Archive for the ‘Hikaye’ Category

Susuyorum Artık..

Cuma, Ekim 2nd, 2009

Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum…

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

Susuyorum artık… Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim…

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum…

Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini… Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken… Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı… İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor… Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…

Bilirim!

Cuma, Ekim 2nd, 2009

-gülümsemez her masal…
ve her zaman gül sunmaz namlusundan hayat-
kızıldır öfkenin rengi…
ölümün yarısıdır böyle yaşamak

ve sen…
rap rap vicdanımı çiğneyen

çek tetiği…
vur güneşi sol yanından…çürümüş dünyaya inat

bilirsin! …
-ölümü yenmek/tir…şiir –
sakın ağlama! …
güneş üşür…

Bir/az Aşk

Cuma, Ekim 2nd, 2009

Yüreğinin göz bebeklerinden vuruldu;
AŞK
Kör oldu
Kor oldu
Telafisi zor oldu.

Karabasan bir gecede yar’a yara oldu;
AŞK
Çok yandı/yaktı
Çok kanadı
Durdurması zor oldu.

En çok hüznün ellerinden tuttu;
AŞK
Çok ağlattı
Çok sızlattı
Gözde kurumaz oldu oldu yaş.

Şaire neler neler yazdırdı;
AŞK
Sözsüz bir sanat
Sessiz bir savaş
Bir hayat-ı lâl oldu.

Ey AŞK!

Canım sana/senle yandı.
Girdin yüreğime yüreğim darlarda.
Öne yürüsem uçurum gerimse bir d/ipsiz kuyum.
Ya şimdi git yüreğimden toplayıp pılını pırtını
Ya s/onsuz uykulara dal.

Ey yüzsüzüm
AŞK
Bir/az
Ama yine de biraz
Yaşamak imkansız ya senle
Yaşat beni / Yaşa benle / bir/az…

~Özlüyorum~

Cuma, Ekim 2nd, 2009

Özlüyorum seni.
Gücüm yetmiyor unutmaya
Özlüyorum
Elini tutmayi sesini duymayi
Boynuna sarilip omuzunda aglamayi
Nedensiz sevinçleri
Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi
Özlüyorum
Gücüm yetmiyor unutmaya
Seni aramazsam unuturum sanmistim
Girmez sanmistim hayalin beynime
Geceleri düslerimde
Gündüz baktigim heryerde seni
Özlüyorum..
Renkler gitmenle soldu
Kirmizi kirmiziligini unuttu
Mavi maviliginin farkinda degil
Beyaz yanliz sen giydiginde
güzelligini haykiriyormus
Özlüyorum
Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek
Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler
solmayacak
Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim
Sensiz seninle olmayi basaracagim
Sonun yaklastigini hissettigim gün
Beyaz, bembeyaz mendilimi sallayarak
Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek
Seninle sonsuzluga kavusacagim..

Canım Acıyor…Yüreğim Kanıyor !!!

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Başımı yastığa her koyduğumda düşünüyorum
“değer miydi ? “ diye…

Değer miydi çekilen bunca acıya ?

Değer miydi bir şiirin en can alıcı mısrasını çıkarıp ,
bütün yazılanları anlamsız kılmana ?

Saçma ve gereksiz bir soru benimki öyle değil mi?

Duyguya önem vermedin ki sen hiç bu uğurda yazılanlar umrunda olsun…
Ama ben yinede yazıyorum

“Her harfin umrumda olduğunu bil “
diye inatla yazıyorum
Kendim için ,

Her şeyin üstünde tuttuğum duygular için ,

Duygularım için ,

Duygusuzluğun için…

Bıkmadan usanmadan yazıyorum işte !

Seni içimde susturmuş olsam da kalemim susmayacak !

Yüreğimde can çekişiyor olsa da sevdan , cümlelerim ölmeyecek!

Bu mutluluğu yaşatmayacağım sana…

Biliyorum…

Cümlelerim ölürse sen yeniden doğarsın…

Ne
“ öl”
ne de
“ yeniden doğ “

Ölümle doğum arasında gidip gel işte…

Boşluk ol!

