Archive for Eylül, 2009

Kara Bulutlar

Pazartesi, Eylül 7th, 2009

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde bulutların yeryüzündeki suların buharlaşmasından oluştuğunu uzun uzun anlattıktan sonra ön sıralarda oturan öğrencilerden birine şu soruyu sordu :
-Söyle bakalım oğlum, kara bulutlar neden olur?
Çocuk düşündü , yutkundu, birşey diyemedi.Onun yanında oturan küçük kız çocuğu parmak kaldırarak şu cevabı verdi :
-Kirli sulardan olur öğretmenim!..

Asit

Pazartesi, Eylül 7th, 2009

Kimya dersinde öğretmen, elindeki metal parayı gösterdi:

-Şimdi bu beşyüzlüğü asite batırıyorum. Ne dersiniz eriyecek mi?

Nuri parmak kaldırıp cevapladı:

-Erimez, öğretmenim:

-Evet erimez, neden erimez?

-Eriyecek olsa asite atmazdınız da ondan…

İtirazım var

Pazartesi, Eylül 7th, 2009

- bu evren, bu kuslar, bu bocekler cicekler, hepsi yuce rabbimizin
bizlere birer armaganidir..kendi vucudunuza bir bakin.. bu mukemmeliyeti baska kim yapabilirdi ki? mesela gozlerimiz.. yuzumuzde yani ona en uygun yerde.. gozlerimiz diz kapaklarimizda olsaydi ne kadar cirkin olurdu degil mi?
- itirazim var….
- soyle cocugum!
- eger gozlerimiz diz kapaklarimizda olsaydi degişen hicbirsey
olmazdi, cunku herkesin gozleri diz kapaklarinda olurdu, o zaman da siz
”cocuklarim, gozlerimiz yuzumuzde olsaydi ne kadar cirkin olurdu”
derdiniz, ben de itirazım vaaaaaaaaar derdim..

Hangi okul?

Pazartesi, Eylül 7th, 2009

Ahmet okuldan eve cok mutlu bir halde gelir. Annesi bu mutlulugunun belli bir nedeni olup olmadigini ögrenmek ister ve;

- Okulda neler yaptiniz anlat bakalim, acaip neseli görünüyorsun…

- Patlayici madde imal ettik.

- Peki yarin ne yapacaksiniz okulda?

- Hangi okulda?..

Yalnızlık Bendim..

Pazar, Eylül 6th, 2009

Gidişinin ardından karalar bağlayıp umutlarımı bir kibrit alevinde yaktığımı hatırlıyorum..Gecenin siyahına inat aydınlatıyordu kızıl alevlerim kararmış ruhumu..

Saatlerin yerine mıhlandığı anlarım oldu..Ayın yerinde asılı kaldığı, sessiz, ürkütücü karanlıklarım..

Korkum, korkusuzluğumdu..Gidişinle beraber ateşlere attığım hislerimden eser yoktu..Ne heyecan duyabiliyordum ne de sevinç..Hüzün neydi benim için, hatırlamıyorum..

Ruhsuz, bitkin bir haldeyim..Kendime gelme gibi ne hevesim var ne de gücüm..

Senden sonra diye adlandırdığım günlerimde yalnızlığımın aşkımdan daha güçlü olduğunu hissettiğim anlarım oldu..Bazen kızdım kendime, bazen güldüm..Ne de olsa o gücün emrindeydim artık..

Yalnızlık metresim olmaktan çıkıp uğruna çıldırdığım tek uğraşım olmuştu..Öyle ki kendimce mutlu olduğumu hissettiğim anlarda bile omzumda hissediyordum parmak uçlarını..Benimle soluyor, benimle yürüyor, benimle yaşıyordu adeta..Sadıktı ama birazda kıskanç..

Ne zaman içimde birşeylerin eridiğini hissetsem dikiliyordu karşıma..Gecelerim daha soğuk, daha karanlık oluyordu anında..

Uzun zaman böyle devam etti..Yalancı aşkların başrolünü oynadım kusursuz bir biçimde..Hiçbiri farkında değildi omzumdaki elin..Seviştikleri beden benimki değildi..Ve hiçbiri hissedemedi gecedeki ayazı benim kadar..

