Archive for Ağustos, 2009

Beni Benden Kurtarsana…

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Gece mi sen, yoksa sen mi gecesin? Öyle bütünleşmişsiniz ki, ayıramıyorum sizi. Çıkarıp seni karanlıktan, öpüştüremiyorum gün ışığıyla. Gözlerinde şimşeklerin çaktığı gecede takılıp kaldı gözlerim. Kaybettim kendi üzerimdeki hakimiyetimi. Yağmurlu bir kış gecesinde, aşkınla ısındığım evinde kaldı yaşamın anlamı..

Kendimi aldım karşıma. Kavganın en somut halini yaşıyorum ruhumla. O ruh ki; direndi esarete zaman tanımayan aşklar boyunca. Nasıl becerdin bilmem ama esaret halkasını taktın aşkla süsleyip ruhuma. Edilgen bir köleye dönen ruhuma söz geçirebilmek adına kavgam. Öfkemin iğneli okları çift yönlü. Battıkça ruhumun saf aşkına, kanıyor kavgamla yorgun kalbim aynı anda. Pare pare sana dair tüm duyumsadıklarım. Hangi akıl hakim olabilmiş ki ruha, alayım kalbimi avuçlarıma, gücümü hissettireyim varlığında eriyen varlığıma? Aşka esir olanların esaretinde koşulsuz bir aidiyet var. Bir kez geçti o pranga kalbime, ellerim uzanmıyor zincirlerimi çözmeye…

Titriyor kalemim. Kırmak istiyorum ellerimi. Senin ellerinde uyandım aşka. Ellerim değilmiş yalnızca ellerine teslim ettiğim. Hangi demirden pençe söküp alabilir izlerini anılarımdan? Parmaklarımın her biri kırılsa öfkemin kasırgasından , silebilir mi avuçlarımdaki terinin gerçekliğini geçmişimden? Titrese kalemim, kırılsa ellerim, geçer mi öfke nöbetlerim? Ellerim, dinleyemeyip beynimin buyruklarını uzandığında telefona, attığın mesaj geliyor ekrana. Sevgililer gününde, sevgililiği onadığın birkaç cümle alaycı bir sırıtışla bakıyor bana. Saint Valentine’ı da ortak ettin ya oyununa, ne diyeyim? Senin oyunculuğunun üstüne kimseyi tanımam bu camiada.

Adının geçtiği cümleleri duymasın diye kulaklarım, tüm evrene kapılarımı kapadım. Gözlerim buluşmasın yanlışlıkla gözlerinin ışığında diye, elimden gelse sonsuzluk uykusuna yatacağım. Tüm şarkılar düşman oldu sayende Her melodide, her tınıda seni bulmaktan ölesiye yorgunum…

Ne vakit Boğaz’a dalsa gözlerim, kulaç atıyor sana düşlerim. Ne vakit düşsen aklıma, isyan ediyor aklım aşkıma. Gece siyah kollarına alırken beni, istemsiz adımlarla yine geldim kollarına. Düş te olsa, bir göz kırpışta ortalıktan yok ta olsa, hayali kollarınla sarıl son kez, aşkınla kavga eden bu kadına. Kendimle daha fazla mücadele edecek gücüm kalmadı. Beni benden kurtarsana… Bendeki seni geri alıp, beni benimle bıraksana… Gecenin en koyu tonlarında kaybediyorum tüm renklerimi. Hani sana çok yakışıyor dediğin bir renk vardı –ki beyaz derler adına- hiç olmazsa onu yarınıma bıraksana. Saydamlaşan bir aşkın karşısında çırılçıplak bir acıya dönüştüm usulca. Aşkınla giydirip, beni benden korusana…

Yerin Hala Dolmuyor !

Pazar, Ağustos 30th, 2009

ayrıLıqın 5.qünü ..

Buqun seni qördüm .. Herşey bittikten sonra seni iLk qörüşümdü .. Her zamanki yerde , Her zamanki neşenLe .. Belqi de qörmek için qeLdim oraLara .. biLemiorum .. Ama seni qörmek , artık yaraLarıma çare oLmak yerine daha çok kanatıyor beni .. Uzaktan uzaqa saatLerce izledim seni .. Sesini duydum .. Neşeni qördüm .. Gülüşünü isLedim .. Öyle içim acıdı ki .. Şuramda . Tam şu soL tarafımda bi ağrı beLirdi .. Boqazım düqüm düqüm oLdu .. Yutkunamadım .. Nefes aLamadım ..
Sana böyLe yakınken , uzaqınLa yetinmek bi hancer qibi yaraLadı beni ..

Neden bu haLdeyiz .. Neden bana veda edip qittin anLamıyorum .. SensizLiqi haketcek kadar aqır birşey yapmadım .. Yapmadıqıma inanıyorum .. Hiç tahmin edemedin mi dayanamayacaqımı .. Gün qectikçe eksiLip yok oLacaqımı .. BunLarı biLe biLe mi qittin .. O zaman biL ..
Çok ama çok yazık ettin ..