Hiçlik ol!

Anlamsızlık ol!

Çünkü ;

Bundan fazlası fazladır sana…

Kalbim kalbine emanet yar…ben ruhuna talibim..

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

“İki varlık iki yürek atar dururmuş uzaklarda…

….ve bu varlıkların kalpleri kanarmış her gece”

Suskunluğun aşkından daha çok deliye çeviriyor bilesin… sessizliğinin yanında sensizliğine de mahkum etme beni sevgili ne olur…

Özlemin bazen isyana yöneltse de kalbimi ve dilimi yine de orda her nerdeysen.. işte orda.. beni de beraberinde götürdüğünü biliyorum. Her an aklında olmasam da sevdam girdi ya bir kez yüreğine arada hatırlasan da olur beni.. sitemim yok sana yüce gönüllü sevgili… sitemim yok sana…

Bir yaprak misali salınsa da bedenin ardım sıra bil ki asla izin vermem yere düşmene.. avuçlarımda saklarım sana ait olan herşeyi sakladığım gibi.. Keşke büyütebilseydin çocuk cesaretini ve keşke artık maziden toplamak zorunda hissetmeseydin bölünmüş kimliğini..Çok ihtiyacım var buralarda sana.. varlığına.. sıcaklığına.. sesine.. bırak mazi adına yakışır şekilde kalsın geçmişte. sen maziyi bende yaşadığın milyon yıllık aşkla an.. gerisini bırak yüreklerimiz yaşasın. özlüyorum seni her zaman ki gibi.

Hani şu anda çıkıp gelsen kollarına sarsan beni.. sıcacık.. sımsıcacık duygularla minik bir buse kondursan dudaklarıma.. İçsem hasreti dudaklarından kana kana..

İmkansızlığın takılsa da dikenlerine hayatımın seni sevmek ne güzel sevgili.. çok güzel..inanılmaz güzel. Tarifsiz..seviyorum seni..

İçimde sakladığım kimsesiz aşkın sahibisin sen.. hep senmişsin beklediğim.. sana saklıyormuşum yüreğimdeki kırık yetim duyguları.. Aşksın bende.. hüzünsün.. göremediğim dokunamadığım can yarım..söylenmemiş nice sevda sözümsün.. içimdeki yaralara belki de tek çözümsün..

Bir ateş düştü yüreğime.. tam şuraya sevgili.. hani sol yanımda göğsümün hemen altındaki yer var ya.. alev alev şu anda.. acaba diyorum.. hani tek isteğim bu ama.. acaba ben mi düştüm aklına.. uzanıp da.. yüreğimi mi tuttun ellerinle.. belki de kuruntu.. çok istiyorum ya öyle olmasını.. öyledir diye umut ediyorum işte.. kınama beni.. çok bekledim çünkü.. sitem olmalı mı aşkın içinde sevgili… sitem etsem üzer miyim seni.. Onca zaman beklemişim seni.. sitem etmeden.. edemeden.. hem sen sevmesen de severim ki ben seni.. beni seviyorsun diye sevmiyorum ya.. sen olduğun için.. o yüreği ruhu taşıdığın için.. herşeyinle.. seviyorum..

Bu bizim masalımız değil mi sevgili.. sonunda asla düşmeyecek olan üç elma var gerçi ama.. sonsuz bir masal olsun bizimkisi.. varsın olmasın sonu.. Hani.. BİLSELER… KISKANIRDI ya cümle alem.. bizi.. sevgimizi.. ama.. varsın kimseler bilmesin yüzyılın en güzel aşk masalını.. biz biliyoruz ya.. sevgimiz var ya.. ne güzel.. sen ne güzelsin..

Sessiz sevmelere mahkum ettin bu yüreği sevgili.. senden gelen her güzel şeyle birlikte buna da eyvallah..

Kalbim kalbine emanet yar…ben ruhuna talibim..

