Zaten Inecektim
Cuma, Eylül 4th, 2009Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düştü. Mahallenin çocukları etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Hoca “Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var?” dedi. “Ben zaten inecektim.”
| Chat Sayfaları Chat Sayfası Sohbet Muhabbet Kanalları |
| www.Chatsayfalari.org Hoşgeldiniz |
Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düştü. Mahallenin çocukları etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Hoca “Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var?” dedi. “Ben zaten inecektim.”
Bütünleme sınavına girmişti Hakan.Akşam evde babası sınavının nasıl geçtiğini sordu :
-Sorulara cevap verebildin mi, oğlum?
-Evet babacığım… Ne sordularsa tümüne tek tek cevap verdim.
-Peki, ne cevaplar verdin bakalım?
-Bilmiyorum, dedim babacığım!…
Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş.Profesö r kaşlarını çatarak: -Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz! ”
Öğrenci:
-O zaman ben uçuyorum… der.
Ayrılık, yarımların acısını bırakır ömrümüzün herhangi bir vaktine. .Yaşanılan acı sadece bir sözcüğün sıradanlığına sığdırılmıştır. Oysa o, soluk alıp verilen her dakikada saklıdır. Gecenin karanlığı ile gelen sızı, göçmen kuşların kanadına takılan sevinç, kuzeyden esen rüzgarın kokusu, sonsuz dokunuştur ayrılık. . .
Giden biraz yaşanmışlık biraz da yaşanacak şeyler götürmüştür. Biraz kendi ömründen biraz da onun ömründendir götürdüğü. Oysa gözlerdeki ıssızlıkta bulunmuştur aranılan. Hiç bir bencillik kıyılarına uğramadan yanaşılan bir limandır yaşanılan. Onca kalabalığın içinde çırılçıplak bulunulan yalnızlıktır paylaştıkları. Uzun zamanlardan topladıklarıdır birbirlerine sundukları. Giden götürmüştür bir ömür biriktirdiği acıları da. . .
Bir kuş kanadının çırpınışı kadar kısadır. Her şey bir anda bitiverir. Bulunduğu gibi, yüreğe kabul edildiği gibi, anlaşıldığı gibi değildir bu. Zamanın hızı daha acımasızca işler terk edişin durağında. Başlarken duyulan kaygıların dizildiği, kuşkuların yer edindiği kadar uzun değildir ömrü. İki kirpiğin buluşma anından daha hızlıdır bazen ayrılık. O ilmek ilmek işlenen, günlerce diller dökülen ve bin türlü acının içinden süzülerek getirilen sözcüklerin sihrinden yoksundur. . .
Çünkü hiçbir yıkımın hassaslığa ihtiyacı yoktur. Onda ayrıntı da yoktur. O sadece yıkar giderken… ve yıkım zaman ile bir bağ kurmaz. Çünkü zamanın yeri yoktur gidenin bıraktığı yerde. Giden zamanı da almıştır yanında, gelecek geçmişin gölgesindedir artık. . .
Mısralara sığmaz olur acının derinliği. Uçurumlar ile kıyaslanır yalnızlık. Uçurum kenarında gezer güzel ve acı anılar. Her seferinde kalandır bu uçuruma devrilen.Ve hep kalandır anıların cenderesinde boğulan. Fırtınalarda kaybolan, girdaplara takılan. Bilir ki kurtulduğu her fırtınadan, çıktığı her kuytuluktan yokluğu duyacaktır. Bundandır ki hep kalan, ayrılığın nedenlerini düşünür uzun uzun. Bir kuyunun derinliklerinde bulacağı ışığın onu getireceğini sanarcasına. . .