Ben yokLuqunda ; her sensiz qecen qüne Lanet ediyorum .. Uyandıqım her Sensiz qünaydına kahrediyorum .. Geceye qözLerimi kapadıqım her sensiz iyi qeceLerimde mahvoLuyorum .. Sensiz qünLer içime oturuyor .. Canımı yakıyor .. Her qece bir kez daha vedaLaşıyorum seninLe .. Her qece farqLı bir şekiLde hoşçakaL diyorum ..
Gidiyorum diyorum sana , hiç bi zaman qidemiyceqimi biLdiqim haLde
DuaLar ediyorum sana .. Bensiz hayatındada hep mutLu oL , neşeni hiç kaybetme diye .. Hasta oLma kendine iyi bak diye .. Çünkü sen daha terLi terLi su içmemeyi biLe biLmiyorsun .. Her qece dua ediyorum .. TerLiyken su içmesine enqeL oLcak birini çıkar karşısına diye ..

Ben yokLuqunun her qününde boyLesine parçaLanıp yok oLurken .. Sen yine qüçLü sen yine başın dik qeziyorsun .. Gülüşünden hic bir eksiLme yok .. Yine tebessüm ederken biLe qözLerinin içine kadar qüLüyorsun .. Sahi .. Merak ediyorum ..
Hiç mi acı çekmiyorsun ? Hİç mi bensizLiqe iç çekmiyorsun ?
Bu kadar mı hazır bekLiyordun hayatından gidişimi ? BensizLik bu kadar mı yaradı sana .. Çoktan yeni hayatına koyuLdun .. Çoktan herşeyi unuttun .. Bu kadar cabuk unutuLcak şeyLer mi yaşattım sana .. Boşluqu doLduruLcak iLişKiLerinden miydim bende .. Ne acı ..

Oysa ben seni en qüseL , en öseL yerime koymuştum içimde .. sana kendimi ; aLdıqım nefes qibi muhtac qörmüştüm ..
Ne boşLuqun doLduruLabiLir bende .. Ne acım dinebiLir .. Ama yinede .. Canın saqoLsun .. Bendeki aşk , seni yokLuqundada yaşamama yeter

Şimdi herşey tamamen bitmişken .. Dönüşü oLmayan biLetLer çoktan kesiLmişken ..
YaraLarım hiç durmadan kanamaya devam ederken .. Yinede biLmeni istediqim birşey var ..

Bu yürek iLk defa buqun kırıLmıyor .. Sen unuttum desende ; YERİN HALA DOLMUYOR ..

Seni Seviyorum Küçüqüm ..
Seni ÖzLüyorum Küçüqüm ..

Aşk !…

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız

terlemeye kalbiniz deli gibi çarpmaya

başlıyorsa…

Bu aşk değil HOŞLANMAKTİR…………………

Ellerinizi ondan

çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak

istiyorsanız …

Bu aşk değil ARZULAMAKTİR………………….

Yanınızda bir tek o olduğu için onü

istiyorsanız….

Bu aşk değil YALNIZLIKTİR…………………….

Herkes onunla olmanızı beklediği için

onunlaysanız…

Bu aşk değil SADAKATTİR……………………..

Size sıcak , yakın davrandığı için

onunlaysanız.

Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİKTİR……..

!

Üzülmesini istemediğiniz için

onunlaysanız…

Bu aşk değil AÇIMAKTİR…………………………

Ona değer

verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız..

Bu aşk değil ARKADAŞLİKTİR…………………..

Bütün

gün ondan başka hıçbir şey

düşünmediğinizi söylüyorsanız..

Bu aşk

değil KOCA BİR YALANDIR……………..

Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda

edebiliyorsanız…

Bu aşk

değil YARDİMSEVERLİKTİR……………..

O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa

İşte bu

AŞKTIR…

Tarif edemediğınız

bir çekim yüzünden ! ondan bi r türlü kopamadığınızı

düşünüyorsanız.

İşte bu

AŞKTIR…

O herkese

güçlü görünmesine rağmen

içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız..

İşte bu

AŞKTIR…

Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen

hiç pişmanlık duymadan onunla

kalmaya devam

edebiliyorsanız.

İşte bu

AŞKTIR…

Bize Sevmesini Öğretmediler Sevgili

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler.Hep bekletmeyi, hep ertelemeyi…bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik, hiç dinmedi doyumsuzluğumuz, biz hep uzaktakini sevdik sevgili… yanımızdakini değil, odamızın duvarının arkasındakini değil, bir şeyler paylaştığımızı değil, uzaklardakini, ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik…

Yanımızdakileri kırıp geçirdik, incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri… Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı. Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk, küçümsedik onların sevgisini, yeni heyecanlar arama isteği vardı. Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı. Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz.