Daha kolaydı nasıl olsa.Altı üstü iki kelime..Seni seviyorum..Ne tuhaf..Bir kez söyleyemedim yalnızlığıma bunu..Beklemişmiydi acaba..Hiç düşünmedim..

Kimisi sarışın olarak çıktı karşıma, kimisi esmer..Kimi derbeder..Kimi mutsuzluğum girdabında kayıp..

Suya yazı yazmak gibiydi onlarda iz bırakmak..Aşk için uğramadı hiçbiri..Harap bitap halde sığınırlardı..Usul usul yaralarını sarardılar sonra..Geldikleri gibi gittiler..Geride bir iki satır bırakıp uzandılar yarınlarına..

Aşk benden ibarettir bu mısralarda..Ben yalnızlığı sevdim..Yalnızlık bendim…

Sözü Bendim.. Notası Sen..

Pazar, Eylül 6th, 2009

Uzun ve sessiz bir veda cümlesini andırıyordu geçen zaman. Kağıda keleme karşı tuhaf bir tedirginlik kaplamıştı içimi. Suya yazı yazmak cümlesini defalarca kullanmıştım oysa ki ama şimdi ki kadar gerçekçi değildi hiçbiri. Eksiliyor, tükeniyordum. Benimle beraber biriktirdiğim ne varsa yitip gidiyordu. Ne umut kalıyordu geride, ne ıssız bir mavilik.

Tutunacak bir dal, sığınacak bir liman olmadığını hissettiğinde insan derin bir karamsarlık kaplıyormuş dört yanını; anladım. Gecenin ürkütücü karanlığını bastıran bu karabasanların ortasında dipsiz kuyulara atılan taşları andırıyordu parmaklarımdan dökülenler. Kimselerin bilmediği, fark etmediği tuhaf bir melankoliydi bu.

Her mısra kendi içinde bir cinayete gebeydi. Her satır arasında katlediyordum harflerimi.
Tutkulu aşkların ardından yazılan şarkıların eşliğinde aşka dair ne varsa çarmıha geriyordum, kimse bilmiyordu.

Kağıda ve kaleme olan bu tedirginlik köreltiyordu beni. Zihnimde uçuşan kelimeleri toplamaya ne isteğim ne de takatim kalıyordu. Zoraki bir veda cümlesinin kurgulanmış senaryosundan ibaretti her şey.

Ferhat’ı ya da Mecnun’u görmüyordu artık gözlerim. Adıma inat çoktan unutmuştum ümitlerimi. Gecenin karanlığını kuşanıp korkularım ceplerimde usul usul yol alıyordum, sığındığım limandan ayrılıyordum.

Şöyle bir göz attım az önce yazdıklarıma. Büründüğüm kimlikler, eşlik eden şarkılar, İstanbul, Marmara. Ne çok şey ile özdeşleşmiş meğer bu mısralar. Ne çok şeyin önsözü olmuş.

En çok sevdiğim mısranın altı çizilidir hala zihnimde. ‘ Endişelenme, hayalin senin kadar zarar veremez ‘ demiştim. Bugünlerde bir hayalin varlığından bile şüpheliyim. Oda aynı, duvarlar aynı ama yok. Sanırım hayalinden cisimlenen mısraların hoyratlığı onu da tedirgin etti, gelişleri gibi mısra mısra gidiyordu benden. Yokluğunu fark ettirmeden, varlığını hissettirmeden.

Sıradan bir akşamüzeri sıra dışı bir yazının ortasındayım. İlk kez kendimi bu kadar mağrur, yenilmiş hissediyorum. İlk kez bu kadar isteksiz, bitkin kelimelerim. Parmaklarım zar zor tutuyor kalemi. Tatsız tuzsuzum işte.

Zamanın o engellenemez devinimleri arasında gitmekle gitmemek arasındayım. Biliyorum, gidersem dönmesi zor olur. Belki yazmak bile kendime getiremez beni. Peki ya kalmak diyeceksin değil mi ? İşin o kısmı daha sancılı. Yıllardır olduğum yerdeyim zaten. Ne eksiğim var ne fazlam o güne nazaran.