Çaresiz kalınca, sanık sandalyesini kurar. Bir kendini oturtur bir de gideni. Ama bulamaz suçu tespit eden bir delil. Hep pişmanlıktır gelip dilinin ucuna dolanan. Ve güzele dair anlara kızmaya başlar. Güzel anlardan pişmanlıklar gelip oturur içine. İşte o zaman gerçekten bitmiştir aşk. Yaşadığın güzellikten duyulan pişmanlık bitirir her şeyi. Oysa kızılan ayrılıktır. Ayrılanın acımasızlığıdır. Belki de tanınamayandır kızılan. Giden hep bir kapı aralamıştır kendine. Bir perde çekemez yaşadıklarına ama daha bir güvenle bakar hayatına. . .
Oysa hep bir kırık ayna taşır yanında ve her düşündüğünde aşkı o aynadan bakar kendine. Belki de kalandan beklediği itaattir, kabulleniştir, sesindeki çaresizliği hissediştir. Bilmez ki ne büyük bir yalnızlıktır içine düştüğü. Çünkü her veda kötü bir alışkanlık bırakır insanın hayatına. Veda ettiğin gibi edilen olmanın da korkusunu salar yüreğine. O, acımasızlığın nasıl olduğunu bilir. Bunun içindir ki, aşkı bir önceki gibi yaşayamaz. Çünkü aşkta acıma olmadığı gibi acımasızlığa da yer yoktur. Bu nedenle her yeni aşka bu korkunun gölgesinde başlar giden. Artık giden değil kalan olmanın korkusu taşıyandır. .
Her ayrılık, bir filmin sahnelerini bir romanın sayfalarını andırır. Bu yara bir daha asla kapanmaz ve hiçbir ilaç iyileştirmez sanılır. Artık ne kuşların kanatlarına takılan sevinci duyumsar, ne bir çocuğun tebessümünü fark eder ne de ağlamak onu teselli eder. O sadece, yalnızlığının girdabında nasıl boğulduğunu düşünür. Her ayrılık, bitmişliğin veya zor ile kazanılanın kolay kaybedilmesinin kabullenilmemesidir; kendisine sorulmadan alınan bu kararın incittiği onur, sevgi sözlerinin ardında gizlenmiş olan terk edişin bir anda bilinmesidir ayrılık acısı. . .
Her veda çıktığı kapıyı açık bırakır. Arkasından kapatmaz, kapatamaz. Çünkü o arkasına bakmadan gidendir. Arkaya bakmanın, bıraktığı yıkıntıyı görmenin anılarında silinmeyen bir acının resmini çizeceğini bilir. Bu nedenle hiçbir veda arkasına bakmaz ve bu nedenledir ki, çıktığı kapıyı kapatmaz. Oysa. . ; Her veda şunu hep unutur. . ; Her aşk bir veda kapısından girer. . .
Sevdanın Son gidişinde Sevdim ben seni..’Seviorum’ cümLesinin öznesi sanmıştım kendimi,asLında gizLi öznenin ayrıLık oLduğunu unutarak.
son birkaç adımda yeminLer bağLadım sessiz vurgunLara..ağır geLdi varLığında yokLuğuna tutsakLık..bu kadar çok bağLıLık fazLa geLdi senin ruhuna..
ve zamanın ağır aksak sekmeLerinde daha çok Sevdim seni..tüm cümLeLerin öznesine seni yerLeştirdim açık açık,ne giz kaLdı ne örtüLü başka bişey..
ve yükLemi de veda oLdu bu sevdanın,öznesine özenerek..
hoşçakaL..
…
hoşçakaLın sevdiğim anLamLı anLamsız tüm sözLer..
hoşçakaL varLığıma anLam kazandıran düşLer..
hoşkaLın ayrıLığın kanatLarındaki öznesi beLirsiz esaret SerzenişLer..
hoşçakaL kendimi içinde boğduğum küçük Sevdam..
..
ve ‘hoşca’ kaL adımLadığı toprakLara karış karış aşkımı serdiğim adam..