Sorun bizdeydi sevgili. Sevgiye inançsız olan bizdik… Bir insan bizi sevmeye başladığında, yenildiğinde sevgimize; ondan uzaklaşır, nasıl da tiksinirdik sevgilerinden biz. Ama bizden biraz uzaklaşmaya görsünler onları yana yakıla nasıl da arardık. Çünkü biz sevilmeye alışmıştık, hatırlasana nasıl da ihtiyaç duyardık seslerine, kokularına. Kaybolmuştuk dağıttığımız sevgilerde. Kim bizi seviyordu, biz kimi seviyorduk. Sınırlar erir, karışırdı her şey. Öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardı ama onu kime vereceğimizi şaşırdık. İnanırlardı bize, inanırlardı o öksüz, sahipsiz, başıboş sevgimize. Çünkü çevremizdeki herkes o kadar hasretti ki sevgiye… Çünkü onlar da bizim gibi sınırlar içinde büyümüşlerdi. Açılamıyorlardı, kendilerini tanıyamadan çıkamazlardı, sınırdan izinsiz çıkış yoktu bize, sevgiye geçit yoktu.

Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini, kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur. Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında. Bunu bilirler sevgili, ama kıramazlar zincirleri. Aşkı, sevmeyi, sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken, aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti. Kendimden biliyorum, gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu. Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili. Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri. Kaygı dolu, ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri. Okuduğumuz yoksulluk romanlarında, gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında. Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık… Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden, birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya…. Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk, ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk. Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza. Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşkları da…Biliyor musun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben. Aslında onları tanımıyordum ben, ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine. Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar, onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben…

Bir tek seni tanıyorum aslında ben…
Bir tek seni…
Dinliyorum anlat hadi…

Demek sonsuza dek kaçıyormuş insan kendisinden……

Epilepsi Nedir ?Tanısı ve Tedavisi Nasıldır ?

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Epilepsi Nedir?
Doktorunuz çocuğunuzda mevcut nöbet ya da nöbetlerin “epilepsi” nöbeti olduğunu söylerse ilk sorunuz epilepsinin ne anlama geldiği olacaktır. Bu sözcük halk arasında “sara” adıyla tanınır. Epilepsinin ne olduğunu anlayabilmek için beyni bir bilgisayar gibi düşünmekte yarar vardır. Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur.

Bu olay belirli aralarla tekrarlanırsa o kişi de epilepsi var demektir. O halde nöbet, beynin kuvvetli ve hızlı bir elektrik akımı ile kaplanması sonucu oluşan kısa ve geçici bir durumdur, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

Epilepsiye yol açabilen nedenler
Çoğunlukla epilepsinin bir açıklamasının bulunamaz. Çocuklarda epilepsiye en sık yol açan nedenlerişöyle özetleyebiliriz.

Doğuştan gelen hastalıklar: Kromozom hastalıkları, yapım maddeleri ile ilgili değişiklikler içeren metabolik hastalıklar, bazı enzim eksiklikleri gibi doğuştan gelen nedenler.
Gebelikte bebeğin beyin gelişimini etkileyen mikrobik hastalıklar, annenin ilaç ve alkol alımı.
Doğum sırasında meydana gelebilecek beyin zedelenmesi, kanaması ve beynin oksijensiz kalması.
Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı.
Kazalara bağlı beyin zedelenmesi.
Beyin tümörleri.
Uzun süren ateşli havaleler.

Bazen nöbetler, olaydan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bir çok vakada da nöbetlerin nedenlerini en modern araştırma yöntemleri ile dahi bulabilmek mümkün olmayabilir.

Epilepsi çocuğunuza sizden mi geçmiştir?
Bir çocuğunuz daha olursa onda da epilepsi gelişme ihtimali var mıdır? Her iki soruya da verilebilecek cevap büyük oranda hayır olacaktır. Ancak hem anne hem de babanın ailesinde epilepsi olduğuna dair bulgu, ya da tek bir tarafta epilepsi hikayesi ile birlikte anne-baba akrabalığı varsa ve özel bazı epilepsi türlerine sahiplerse kalıtımın rolü olduğu söylenebilir. Bu konuda her hastanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu konuda daha fazla bilgi almak için doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir.

Epilepsi nöbetleri nasıldır?
Elektriksel bozukluk eğer beynin sadece bir kısmını etkilerse “parsiyel nöbet” dediğimiz nöbet tipi oluşur. Parsiyel nöbetlerin en sık görülen türü şuur kaybı ile birlikte olan “kompleks parsiyel” nöbetlerdir. Kişi sersemlemiş ve şaşkın bir haldedir, gözlerinin önünde benekler görebilir, kulakları çınlayabilir, mide bulantısı olabilir, elbiselerini çekiştirebilir, ellerini kollarını anlamsızca oynatır ve yaptıklarının farkında değildir. Genellikle nöbet geçtikten sonra da olanları hatırlamaz.