Kapı arkasına asılan mevsimlerimi yaşıyorum. Bazen buz kesiliyor elim ayağım. Üşüyorum. Bazen ateşler içinde yanıyorum. Sanırım alışıyorum. Bu tuhaf değişimlere ayak uydurmayı başarıyorum sanırım. Artık takvim yapraklarımı da asıyorum kapı arkasına.

Birer birer eksiliyor, tüketiyorum zamanı. Senin gibi aslında. Ne çok benzer yanınız var bir takvim ile. En önemli tarihlerin işaretlendiği yerde orası oluyor, zamanı dolduğunda yırtılıp atılanda. Sende yaprak yaprak eksildin biliyorsun. Karşı koyamadın zamanın kendisine. Gücün mü yoktu isteğin mi orasını bilemiyorum.

Kendimi bulduğum tek yer burası. Bir beyaz kağıdın üzerine düştüğüm notların arasında yeniden doğuşlarımı izliyorum. Satır aralarında işlediğim cinayetlere inat tarihini attığım her yazının sonunda biraz daha ben oluyorum. Sen olmaktan o kadar uzaklaşıyorum.

Ne temennilerim kaldı artık ne iyi niyetlerim. Evet, yoktu şarkıların günahı, acıtan sendin içimi. Evet, hayalin senin kadar zarar veremezdi bana. Evet, titreyen bir mum alevinin isinde sakladım seni. İstanbul biliyordu, sende bilmeliydin. Bıraktığın yerde, sendeydim.

Bir solukta aklıma gelen ilk satırlar bunlar. Tüm temennilerimi dipsiz kuyulara attığım mısralarımla beraber yitirdim. Dipsiz bir kuyu olurum, olur ya düşersin, sen gelme demiştim.

Gözün aydın.

Mezarını yaşarken kazanlardan oldum. Gidişlerine sen gelmeden hazırladım kendimi. En güzel aşk sözcüklerini biriktirip o tutkulu şarkılar eşliğinde mırıldanmayı arzulamıştım ama ziyanı yok. Artık şarkılarda benim, sözcüklerde. Kuyuda benim, düşende.

Sen yine gelme. Gelişlerin gibi mısra mısra git demiştim ya unut onu. Gitme sırası kalbine geldiğinde alır kalemi susa susa yazarsın demişti ya şair, şimdi ona özeniyorum.

Parmaklarımın arasında kalemim, bu aşkın ayrılık fermanını yazıyorum.

Bana dair ne varsa bırakıp hayalinin avuçlarına, gidiyorum. Kırık dökük bir aşkın notlarıdır elinde tuttukların. İyi bak. İstanbul var içinde. Biraz Boğaz koydum, biraz Çamlıca. Biraz gece koydum, biraz şarkı.En çok mavi mesela. Biraz sitem var elbette, birkaç kırık hayal. Sen hangisini istersin bilemedim, ümidimle beraber koydum tüm ümitsizliklerimi.

Saysam tümünü bitmez, saymasam dert olur.

Yazık, bir başı olmadığı gibi bir sonu da yok bu aşkın. Şarkıda dediği gibi aslında. Değilim bir şeyin, olmadım hiçbir şeyin.

Sen gizli özneli cümlelerim faili, yazılarım hayaleti, sesimin, sessizliğimin nedeni; şimdi öznesiz, sessizim. Renksiz, sensiz.

Sana dair ne varsa tümünün sonuna koyuyorum ‘sız’ takısını. Bu da onlar gibi bir yazıdır şimdi. Adsız, adressiz.

Sensizliğin bendeki yansımalarıdır okudukların. Şimdi aç bir şarkı, bana gelsin. Giden sendin, kaybeden ben. Bu aşkın sözü bendim, notası sen..

Yalnızlık Yorar İnsanı

Pazar, Eylül 6th, 2009

Uzun oldu yazmayalı. Kaleme kağıda olan küskünlüğümden değildi halbuki. İki kelimeyi bir araya getirememe tedirginliğiydi parmaklarımdaki, başlayıp sonunu getirememekti beni endişelendiren.