Aşk sırtımdan yırttı gömleğimi. Kitabelere mürekkep düşüp tozlu raflara kaldırıldı. Şimdi elimi değsem nefesi tıkanır küflü kokusunda. Aczi yürek burkar sefil oluşunda. Var oluşu bir kibrit alevi, üfledim kokusu iç’ime değdi…
Söylesene sevgili! Kaç kişilik yaşanır esrar-ı aşk dedikleri. Kaç gönüle peşkeş çekilir kalbin dili kesik cümlesi. Okudun ve öğrendin sevmeyi. Yaşadın ve unuttun aşkı aşk yapan imlası bozuk cümlemi. Geriye dönme artık! Uğultulu gelir yüzüne defnettiğim sevdamın sesi.
Yüzü düzgün, eli nasırlı bir eşgal bıraktım ardımda. En çok içine konuştum, sen yine duymadın. Oysa hayat duymadıklarımızdan ibaretti, bilmediklerimizden. Cevabı bilinmeyen sorularda ağladı en çok, sureti ay şavk’ı taze kızlar. Bendeki sana ağladılar…Kına boşluğu bıraktığım ellerime, yüzünü yaktılar. Kor olmak isterken seninle, feryadı sesli bir ağıt kaldım teninde.
Susuz kalmakla eş anlamlıydı suya kanmak. İhtiyacım kadar dönüyorum yüzümü acıya. Bu kadarı fazla! Gece harflerimi çalan bir eşkıya. Haraca bağlı cümlelerim. Virgülüm kayıp, öznem yaralı, hikayemde ağır bir kan kaybı…
Düşündüm ve bir düş gördüm. Harflerle dolu bir odada, ölüm rahlesine oturtulmuştu aşk. Sınanıyordu bildim dediklerinden. Duasına erdi rüya. Vakit geçsin, bilmediği ilmin cezasından kırbaç yemesin diliyordu.Ne fayda! Yine bilmiyordu adındaki manayı. Aslından uzlet ediyor, falakaya yatırılan oluyordu anlamı..
Aynı ruhtan varolduğumuzu bilmiyordu ona buğzedenler . O yandıkça ,ben kanıyordum. Taşlandıkça namusu, seheri bilmeyen gün oluyordum. Aynı anda kemiriyorlardı şehrin aç martıları bedenimizi. Ağızlarındaki kekremsi tada aldırmadan, sofra kuruyorlardı kifayetsiz.
Kara feraceler giymiş bir gecede bende ardımda bıraktım Aşk’ı. Lâl olmayı beceremeyişi ayırdı yollarımızı. sükutla anlattığım hercai hikayeme yakışmadı yoldaşlığı. Kem gözlü insan bedenlerine anlattı esrar-ı derunumuzu. Oysa sır kendinden bile gizlenen değil miydi?
Cefa çekmeye niyet etmektir Aşk’sız çıkılan yol. Merhemin yarayı sızlatması, yara bu sızıdan haz aldığı içindir. Tahrik ettiğin gönlümü sana sundum ey soluksuz acı! Ayyuka çıktı dürttüğün delik yanlarım. Düşeradım çıkılan yolculukta durakladım ve kervanlara kaptırdım ganimetimi. Gizle beni! Saklandığım kuytularda, bedelini hiç etme canı acıyan ismimin…
Ben görünmem kimselere.Şehrin en yaşlısının döktüğü nazar kurşunlarının altına gizlenirim.Sözün sonunda, cüssemi silik gösteren bir aynanın esrarında,yüzümü erken vuran bahara dönerim. Gözlerine mil çekerim aşk’ın beni görmesin diye….