Başka bir parsiyel nöbette belli bir kas grubunu (örn: bir kolu veya yüz yarısını) kontrol eden beyin bölgesinin etkilenmesi ile olur. Nöbet esnasında sadece o kas grubu etkilenir ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlar, bu olaydan başka hiçbir kas grubu etkilenmez ve şuur kaybolmaz (basit parsiyel, fokal motor nöbetler).

Bütün beyin etkilendiğinde ise sonuç jeneralize nöbettir. Jeneralize nöbetin bir çeşidi jeneralize tonik-klonik nöbettir (grand-mal). Grand-mal nöbet geçiren bir kimse aniden şuurunu kaybeder ve yere düşer, kasları kasılır sonrada bütün vücudu sarsılmaya başlar, ağzından köpük gelebilir, dilini ısırabilir, idrar ve kakasını kaçırabilir, dudaklarında, yüzünde, ellerinde morarma olabilir. 1-5 dakika sonra çırpınma hareketi durur, arkadan bazen uyuklama veya yorgunluk dönemi başlar, bundan sonra kalkıp daha önce yaptığı işine devam eder.

Başka bir jeneralize nöbet tipi dalma (absans, petit-mal) nöbeti olarak bilinenidir. Bu nöbet o kadar kısadır ki, hissedilmeden geçebilir. Absans nöbeti geçirenler hayal kuruyormuşcasına çevrelerine birkaç saniye anlamsız gözlerle baktıktan sonra yaptıkları işlerine devam ederler. El kol hareketi yoktur, kişi kısa bir zaman için şuurunu yitirmiştir. Tedavisiz kalırsa bir gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Bu tip nöbetler çok kısa süreli olduğundan aile tarafından pek önemsenmeyebilir veya farkedilmeyebilir.

Nöbetlerin peşpeşe gelmeleri haline “status epileptikus” denir. Hayati tehlikesi olan bu durumda hastanın acilen hastaneye kaldırılması gerekir.

Her epilepsi nöbetinde şuur kaybı olmayabilir. Bazı nöbetler de sadece uykuda görülebilir. Burada anlatılanlar en sık görülen nöbet tipleridir. Epilepsinin başka tipleri de vardır.

Hastalığın teşhisi
En ideali hastanın nöbetini doktorun görmesidir. Ancak çoğunlukla bu mümkün olamaz, bu nedenle doktorunuz önce nöbeti gören kişiler ve anne-babadan nöbetin başlangıcı, sıklığı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi alır. Ayrıca gebelik, doğum, çocuğun gelişimi ve diğer aile bireylerinde nöbet olup olmadığı konusunda bilgi isteyecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayeneden sonra bazı laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç doğabilir. Bunların başında elektroensefalografi (EEG) gelir. Bunun yanısıra beyin tomografisi (CT), manyetik rezonans (MRI), uzun süreli EEG-video monitorizasyon ve çeşitli biyokimyasal ve metabolik tetkikler (kanda, idrarda ve beyin-omurilik sıvısında) gerekli olabilir. Bu tetkiklerin hiçbirisinin hasta açısından önemli bir tehlikesi yoktur. Aksine bu nöbetlerin nedenini bulmak, epileptik olmayan diğer bazı nöbetlerden ayırdedebilmek için gereklidir.

Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.

Nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı basit kurallar
Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu olabilecek zararlardan korumak ile sınırlıdır.
Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işle görevlendirin.
Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.
Çocuğu yan döndürüp tükrüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin.
Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecek maddelerinin çıkartılması yararlı olur.
Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.
Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik hiçbir şey yapmayın.
Unutmayın ki nöbet sonrasında çocuk yorgun, ne yaptığını bilmez haldedir, bu aşamada elinizden geldiğince sakin bir şekilde teskin ederek bu durumun düzelmesini bekleyin, güven verici olun.
Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğunuza, hem de doktorunuza yardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorunuzun sorularını cevaplamada çok işe yarayacaktır.
Akıllıca gözlemek akılsızca müdahele etmekten daha yararlı olacaktır.
Nöbet 10 dakikadan uzun sürerse ya da kısa bir süre sonra tekrarlarsa doktorunuza haber verip tavsiyelerine uyun ya da en yakın sağlık merkezine başvurun.
Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.