Yazmak, yüreğin tozunu almaktı aslında. Söylenmek istenenler dile zor geldiğinde hayali parmaklarla dokunduk buğulu camlara. Sahipsiz bir iki kelime ile gizledik kendimizi tek damlaya. Ilık bir nefesin sıcaklığını hissedip iliklerimizde bir vedanın soğukluğunda bulabiliyorduk o serçe yürekleri.

Hadi, söyle ? Gitmelere kim alıştırdı seni. Kimden öğrendin mesela bu kadar umursamaz olmayı. Güçlü olmak için neler yapardın geceleri. Benim her notasına ayrı ayrı methiyeler düzdüğüm şarkılar nasıl oluyorda senin için anlamsız birer melodi olabiliyordu. Aşk için, aşk içinde yaşarken nasıl oluyordu da adın yoklukla özdeşleşiyordu.

En çok mavi olurdun mısralarımda, en çok ona yakışırdın. En çok o yakışırdı sana. İstanbul varlığınla şehirlerin sultanı oluyordu, fethini zor fatihini tek kılıyordu.

Yokluğunla yüzleştiğim anlarımdan biriydi yedi tepeli kadim dostumla tanışmam. Maviliklerinden yudum yudum seni içerken köprülerinden atıyordum kendimi soğuk sularına. Senin için, seninle boğuluyordum.

Yoktun. Gidişini sindirmek kolay olmadı. Önce duvarlarımdan başladım. Teker teker sildim geçmişin izlerini tümünden. Artık kendimi gizlemeye gerek kalmıyor nemli gözlerle kalemi elime alıp alkollü imlamı kağıtlara dökerken.

Artık sokaktaki yüzlerin aşinalığı ilk günlerde ki gibi değil mesela. Her ses sana benzemediği gibi her çalan kapıya sen diye koşmuyorum mesela. Telefonlarımı senin arama ihtimalin artık yok gibi. Bundan sanırım, ilgilenmiyorum artık telefon melodileri ile.

Hayal. Ömrümün varı ey hayal demişti Kenan Kalecikli bir yazısında. Ömrümün varı yaptığım anlarımı hatırlıyorum da ne zordu. Her gece duvarlarımda dans eden hayalini izleyip dokunmaktan yoksun kalmanın verdiği o tarifsiz acı ile yatağıma kıvrıldığım gecelerimi hatırlıyorum şimdi. Karanlığın hüküm sürdüğü bir cumhuriyetin tek sakini olmanın verdiği derin bir sancıydı yokluğun.

Doğacak günün herhangi bir anlam ifade etmediği anlarım oluyordu. Sevmek zor derlerdi. Yalnızlık daha zormuş meğer. Yalnızlık yorarmış insanı, anladım.

Gittin. Sen usul usul toparlanırken ben kendime kaçıyordum, kendimden kaçıyordum. Sensizlikle yüzleşmek sandığımdan daha çekilmez oluyordu.

Gittim. Senden sonra bende fazla kalamadım bu aşkta. Ya yokluk çok geldi, ya da ben yetmedim, emin değilim.

Bir süredir gidişlerine methiyelerde düzmemiştim. Öyle sessiz sakin kabullenmeye başlamıştım oysa ki. Gittim demek tek başına yetmiyormuş anladım. Bazen tanıdık bir melodi bazen tanıdık bir iki satır sandığından daha ötelere götürebiliyormuş insanı.

Söylesem inanmazlar, anlatsam güler geçerler. Bir aşktan ötesiydi mısralarımdan dökülenler. Gidişlere, terk edişlere inat mısra mısra tutunmaya çalıştım.

Nafileymiş çabalarım. Gelişlerin gibi mısra mısra gidiyordun işte.

Her tercih bir kaybedişti. Bu kez kaybetmek pahasına usul usul yol alıyorum bende. Sen kimden öğrenmiştin bilmiyorum ama ben senden öğrendim gitmeyi.

Hayalin senin kadar zarar veremez demiştim. Şimdi tak koluna hayalini; tüm notalar, şarkılar senin olsun.

Ne bir ses kalsın senden geriye ne bir soluk.