Gel Bak Eserİne…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Gel Bak Eserİne…

Bir yürekte Can olabilir misiniz?
O yüreğe Can katabilir misiniz?
Bir CAN’IMMMM kelimesine O yürekte bin anlam katabilir misiniz?
Gözlerde ışıltılar, pırıltılar görebilir misiniz?

Çalınmış zamanları renk renk yasayabilir misiniz?
Ellerin, gözlerdeki ışıltıların o yüreğin sıcaklığını
Birebir yansıttığını algılayabilir/algılatabilir misiniz?
Ya, yüzlerce, binlerce renklerin dışında, renkler bilir misiniz?
Can sesini duyduğunuzda; yüreğinizde ürperti ve titreşimlerin getirdiği telaşın
midenize vuruşunu bilir misiniz?
İmge’lerin tadını bilir misiniz?

Ya kelimelerin, mimiklerin, ifadelerin Yetersiz kaldığını bilir misiniz?
Dizlerinizin, omzunuzun, göğsünüzün,
Can ateşini arayışını bilir misiniz? Avuçlarınızın,
Can çiçeğinin ellerini,
Saçlarını, yüzünü özümleyişini bilir misiniz?
Saçlarına, gözlerine, burnuna, dudaklarına ve tenine dokunuşun hazzını
bilebilir misiniz?
Kalabalıklarda sessizlik şarkıları söylemeyi bilir misiniz?
Ya ellerin dansını bilebilir misiniz?
Sıkıca sarmanın, yüreğe katmanın tadının haz’a dönüşümünü,
Onun dizlerinde, omuzlarında, sonsuza kadar kalmayı
Hatta; yok olmayı isteyebilir misiniz?

Yani; dostluğu+yüreği+ruhu+mantığı ve bedeni tek tek sırayla yaşamayı,
Yudum yudum yüreğe katmayı bilebilir misiniz?
Kim bilebilir !
Kim bilebilir ki?
Kim yaşamış ve yaşatmıştır, kim algılatmış
ve algılamıştır ki,
kimin gözleri acımıştır, kimin yüreği kanamıştır,
kim deli yürek olmuştur,
kimin yüreğine yağmurlar yağmış/yağdırılmıştır
Ve kim bu “misiniz” lere ve “kim” leri
birebir yaşamsalına katmıştır ki?

İşte bütün bunları sadece ama sadece ?
CANA CAN KATANLAR bilir,
Anlatılanları anlamayanlar değil….

Sana Sorular Biriktirdim…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Sana heybem de bir sürü sorular biriktiriyorum.
Nerede yüreğinin mumlarını söndürüyorsun?
Hangi şehir sana yetiyor, bensiz?
Hangi gülüşlere sunuyorsun benden (ç)aldıklarını?
Hangi ten saklıyor, teninde ki kayıp medeniyetimi?
Hangi satır başında geçiyor adım, alaycı da olsa?

Yoksa sende mi bu soruların cevabını ben de aramaktasın?
Ben mi nasılım?
Ben ki; tuzaklı mayınlarına basıp, parçalandım.
Yüzüstü yatıyorum toprağı kan kokan, ovalarında.
Mahremiyetini açtığın kucaklarda intihar oluyorum, senden habersiz…

Seni büyütmek korktuğum satırlarımda kendim büyümüşüm meğer…

Bu masalın sonunda gökten bir elma gibi adın düşüp, adımla mı birleşecek?

Şehrin morglarında bir Efsun yatıyor şimdi, yarı diri.
Gözleri açık, yüreği dilsiz. Ölmedi, ölemiyor. Ama yaşamıyor da!

Varlığından özür diliyorum, hala yokluğunda can çekiştiğim için…

Say ki;

Parmaklıklarımız zehirli tellerle örülmüştü…

Sana sarıl(a)madım…Beni sar(a)madın…

Ben hüzünlerime geri dönüyorum…

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

Sevgi deseler sadece bir iç çekebilirim,
sonra gülüp geçerim gibi geliyor.