Epilepsi tedavi edilmeli mi?
Epilepsi, mutlaka doktora başvurulmasını ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınmasını gerektiren bir hastalıktır. Bu epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalıdır. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilirler ve bunlarda ilaç tedavisine gerek duyulmabilir, ancak bu kararı doktor vermelidir. Ülkemizde maalesef epilepsi hastalığı doktor olmayan kişiler tarafından tedavi edilmeye çalışılmaktadır.
Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir ve her nöbet bir sonra kinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşmesi olasıdır ve nöbet geçirme anında hastanın maruz kalabileceği tehlikeler vardır. Bunlar, merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma, vb.dir. Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle epilepsi mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur.
Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumunu baskılayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Epilepsi ilaçları hergün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Anne-babaların sık yaptıkları yanlışlıklar; *örneğin sabah dozu unutulduğunda akşam her iki dozun birlikte verilmesi veya *dozların çok dakik verilebilmesi amacıyla çocuğun uyku düzeninin bozulması gibidir. Bu uygulamalar hastaya yarar sağlamaz. İlacın veriliş saatlerinde yapılacak 30-60 dakikalık oynamaların zararı yoktur.
Doktorunuz çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçmiştir. İlaçları düzenli ve doktorunuzun tarif ettiği gibi kullanmanız çok önemlidir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamiyle geçirmediğini, ancak nöbet gelmemesini sağladığını ya da sayısını azalttığını bilmelisiniz. Bu nedenle aylardır nöbet olmuyor diye ilaç miktarını azaltmamalı ya da çocuğunuza vermekten vazgeçmemelisiniz. İlacın ne zaman kesileceğini ya da değiştirileceğini ancak doktorunuz bilir. Bazen kullanılan tek bir ilaç nöbeti kontrol altına alamayabilir. O zaman doktorunuz ikinci, bazen de üçüncü ilaç ilave edecektir. Çocuğunuzun geçirdiği nöbetlerle ve aldığı ilaçlarla ilgili kayıt tutarak doktorunuza yardımcı olabilirsiniz.

Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60’ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20’sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Anne babanın hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa orta çağın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.

Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir.

Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?
Evet, hastalıkların tedavisinde kullanılan tüm ilaçların olduğu gibi epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların da (özellikle uygun kullanılmadıkları zaman) hastada bazı yan etkileri olabilir. Unutulmamalıdır ki doktorunuz çocuğunuzun tedavi şemasını düzenlerken uygun gördüğü ilaçların yan etkilerini en az düzeye indirecek şekilde belirler.

Bazı epilepsi ilaçları tedavinin başlangıcında uyku hali, sersemlik, dengesizlik, ciltte döküntüler gibi yan etkilere neden olabilir. Doktorunuz bu tür yan etkilerin görülmememesi için ilaçları küçük dozlarda kullanmaya başlayarak zaman içinde doz artırmayı tercih edecektir. Bazen de tedavinin ilerleyen yıllarında iştah artışı, şişmanlama, saç dökülmesi, diş etlerinde kabarma, aşırı hareketlilik, kıllanma vb. gibi yan etkiler görülebilir. Doktorunuz, kullanılan ilacın çocuğunuzda yarattığı yan etkileri ve onun epileptik nöbetler üzerindeki etkisini yakından ve bilinçli olarak izleyen kişi olduğundan uygun aralıklarla muayene ve gerekli laboratuvar tetkikleri ile çocuğunuzu koruyacak önlemleri alacaktır. Bu durum “komşu çocuğuna iyi gelen ilacın” sizin çocuğunuz için kullanılmaması gerekliliğini anlatan en önemli sebeplerden biridir.

Epilepsi tamamen geçer mi?
Bu soruya kesin bir cevap vermek imkansızdır. Çoğu vakada bu durum ergenlik çağına gelindiğinde geçebilir. Diğer vakalarda ise nöbetler maalesef hayat boyu sürer. Her bir birey için gelecekteki durumu şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Eğer çocuğunuzda nöbetler arka arkaya 2-4 yıl görülmezse, doktorunuz yapacağı genel bir durum değerlendirilmesinden sonra vereceği kararla ilacı 6-8 ay gibi uzun bir sürede kesebilir. Böylece olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağı beklenebilir. Nöbetler tekrarlamayabilir, ancak tekrarladıkları takdirde yeniden ilaç tedavisine geçilecektir.

Epilepsi çocuğun hayatını etkiler mi?
Epilepsi kesinlikle utanılacak bir hastalık olmadığından çocuğunuzla çok sık görüşen ya da birlikte vakit geçiren insanların durumu bilmelerinde hiç bir sakınca yoktur. Önemli olan çocuğunuzun epileptik olması dışında hiçbir farkın bulunmadığının bilinmesidir. Çocuğunuzun sorumluluğunu sizlerle birlikte paylaşan öğretmeni, okul hemşiresi, servis sürücüsü, antrenörü vb. gibi büyüklerin ve çok yakın bazı arkadaşlarının da epilepsi konusunda hiç olmazsa genel bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Ne olup bittiğini bilmeyen kişiler böyle bir nöbeti seyretmekle korkabilir ve çocuğunuza yardım edemeyebilirler.