Unutmadan.

Yastığımdaki çukuruda götür giderken..

Sarhoş Kadının Aşkı

Pazar, Eylül 6th, 2009

Seni yazmayı istiyorum sevgili..
Harf harf satır satır seni yazmayı..Senli günleri..
Tanıştığımız günü..Sana aşık olduğum geceyi..
Dudaklarının tadına vardığım anı..Seni yazmayı istiyorum..
Kendini bana ilmek ilmek işleyişini anlatmak istiyorum..
Her önüme geleni kolundan tutup yaşadıklarımızı anlatmak..
Belkide gazetelere ilan vermek işte bu adam beni terketti diye..
Aklımdan binbir türlü saçmalık geçiyor yani..
Sindirmeye çalışıyorum bu ayrılığı kendimi inandırmaya çalışıyorum artık olmucağını..
evet sevgili artık sen olmayacaksın..Yağmurlar yağmayacak topraklarıma..
Güneş hiç vurmayacak sabah uyananan yüzüme..Yada ben farketmeyeceğim
bunların hiçbirini tadına varamayacağım bile..Çünkü sen olmayacaksın..
hayat damarlarımdan biri kopmuş olacak ve iyiye dair ne varsa akıp gidecek içimden..
Gene düşman ediceksin beni kendime..Gene anılara küfredeceğim işte..
Canımı yakacak çünkü bu şehrin her biyerindeki senli günler..
Sensiz günlere yaşadığımdan beri şu çok sevdiğim içki şişelerini bile almıyorum elime..
Hani her üzüldüğümde her sevindiğimde sarhoş olana kadar içtiğim..
İçemiyorum..Çünkü sen yoksun ve ben biliyorum sarhoş olduğumda bu şarhoş kadını
dizlerine yatırıp şarkılar söyleyecek tek bir adam bile olmayacağını..
Canım yandığında ben yanındayım ağlama artık diye kulağıma bir ses fısıldanmayacağını..
Ama biliyormusun genede kızamıyorum sana..Silemiyorum seni yürek defrerimden..
Herşeye rağmen sevileni silmek ihanet geliyor bana sevgilim..

Lenfoma Nedir ?

Pazar, Eylül 6th, 2009

Lenfoma en hızlı ilerleyen kanser türlerinden biri olmasına karşın, tedavi başarısı oldukça yüksektir. En önemli belirtileri boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki ağrısız bezeler, gece terlemesi, düşmeyen ve sebebi bilinmeyen ateştir. Ayrıca sürekli yorgunluk ve kilo kaybı da lenfomanın habercisi olabilir. Ancak bu belirtilerin başka hastalıklarda da görülebileceği unutulmamalıdır.

GÜNÜMÜZDE KANSER
Kanser, yılda 10 milyondan fazla yeni olguyla karşımıza çıkan, sonuçları en ağır hastalıklardan biridir.

Her yıl teşhis edilen kanser hastalıklarının önemli bir bölümü erken tanı ile etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

LENFOMA NEDİR?
Lenfoma, “lenf sisteminden” kaynaklanan kanserlerin ortak adıdır. Lenfoma çok çeşitli alt tiplerden oluşan, çok farklı davranış özellikleri gösterebilen bir hastalıklar topluluğudur. Birçoğunda doğru tanı ve güncel tedavi uygulamaları ile hastalıksız ve uzun süreli yaşama şansı olanaklıdır.

LENFOMA KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Lenfoma, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülen bir hastalıktır.

Lenfomaya yol açan bazı risk faktörleri
Uzun süren (kronikleşmiş) enfeksiyon hastalıkları,
Bağışıklık sistemini zayıflatıcı durumlar,
Bazı kimyasal maddelere maruz kalma (Böcek öldürücü ilaçlar gibi),
Bazı virüslerden kaynaklanan hastalıklar.

LENFOMANIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
1- Ağrısız bezeler:
En sık görülen belirti olan ağrısız bezeler, lenf bezlerinde oluşan, ağrı vermeyen, genellikle çapı 1 cm’den fazla olan düğüm şeklinde şişliklerdir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan bezeler, boyunda, koltuk altında veya kasık bölgesinde çıkar. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmaz, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Lenf düğümlerinin şişmesinin çok sık görülen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar söz konusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi enfeksiyondur. Şişen lenf düğümleri genellikle enfeksiyon iyileştikten sonra küçülür.