** Ancak bir Türk aracin sinyal lambalari dururken kolunu çikararak “dönüyorum” hareketi yapabilir.
** Yemegin etini en sona birakan kisi tabi ki Türk’tür.
** Dingildeyen bir masanin ayagina kagit sikistirma fikri bir Türk’ündür.
** Dislerinin arasindan “viij viij” diye ses çikaran birini görürseniz selam verebilirsiniz çünkü o kesinlikle Türk’tür.
** Tv’de film seyrederken filmin oyunculariyla muhatap olan (dur oraya gitme öldürecekler seni) Türk sinema severlerdir.
** Ancak bir Türk kulagini kalem ya da örgü sisiyle karistirabilir.
** Arabasina öküz, köpek, horoz sesli korna taktirma fikrinin patenti bir Türk’e aittir.
** Gazete kagidini en iyi sekilde kullanan Türk’tür (Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi)
** Plastik yogurt kabini saksi yapan elbette ki Türk’tür.
** Arabasinin arkasina yazi yazan bir Türk degil de nedir? (Rahmetli de sollardi, tek rakibim THY, kroyum ama para bende)
** Uçakta bulunan tanidiklarina uçak havalandiktan sonra görmeyecegini bildigi halde el sallayan birini görürseniz hemen boynuna sarilin çünkü o Türk’tür.
** Çignedigi sakizi daha sonra çignemek üzere kafasindaki tülbente yapistiran bir Türk kadinindan baskasi degildir.
** Isinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat eden bir Türk’ten baskasi olamaz. (serefsizin oglu ne is yapmis be kardesim, helal olsun)
Vakti zamanında, (ayyaşların piri sayılan Yorgancı Ahmet Efendi’nin oğlu Bekri Mustafa, 4. Murat zamanında yaşadı) Ayasofya Camii’nden cenaze kalkacaktır. Ancak imam ortada gözükmemektedir.. Cemaat dağılmaya başlamıştır.. Fıkra bu ya, cenaze sahipleri ‘Kim kıldıracak bu cenaze namazını, ne yapsak ne etsek?..’ diye kara kara düşünürlerken, köşede Bekri Mustafa’yı görürler. ‘Aman erenler, ocağına düştük gel şu cenaze namazını kıldır..’ derler. Bekri Mustafa da cenaze namazını kıldırır. Namaz bittikten sonra da tabuta doğru eğilir, mevtanın kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat meraklanır, koşturur Bekri Mustafa’nın yanına. ‘Yahu erenler, merakımızı celbetti, ne fısıldadın merhumun kulağına?’ Bekri Mustafa cevap verir: “Dedim ki, öbür tarafa gittiğinde, sualde Münker – Nekir dünyanın ahvalini sorarsa ‘Bekri Mustafa Ayasofya’da imam oldu’ de. Onlar dünyanın ne hale geldiğini anlar.”
Uyku Apnesi Nedir ?
Obstrüktif Uyku Apnesi sendromu uyku boyunca üst solunum yolunun tekrarlayıcı tıkanmaları ile karakterizedir. Buna genellikle kan oksijen düzeyindeki düşmeler eşlik edebilir.
Diğer bir ifade ile hava yolu çeşitli seviyelerde tıkanır. Tıkayan faktörler üst solunum yolunu çevreleyen dokulardaki şişkinlikler, büyük bademcikler, büyük dil, ve uykuda gevşeyen üst solunum yolu kaslarıdır.
Diğer bir tıkanma noktası burun olabilir. Çenenin küçük olması ve üst solunum yolunun yapısı da tıkanma yapabilir.
Ayrıca tıkanma olmaksızın solunum tembelliğine bağlı santral apne de vardır.
Tıbben ciddi kabul edilen tıkanmaya bağlı uyku nefessizliğinin (tıbbi: obstrüktif uyku apnesi ) toplum içindeki yaygınlığı yüksektir. Kadınların en az %2′inde ve erkeklerin %4′ünde görülmektedir. Bu rakamlar hastalığın en az astım ve şeker hastalığı kadar yaygın olduğunu göstermektedir.
Her nekadar erişkinlerde , erkeklerde , horlayanlarda, menopoza girmiş bayanlarda, yaşlılarda, ve kilolularda daha sık görülmekte ise de obstrüktif uyku apnesi çocuklarda,genç bayanlarda ve zayıf insanlarda da tesbit edilmektedir.