Öncelikle vurgulanması gereken nokta epilepsinin ruh ve akıl hastalığı ile hiçbir ilgisi olmadığıdır. Epilepsili çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazıları okulda ortalamanın üzerine bile çıkarlar. Epilepsinin ağır beyin hasarı ile birlikte olduğu bazı durumlarda (%20) zihinsel gelişme bozulabilir.
Epilepsinin çocuğunuzun hayatını bazı konularda etkileyeceğini kabul etmelisiniz. Pilot olamaz, yükseklerde çalışamaz ama üniversite dahil olmak üzere istediği okula gidebilir. Doktor, avukat, iş adamı, profesyonel sporcu, balerin, fizikçi olmaması için hiçbir neden yoktur. Epileptik insanlar evlenebilir, çocuk sahibi olabilir ve normal bir hayat yaşayabilir. Gerçekten çocuğunuzun yapamayacağı çok az şey vardır.

Dünyanın tarihi gidişini değiştiren nice ünlü insan epileptikti. Örneğin Julius Sezar, Büyük İskender, Napoleon Bonaparte gibi generallerin bu tür kişilerden olduğuna inanırmıydınız? Bu kişiler o dönemde günümüzün tıbbi bilgilerine sahip olunmamasına rağmen pek çok iş başarmışlardır. Ayrıca Dostoyevski, Gustave Flaubert ve Dante gibi büyük yazarlar, adına ödüller verilen Alfred Nobel, Tchaikovsky, Van Gogh, Buddha ve St. Paul de epileptikti.

Dikkat edilmesi gereken hususlar var mı?
Epilepsili çocuğunuzun da herkes gibi dengeli beslenmeye gereksinimi vardır. Hastalığından dolayı fazladan vitamin ve mineraller almasına gerek yoktur. Kolalı ve alkollü içecekler, çikolata, boyalı şekerlemeler, çay, kahve aşırı miktarda alınmamalıdır. Işığa duyarlı epilepsi türlerinde çocukların çok yakın mesafeden karanlık odada televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunları ile uzun süreli oynaması engellenmelidir. Diğer epilepsi türlerinde böyle bir kısıtlamaya gerek yoktur. Ayrıca aşırı uykusuzluk, ateşli hastalıklar, güneş altında uzun süre kalmak, uzun süren açlık ve kafaya gelebilecek darbeler gibi bazı durumlar nöbetin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır.

Spor yapabilir mi?
Çocuğunuzun pozitif tarafının belirgin olmasına gayret ediniz. Her insanın bir kuvvetli tarafı vardır. Çocuğunuzun o tarafını geliştirirseniz kendine güveni artar. Sporda, müzikte, resim çizmede ve benzer konularda yeteneği varsa, özendirilmelidir. Hastalığı bahane ederek, çocuğunuzun yapabileceği sporları ve işleri ihmal etmesine müsade etmeyiniz. Düzenli fizik faaliyet herkes için yararlıdır. Gerçekten de epilepsili hastalar spor faaliyetlerine katıldıkları zaman kendilerini daha iyi hissettiklerini ve daha az sayıda nöbet geçirdiklerini söylemektedir. Spor faaliyetlerine katılmakla sağlanan faydanın, yine aynı nedenle ortaya çıkabilecek tehlikelerden kat kat üstün olduğu açıktır.

Tehlike herkesin hayatında şu veya bu zamanda mevcuttur. Bu tehlike epilepsi hastasında zaman zaman sıradan bir hastanınkinden daha fazla olabilir ama, hastanın normal hayattaki faaliyetlere katılmasıyla sağlanacak fayda bu tehlikenin göze alınmasına yol açacak kadar fazladır. Özellikle çocuklarda olmak üzere hastanın diğer insanlarla karşılıklı ilişkiler kurması ve onların yaptıklarını yapması, onun diğerlerine ihtiyacı olmayan, üretken bir büyük olması yolunda atılacak çok önemli bir adımdır. Nöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde spor yapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel efora yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerine açık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğun olmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancak çocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplen atlamadan daha güvenli sporlardır.

Araba kullanabilir mi?
Epilepsililerin trafik kazası yapma ihtimali az da olsa diğer normal sürücülerden fazladır. Ancak bu risk diabet gibi kronik hastalığı olanlardan daha fazla değildir. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre epilepsili sürücülerin sebep olduğu trafik kazalarının %27 sinin nöbetlerden ileri geldiği, geri kalan kazaların ise alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı olduğu belirlenmiştir. Çocuğunuzun nöbetleri en az 2 yıldır (bu süre ülkelere göre değişmektedir) kontrol altında ise doktorunuzdan alacağınız izin ile (18 yaşını bitirmişse ve ehliyeti varsa) araba kullanmasında sakınca yoktur.

Anne-babalara özel not
Çocuğunuzun durumunu değerlendirmede gerçekçi olmaya gayret ediniz. Çocuğunuza karşı anlayışlı olunuz. Çocuğun kendisini epileptik değil de epilepsisi olan (diabeti, hipertansiyonu, tüberkülozu olan vb.) bir kişi olarak görmesini sağlayınız.