2- Sebebi bilinmeyen ateş:
Ortada hiçbir sebep yokken vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması.

3- Gece terlemesi:
Gece yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetli gece terlemesi.

4- Kilo kaybı:
6 ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının kaybolması.

5- Sürekli yorgunluk:
Şiddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk.

BU BELİRTİLER ORTAYA ÇIKTIĞINDA NE YAPILMALI?
Kendinizde bu belirtileri görürseniz, doktorunuza danışın. Ancak unutmayın, bu işaretlerin hiçbiri lenfomaya özgü değildir; pek çok başka hastalıkta da benzer belirtiler görülebilmektedir. Tanıyı sadece hekim kesinleştirebilir.

LENF SİSTEMİ NEDİR?
Lenf sistemi bedenimizin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf sistemi mikroplarla ve diğer pek çok hastalıkla mücadele eden akyuvarları (lökositler, kanın beyaz hücreleri) depolar ve bedenimizin her köşesine taşır.

Lenf sistemini tüm bedenimizde dağılmış olan bir ağa benzetebiliriz. Bu ağda lenf damarları, lenf bezleri ile diğer lenf organ ve dokuları bulunmaktadır.

Lenf damarları, kan damarları gibi ama onlardan ayrı bir sistem içinde, bedenimizin tüm bölgelerine dağılır.

Lenf damarlarında renksiz, suya benzeyen bir sıvı taşınmaktadır.

Bu sıvıya lenf sıvısı denir. Lenf sıvısında yer alan akyuvarların bir grubu, hastalıklarla mücadele etmek üzere bedenin her noktasına ulaştırılmaktadır. Lenf sisteminde görev yapan akyuvarlara lenfosit de denir.

Lenfositlerin iki görevi çok önemlidir:
1- Yabancı mikroorganizmalarla savaşmak.
2- Bedenimizde olası bir tümörün büyümesine engel olmak.

Bu ağın üzerinde bulunan önemli bir yapı da lenf bezleridir. Lenf bezleri, fasulye veya bezelye benzeri bir yapıya sahip olan küçük organlardır. Bunlar bağışıklık sistemimiz için önemli hücrelerin eğitimlerinden ve depolanmasından sorumludur. Lenf bezleri boyun, koltuk altları, kasıklar, göğüs kafesinin içi ve karın gibi bedenin belli bölgelerinde gruplar halinde bulunur. Lenf sisteminin diğer organları arasında bademcikler, dalak, kemik iliği de bulunmaktadır. Ayrıca mide, bağırsak ve cilt gibi bazı organlarımızda da lenf sistemi içinde yer alan doku bölümleri vardır.

Lenf damarları, lenf bezleri, diğer lenf organ ve dokularıyla birlikte tüm bu yapıya lenf sistemi denir. Bu yapı içinde ortaya çıkan kanserlerin genel adı da lenfomadır.

Bizde çok var

Pazar, Eylül 6th, 2009

Bir Amerikalı bir İngiliz ve bir Iraklı barda oturmuş içki içiyorlarmış.
Amerikalı içkisini bitirince bardağı havaya fırlatıp silahıyla bardağa ateş etmiş ve parçalamış : ‘bizim ülkemizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz aynı bardakla iki kere içmeyiz’ demiş…
İngilizde bunun üzerine içkisini bitirip bardağı havaya fırlatıp ateş edip parçalamış ve ‘bizim İngiliz sahillerinde o kadar çok bardak yapacak kum vardır ki biz aynı bardakla iki kere içki içmeyiz’ demiş…
Irak lı da soğukkanlılıkla içkisini bitirip bardağı havaya fırlatmış ve Amerikalı ile İngilizi çekip öldürmüş ve ‘Bağdat ‘ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar çok varki biz aynı adamlarla iki kere içmeyiz ‘ …

Pages: Prev 1 2 3 ...17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)