Uyku apnesi orta yaşdaki kilolu erkeklerin hastalığıdır şeklindeki izlenim yanlıştır. Ayrıca hastaların 1/4′ü şişman değildir. Hakikat şişman erkeklerin çoğu ve kilolu bayanların çok büyük bir kısmında apne yoktur.
Belirtiler
Gün içinde aşırı uyku hali
Uykuda kişinin farkında olmadan saatte 5 defadan daha fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması.
Uyku Apnesinin Sonuçları
Gürültülü horlama
Sabah baş ağrısı
Yüksek tansiyon
Aşırı ve hızlı kilo alma
Sabah ağız kuruluğu
Depresyon
Konsantrasyon güçlüğü
Uykuda aşırı terleme
Mide yanması
Uykusuzluk
Sık idrara çıkma
Huzursuz uyku
Bu Durum Ne Kadar Ciddidir ?
Acil tedavi gerektiren hayati bir hastalıktır.
Bu hastalık zamanında tedavi edilemezse kalp krizi, felç, impotans, düzensiz kalp atışlarına yol açar.
Ayrıca kazalara, iş verimsizliğine ve sosyal problemlere neden olabilen gün içi aşırı uyku haline sebeb olur. Belirtiler hafif, orta veya ağır düzeyde olabilir
Doktor Uyku Apnesini Nasıl Teşhis Eder ?
Polisomnografi denen Tüm Gece Uyku Tetkiki yapılır.
Bu tetkikle beyin dalgaları kas gerilimi , göz hareketleri, solunum , kan oksijen düzeyi ve horlama kaydedilir
Tedavi
Uyku Apnesi genellikle CPAP cihazı ile tedavi edilir. CPAP bir maske vasıtasıyla buruna hava vererek üst solunum yolunun uyku boyunca açık kalmasını sağlar.Daha ağır vakalarda Bİ-PAP cihazı kullanılır.
Bazı insanlarda uyku apnesine sebep olan küçük çene, geniz darlıkları, büyük bademcikler, iri dil, burun kemiği eğrilikleridir ve çeşitli cerrahi tedavilerle düzeltilebilirler.
Uyku apnesi için başka cerrahi tedaviler de vardır. Tedavi seçenekleri arasında karar verirken Tüm Gece Uyku Tetkiki sonuçlarının tecrübeli bir uzman tarafından yorumlanmasının büyük önemi vardır.
Anlatılmaz yapılanlar
Alınanlar verilenler
Bu gönülden çekip gidenler
Unutmuş gibiler
Anlatılmaz yapılanlar
Alınanlar verilenler
Bu gönülden çekip gidenler
Unutmuş gibiler
Ben anlatamam olanları
Söyledin gittin yalanları
Tutulsun dilin söylediklerin
Bırakmıyor yalnızlık beni
Cumadan pazara kaç gün var arada
Derdinden içiyorum gün ortası daha
Yalan söylüyorsun kimler var arada
Cumadan pazara kaç gün var arada
Derdinden içiyorum gücüm yok sabaha
İçimden geçenler söylenmiyor ama
Bu aşk bitmeyecek bela mısın dünya
Anlatılmaz yapılanlar
Alınanlar verilenler
Bu gönülden çekip gidenler
Unutmuş gibiler
Anlatılmaz yapılanlar
Alınanlar verilenler
Bu gönülden çekip gidenler
Unutmuş gibiler
Ben anlatamam olanları
Söyledin gittin yalanları
Tutulsun dilin söylediklerin
Bırakmıyor yalnızlık beni
Cumadan pazara kaç gün var arada
Derdinden içiyorum gün ortası daha
Yalan söylüyorsun kimler var arada
Cumadan pazara kaç gün var arada
Derdinden içiyorum gücüm yok sabaha
İçimden geçenler söylenmiyor ama
Bu aşk bitmeyecek bela mısın dünya