aylar geçmesine rağmen durum aynıydı.

Birgün bahçeye çıktı Çiçekleri seviyordu. Kırmızı güllerin yanına gitti. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. En çok kırmızı gülleri severdi. Çünkü sevdiği ona benzediğini söylerdi hep. Birden kapı çaldı. Kapıyı açtı kimse yoktu. Yere baktı bir mektup vardı ve onaydı. Mektubu açtı ve kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Bu onun kokusuydu. Koltuğuna zarzor oturabildi. Zarfın içinden mektubu titreyen ellerle çıkardı ve okumaya başladı :
” Sevdiğim, bugün sevdamızın altıncı yılı. Seni hep sevdim. Seninle ayrılmak zorunda kaldığımızdan beri, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını bildiğimden ne birini sevdim ne de evlendim. Her günüm çile ve azapla geçti. Hergün sana şiirler yazdım, hergün şiirlerimi okudum ve hergün ağladım. Tam beş yıl boyunca hergün yazdım, okudum, ağladım. Birgün önüme bir fırsat çıktı. Bu fırsatı reddedip kendime daha fazla haksızlık edemezdim. Belki seni unuturum diye senden çok uzaklara gittim. Ama şimdi seni daha çok özlüyorum. Her gece yanına geliyorum o masum yüzünü okşuyor yanaklarına öpücükler konduruyorum, sen uyanıyorsun benim geldiğimi anladığını sanıyorum ama sen o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Sevdiğim hep ben geldim senin yanına artık sen gel olurmu. Kırmızı güllerimize iyi bak. Ve artık unutma içinde seni senden daha çok seven bir kalbin var artık. Ona iyi bak olurmu. Kırmızı güllere ve kalbimize iyi bak. Seni yanıma gelene kadar bekleyeceğim sevdiğim Hoşçakal…”

Kalbimin Sahibi

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermişlerdi… Canını feda edecek birini arıyorlardı…Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.
Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu…Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı… Yinede engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi… Her gün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu…
“Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var” demişti delikanlı… Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu…Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki… Ama olmamıştı
işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı… İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi.. Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi…
Ayrılıklarından bu yana 5 bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti…Her günü zehir, her günü hüsran…Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış,kalbini kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı… Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı, bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi… En çokta saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş, koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu. Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama… Zaten artık ölüm umrunda değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki.. Tekrar o geldi aklına… Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık…
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu.. Ufakta olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu… Oysa sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi. Kendi sevgi dolu kalbinin kimseyle paylaşmayı düşünmemişti bile, ama acaba o paylaşmış mıydı ? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden ? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza… Ölmek istedi,
artık yaşamak istemiyordu bu dünyada.. Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti. Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler içinde derinliğe daldı…Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı.. Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı…
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. 1 hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti… Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu.. Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı…Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu… Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmış, ama ameliyat kolay değil, bir aydan geçer demişti doktor.
Aylar geçmişti ama hala aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlarla.. En çokta kan kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
Oda genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle…
Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti. Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı. Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı. Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta.. Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip oturdu yavaşça…Kağıdı açtı. Ve elleri titreyerek okumaya başladı.
“Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe 2 sevginin sığmayacağını bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim… Her günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin dahada artıyordu.. Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım… Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce ağladım… Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime, sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım… Ve bir gün her şeyi değiştirecek bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim…Ve değerlendirdim… Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye..Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık… Senden çok uzaklardayım belki, ama yinede seni görmek için uzaklardan gelebiliyorum. Hem de her gece…Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi bildiğimi sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi sevmemizin 6. senesi… Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarında sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak olur mu ? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona…Seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde… Unutma, kırmızı gülü de unutma olur mu ??…
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadarda Seveceğim…
SEVGİLİN !!!

Bir Çocuğun Meleği

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış. Bir gün Tanrı’ya sormuş: Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım? Tüm meleklerin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın. Pekiiiii… insanlar bana birşeyler söylediklerinde, dillerini bilmeden söylenenleri nasıl anlayacağım? Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel ve tatlı sözcükleri söyleyecek, sana konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek. Peki Tanrım, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım? Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek. Dünyada kotü adamlar olduğunu duydum, beni kim koruyacak? Meleğin seni kendi hayatı pahasına dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm. Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin yollarını sana öğretecek. O sırada Cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar: Tanrım eğer şimdi gitmek üzereysem lütfen çabuk söyle, benim meleğimin adı ne? Meleğinin adının önemi yok yavrum, sen onu ANNE diye çağıracaksın..

Belki !!!

Perşembe, Ağustos 20th, 2009

Belki, Tanrı yanlış insanlarla tanışmamızı istedi
doğru insanı tanımadan önce, böylece en sonunda
doğru insanla tanışdığımızda, bu hediyenin ne yüce olduğunu
anlamamız için.

Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur,
fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile.

Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığınız,tek bir kelime etmediğiniz, ve giderken bunun hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunu düşündüğünüz kişilerde saklıdır.

Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir, fakat elimize gelene kadar neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur.
Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir.

Sevgiye karşılık beklemeyin; Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.
Birine çarpılmak için bir an yeterlidir, birinden hoşlanmak bir saat, ve birini sevmek içinde bir gün yeterlidir, ama birini unutmak ise bir ömür sürer.
Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe aldanmayın; yok olur gidebilir. Sizi güldüren birini seçin çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey bir gülümsemedir.
Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var, ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz, ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz
olsun. Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur
En mutlu kişiler, herşeyin en iyisine sahip olanlardır

Pages: Prev 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Hikaye category.