Aşkı sorsalar, aynı dili mi konuşuyoruz diye anlamsızca bakabilirim gözlerine…
Anlatın derim durmayın, bırakın tüm şiirleri, şarkıları, masalları…
Dokunabilir miyim aşka, dokunabilir miyim ellerimle diye sorarım,
geçer mi üşümesi yüreğimin, geçer mi üşümesi içimin…

Aşk dediğiniz şey gelince ansızın, anlar mı beni aşkla gelen,
beni ben olduğum için mi, kendi var ettiği için mi ister…
Varolanlara, benden kalanlara hoş geldin mi der, yoksa bir iki zaman sonra
herkes gibi o da mı çekip gider?

Bakışlarım dondu sanki, yüreğim donunca…
Nasıl da manasız bakıyorum etrafa.
Görmesin istiyorum hiç kimse gözlerimi, görmesin hiç kimse hüzün tanelerimi…
Susuyorum artık derin derin.
Nasıl da konuşmak istiyorum oysa.
Saatlerce susmadan konuşmak istiyorum.
Tüm biriktirdiklerimi en başından başlayıp sonuna kadar anlatmak istiyorum.
Anlatmak yetmez biliyorum, anlaşılmak da istiyorum…

Bir el istiyorum başımda…

Saçlarıma dokunsun istiyorum,
tüm bedenimden söküp alsın yalnızlığımı tılsımıyla…
Bir el istiyorum dokunsun saçlarıma yumuşacık
ve alsın tüm donuklukları usulca.

Bir göz istiyorum gözlerimde…

Anlamsız bakan gözlerimin içini görsün,
hala arkalarda kalmış ışık huzmelerinin içine dalsın, çıkarsın tüm umutlarımı
eski sandığın içinden, açsın da ışığı ile umut olsun yollarıma,
yolum olsun yordamım olsun istiyorum…

Bir omuz istiyorum…

Başımı yaslayıp uzun uzun ağlayabileceğim.
Yıllardır biriktirdiğim hüzün tanelerini tek tek dökebileceğim bir omuz…
Ona yaslanınca her şeyi unutmak istiyorum, sıcacık olmak…
İçimi huzur kaplasın, hiç konuşmadan saatlerde orada kalmak ,
hiç konuşmadan anlaşılabilmek istiyorum…

Biliyorum ne de çok şey istiyorum…

Bunların sadece puslu bir hayal olduğunu da biliyorum.
Seni bende var edişimi, aslında sadece bende olduğunu,
aslında sadece bir hayal olduğunu çok iyi biliyorum.
Ama yine de seni çok özlüyorum,
yine de çok üşüyorum ve yine de seni istiyorum…

Ben hüzünlerime geri dönüyorum…

Sayende…!

Çarşamba, Eylül 30th, 2009

“Giderken yanina aldigin “sessiz” cümlelerini hangi biçakla biledin ?(!)
Hangi kör biçakla biledin dilini de tek bi söz edemedin?
Kilitler mi vurdun yoksa diline ?
Ne diye “sessizce” gittin ?
Sen beni giderken öldürmedin
Geberttin !”

Ve ben artık kanıyorum!
Sana!!!
Söylenenlere! Yaşananlara!
Konuşanlara! Konuşulanlara! Yalanlara!
Oyunlara kanıyorum!

Şimdi ben de oynuyorum !
Sahte gülüşlere sahte mutluluklara sahte insanlara,insancıklara
Sahte bakışlara bende oynuyorum !

Nasıl oynanır bilmiyorum ama her oynayan kazanıyorsa bende denemeye
Ellerim kollarım bağlı mecbur kalıyorum.

Şimdi ben ölüyorum!
Biraz sana biraz bana biraz da bu aşka ölüyorum.!!

Dedim ya ben sayende….
GeBeRiYoRuM…

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)
Zaman Makinesi

You are currently browsing the archives for the Hikaye category.