Genellikle pek çok epilepsili çocuğu davranış ve kişilik açısından diğer çocuklardan ayırt etmek mümkün değildir. Epilepsi nöbetleri genellikle dış faktörlerden etkilenmezler ve ansızın ortaya çıkarlar. Çocuğun üzülmesi, isteğinin yerine getirilmemesi, iştahsızlık, çok terleme veya terli halde su içme gibi durumlar nöbetlerin oluşmasında rol oynamazlar. Bu nedenle anne-babanın kendilerini suçlamalarına ve aşırı koruyucu ve kollayıcı davranmalarına gerek yoktur. Bu tutum çocuktaki girişimciliği önler ve aşırı korunan bir çocuk toplum içinde anne-babası gibi koruyucular bulamayacağı için geçimsiz bir erişkin olmaya adaydır. Aşırı koruma epileptik çocuk için olduğu kadar, kardeşleri tarafından kıskanılmasına yol açacağından aile içi sorunlar da yaratacaktır. Epileptik çocuğunuza ilginiz, diğer çocuklarınıza olan ilginizden az veya çok olmamalıdır. Ona özel muamele yapmayın. Sevginizi, disiplin anlayışınızı, dikkat ve ihtimamınızı eşit bölüştürün. Birine bir sorumluluk verdiğiniz zaman, diğerlerine de ona benzer bir sorumluluk verin. Şüphesiz bu sorumluluklar yaşlarına ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Epilepsisi olan çocuğunuza gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur. Ailenin tüm fertleri bu durumu olgunlukla ve tebessümle karşılamalıdır. Çünkü koşulacak mesafe uzundur.

Çocuğunuz için her şeyin mükemmel olmasını isteyen sizler için epilepsi tanısı önceleri bu rüyanızı yıkan kabus gibidir. Çoğu anne-baba gibi siz de kendi kendinize “Neden benim çocuğumun epilepsisi var?” diye soruyor, bazen kızgınlık, bazen korku, bazen de suçluluk duyuyorsunuzdur. Bunları hissetmeniz gayet doğaldır. Hislerinizi yenmeye çalışmanız çocuğunuza yardım etmenizi kolaylaştıracak ve ailenin beraberce olgunlaşmasını ve yakınlaşmasını sağlayacaktır. Anne baba hislerini kendi aralarında açıkca konuşmalı ve gerekirse doktorundan yardım istemelidir.

Çocuğunuza karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırken yaşını dikkate alın. Çocuğunuz nöbetlere yol açan bir hastalığı olduğunu bilmelidir. Olayın nedenlerini anlayabileceği kadar anlatın. Üç-dört yaşlarındaki çocuklar bile beynin vücudumuzun merkezi olduğunu ve değişik organlarımıza yapılmasını istediği şeyler hakkında emirler gönderdiğini anlayabilirler. Ancak bazen beynin gönderdiği acayip emre vücudumuz uymak istemese bile itaat etmek zorundadır. İşte kasılmaların nedeni budur. Ancak çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun sorunun hem bugün hem de yarın geçmeyeceğini öğrendiği zaman hissedeceği olumsuz duygulara karşı onu rahatlatmak zorundasınız. Size “Neden ben?” diye soracaktır. Sizin olayı kabullenmedeki beceriniz, gerek kendi gerekse çocuğunuzun hislerini kontrol edebilmeniz, çocuğunuzun söz konusu duruma karşı reaksiyonunu çok etkiler. Bu aşamada kendisi gibi krizleri olan bir çocukla buluşturmanın kendisine güvenini artırması açısından büyük yararı olacaktır. Bir kez daha vurgulayalım: kızmak, suçluluk hissetmek veya gelecekten korkmak gayet doğaldır. Her sorununuzu doktorunuzla görüşünüz.

Epilepsi bir derttir, ancak dünyanın sonu demek değildir. Siz çocuğunuzdaki epilepsiyi yok saymaz, bundan ürkmez, bu durumu mutluluğunuzu alt üst eden bir felaket olarak görmezseniz çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından gerekli temel koşulları oluşturabilirsiniz. Ancak bu koşullarda doktorunuz bilgi ve becerisini başarılı olarak uygulayabilir. Tıbbi durumunuzu konuşacağınız tek kişi doktorunuz olmalıdır. Her şeyi tek başınıza çözmeye çalışmak sizin için zor olacaktır. Böyle davranmak zorunda değilsiniz. Çevrenizde dostlarınız var. Ayrıca unutmayınız ki her çocuk gelecekte, toplum içinde kendi yerini alacaktır. Ona sorunu ile barışık yaşamayı öğretebilirseniz, topluma mutlu ve başarılı bir insan kazandırmış olursunuz.

Niran Ünsal-Aklım Hep Sende

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Sana birşey olur diye aklım hep sende
Rüyaların bile benim göz hapsimde
Seninle yanan yürek üşümezmiş ömrünce
Benim öbür yarım bedelsin tüm sevgilere
Benim öbür yarım bedelsin sen herşeye

Bensiz günlerini sen unut artık
Seven yüreğinde şimdi ben varım
Seni böyle sevmek günah ise eğer
Ben anadan doğma bir günahkarım

Seven yüreğim kor olana kadar
Gözlerimin feri solana kadar
Mahşer sirenleri çalana kadar
Seni yüregimde yaşatacagım

Nesi varsa senin inanki bu ömrümün
Satır satır sana ait her hikayesi
Aşk ikimize meleklerin hediyesi
Benim öbür yarım bedelsin tüm sevgilere
Benim öbür yarım bedelsin sen herşeye

Bensiz günlerini sen unut artık
Seven yüreğinde şimdi ben varım
Seni böyle sevmek günah ise eğer
Ben anadan doğma bir günahkarım

Seven yüreğim kor olana kadar
Gözlerimin feri solana kadar
Mahşer sirenleri çalana kadar
Seni yüregimde yaşatacagım

Niran Ünsal-Son Bir Sözüm Var

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Hic HeVeSim yok son bi söZüm var
BeN birTek oNu seVdim
Hic HeVeSim yok son bi söZüm var
BeN birTek oNu seVdim..

Giderim yürek eLLerde bu gidiS acidir bende
sevdaLiktan eSer yok giTmeye hic gönLüm yok..

Anamin öZüoLdu dügünün tadi zehir oLdu
cegiZimde sevgi yok aLisir yürek eLbete
sevisir ya beden tende sevdaLiktan eSer yok

Hic HeVeSim yok son bi söZüm var
BeN birTek oNu seVdim
Hic HeVeSim yok son bi söZüm var
BeN birTek oNu seVdim..

Giderim yürek eLLerde bu gidiS acidir bende
sevdaLiktan eSer yok giTmeye hic gönLüm yok..

Anamin söZü emroLdu dügünün tadi zehir oLdu
cegiZimde sevgi yok aLisir yürek eLbete
sevisir ya beden tende sevdaLiktan eSer yok

Hic HeVeSim yok son bi söZüm var
BeN birTek oNu seVdim..

Niran Ünsal-İzin Ver

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Günahımı çektim affet
Ateşimi yeniden yak
Ben sensiz bir hiçim
Anladım artık ne olur
İnadı bırak..

Her gece düşümde
Seni misafir ettim
Dayanacak gücüm yok
Ben bu hasretten bittim
Bu yürek bu sevdayı
Söyle nasıl terk etsin
Nereye gidersen git
Sen bana emanetsin..

İzin ver boynuna sarılayım
İzin ver yanına kıvrılayım
Senle dargın kalamam
İzin ver yine senin olayım..

Niran Ünsal-Farzet

Pazar, Ağustos 30th, 2009

AsLa ask her yerde baHar degiL
biZde ask kisLara hep gebe
yar isiTamadin gönLümü
isiTamadim kaLbini buNdan faZLa
aLisamadik biZ biZe konuSamadik
göZ göZe buNdan fazLa

FarZet kapiLip biZ deLice ask seLine
FarZet yaSadik doyduk güzeLe
FarZet kapiLip biZ deLice ask seLine
FarZet yaSadik doyduk güzeLe

Aski buLdugumu sandim sende
Aski sevdigini sandim bende
senLe ben aciyi sevda sandik geLdik yoL soNuNa
Aski buLdugumu sandim sende
Aski sevdigini sandim bende
senLe ben aciyi sevda sandik geLdik yoL soNuN

AsLa ask her yerde baHar degiL
biZde ask kisLara hep gebe
yar isiTamadin gönLümü
isiTamadim kaLbini buNdan faZLa
aLisamadik biZ biZe konuSamadik
göZ göZe buNdan fazLa

FarZet kapiLip biZ deLice ask seLine
FarZet yaSadik doyduk güzeLe
FarZet kapiLip biZ deLice ask seLine
FarZet yaSadik doyduk güzeLe

Filler Üzerine

Pazar, Ağustos 30th, 2009

Her milletten öğrencilere hayvanlarla ilgili ödev vermişler ve ”Filler üzerine yazın” demişler. Herkes birşey yazmış,

Fransızlar : Fillerde cinsel yaşam
Çinliler : Fil pişirmenin bin yolu
Etiyoplalılar : Bir fille bin kişi nasıl doyar?
İngilizler : Safaride fil avlama teknikleri
Almanlar : Filler ve fillerin Alman dil ve kültürüne etkileri
İranlılar : Filler çarşafa nasıl sokulur?
Amerikalılar : Daha büyük ve görkemli fil nasıl yetiştirilir?
Japonlar : Daha küçük ve daha ucuz fil nasıl yetiştirilir?
Yahudiler : Filler en pahalı ve en kârlı nasıl satılır?
Brezilyalılar : Fillerle karnavalda samba yapma metodları

Ve Türkler : Ne olacak bu fillerin hali?

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ...23 24 25 Next
Günün Sözü Özlü Sözler
    24 2009 Günün Sözü Firari Oldu Sevdam" (chatsayfalari.org)